BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hollanda: Alçak memleket -Nederland-

Hollanda: Alçak memleket -Nederland-

Nederland kelimesi, bana hep Enverland kelimesini hatırlatıyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bazı Alman generalleri ve siyasîleri, Türkiye’den “Enverland” diye bahsetmişlerdi. “Land” memleket demektir. “Enverland” ise: Enver’in memleketi!



Nederland kelimesi, bana hep Enverland kelimesini hatırlatıyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bazı Alman generalleri ve siyasîleri, Türkiye’den “Enverland” diye bahsetmişlerdi. “Land” memleket demektir. “Enverland” ise: Enver’in memleketi! Enver Paşa, çok genç yaşta hem Harbiye nazırımız hem de (1914-1918) yılları arasında, Başkumandan vekilimiz olmakla kalmamıştı. Koskoca bir ülkenin sahibi olarak da düşünülmüştü. Onun çok atak ve yiğit yapısı dolayısıyle, Türkiye’ye: Enverland bile denilmişti. Osmanlı İmparatorluğu veya Türkiye demektense, bazı ağızlar: Enverland diye açılıyordu: Enverland! Enverland! Enverland! Peki, Nederland ne demek acaba? Nederland da Hollanda’nın ikinci ismi. Nederland; “aşağı memleket, alçak memleket” demek. Buradaki aşağılık veya alçaklık, bir şahsiyet bozukluğu ifade etmiyor. Hollanda’nın, deniz seviyesinin aşağısında olduğunu gösteriyor. Hollanda, deniz seviyesinin 2.5 metre altında, aşağısında bir memleket. Yüzölçümü: 34.174 km2. Bu toprakların önemli bir bölümü Kuzey Denizi’nden çalınmıştır... Yaşadıkları toprakların deniz seviyesinden aşağıda olması, onları her med-cezir hadisesinden sonra büyük kayıplarla karşı karşıya koymuş. Hollandalılar, kabaran ve üzerlerine gelen denizleri, devâsâ sedler yaparak durdurmaya, gemlemeye çalışmışlar. İklim ve toprak yapısı, onları dikkatli olmaya, çalışkan olmaya ve sanayileşmeye zorlamış. Bugün Hollanda’da 15 milyon kişi yaşıyor. Nüfus yoğunluğu bakımından Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında. Km2’ye düşen insan sayası: 440 civarında. Hollanda bütçesi 182 milyar dolar! Fert başına düşen milli gelir 20.000 doların üzerinde. Bütün Hollanda, Konya’dan daha küçük bir ülke. Konya 43.845 km2. 1990 yılında, Hollanda’ya 213 milyon dolarlık mal satmışız. 216 milyon dolarlık mal almışız. 1998 yılında bu denge, bizim aleyhimize bozulmuş. 885 milyon dolarlık ihracatımız olmuş. İthalatımız ise 1 milyar 446 milyon dolara yükselmiş. Hollanda’ya giyim-kuşam eşyasıyla meyve-sebze gönderiyoruz. Karşılığında kimyevî maddelerle makina alıyoruz. Biz, bu ülkeye, 1960 yılından itibaren işçi olarak gitmişiz. Hollanda Kraliçesi, o münasebetle bir açıklamada bulunmuş. Demiş ki: “...Bir zamanlar, Dünyanın en büyük, en medenî, en müreffeh devletini kuran Osmanlılar’ın torunları ülkemize geliyorlar. Onlar bize, çeşitli güzellikler kazandıracaklar. Türklerin çalışkanlıklarına, temizliklerine, kibarlıklarına, doğruluklarına, hayran kalacaksınız. Türkler’e karşı siz de çok nazik davranmalı, dikkatli olmalısınız!” Halk, ilk önce, bizim işçilerimize gerçekten çok iyi davranmış. Onları evlerine davet etmiş. Hatta davetlerde, zaman-zaman Hollandalılar arasında tartışmalar bile olmuş. “Ben götüreceğim!” “Hayır benim misafirim olacak!” çekişmeleri görülmüş. Bazı işverenler, Türkiye’ye gelen işçilerimizi kendi arabalarıyla havaalanına bırakmışlar. Türkiye’den dönen işçilerimizi, uçaklardan kendi arabalarıyla fabrikalarına taşımışlar. Ama bu hal, uzun süre devam etmemiş. Hollandalılar bizim işçilerimizin davranışlarından, hal ve hareketlerinden zamanla soğumaya başlamışlar. Hatta bir ara, bizimkileri, ülkelerinden çıkarmak bile istemişler. Şimdi Hollanda’da, üçyüzbin civarında, Türk pasaportu taşıyan insan yaşıyor. Cezaevlerinde ise 12.000 mahkûm ve tutuklu var. Bunların 4.000’i Müslüman. Bu 4.000 kişinin 2.000’i ise maalesef Türk pasaportlu! Bizimkilerin işledikleri suçların başında uyuşturucu kaçakçılığı geliyor. Hırsızlık, kavga ve cinayet ise ikinci ve üçüncü sırada yer alan suçlardan. Hollanda’da uyuşturucu kaçakçılığı bütünüyle PKK mensuplarının elinde. Burada hazin bir durumla ve saçma-sapan bir değerlendirmeyle karşı karşıyayız. PKK mensupları meydanlara dökülerek, Türkiye aleyhinde nümayişler yapınca sadece Hollanda basını değil, bütün Avrupa gazeteleri: “...Kürtler, Türkiye’yi protesto gösterilerine başladı...” diye yazıp çiziyorlar. Aynı PKK mensupları uyuşturucu kaçakçılığından yakalandı mı ve mahkûm oldu mu Batılı kalemler bu defa: “Türkler, eroin ve esrar kaçakçılığıyla gençlerimizi zehirliyorlar!” diye dövünüp duruyorlar. Bir haftadan beri Hollanda’dayım. Hollanda Orta Asya Eğitim ve Dayanışma Vakfı (SNMA)’nın davetlisiyim. Hollanda’ya bu benim beşinci gelişim. Amsterdam’a bir akşam üstü indim. Amsterdam Kuzey Deniziyle iç içe bir başşehir. Amsterdam’dan Rotterdam’a geçtim iki şehir arasındaki mesafe 80 km. kadar. Dört şeritli ferah bir otobandan, bir kayak pistinden kayarcasına, uçarcasına Rotterdam’a ulaştık. Rotterdam’a alaca bir karanlıkla birlikte girdik. Şehrin bütün ışıkları yanmıştı. O güzelim evler, sımsıcak bir türkü tutturmuştu. İncecikten bir yağmur yağıyordu. Caddelerde bir tek kadın bile yoktu. Ama Rotterdam, alımlı, esrarlı, mağrur bir esmer kadına benziyordu. Nedendir bilmem, Rotterdam bana, yağmur altında ıslanmış, saçları hafifçe dağılmış ve ipek entarisi vücuduna oturmuş güzel bir kadını hatırlatıyordu. Rotterdam, 750.000 nüfuslu şahsiyetli bir şehir. Şehrin şahsiyeti, tamamen kendisine has olan mimarisinden doğuyor. Alman orduları, İkinci Dünya Savaşı’nda Rotterdam’ı adeta yerle bir etmişler. Taş üstünde taş bırakmamışlar. Ama Hollandalılar kendi mimarîleriyle Rotterdam’ı yeniden ayağa kaldırmışlar. İnsanı büyüleyen bir şehir kurmuşlar. Hollanda’nın: Rotterdam, Den Haag, Lahey, Amsterdam, Tiel, Utrecht gibi şehirlerinde işçilerimizle, üniversite öğrencilerimizle ve işadamlarımızla sohbet toplantılarım oldu. Onlara: Türkiye’nin ve Türk Cumhuriyetlerinin dününü, bugününü ve yarınını anlatmaya çalıştım. Hollanda’da ikiyüze yakın camimiz var. Bunlardan otuz kadarı kubbeli ve minareli câmi. Cuma günleri, minareden ezan okunuyor... Hollanda intibalarım bitti mi? Biter mi hiç. Kısmet olursa yine yazacağım.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT