BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doluverdi göz pınarları...

Doluverdi göz pınarları...

Şahin’in soğukkanlı, acımasız, hayatın her türlü sürprizine hazırlıklı, katı yüreği bile bu kadarını kaldırmakta zorlanmıştı.



Şahin’in soğukkanlı, acımasız, hayatın her türlü sürprizine hazırlıklı, katı yüreği bile bu kadarını kaldırmakta zorlanmıştı. - Benzin de alalım, hem de karnımızı doyuralım. İndiler. Hava kararmıştı. Şehnaz üzerindeki ince bluzla ürperdiğini hissetti. Yavaşça yaklaştı genç adama: - Ben üşüdüm gibi... Burası serinmiş. Hiçbir eşyam da yok yanımda, nasıl gideceğim ki? - Alırız, merak etme, idare et şimdi. Her şeyi yeni baştan alırız üstüne başına. Memnun bir tavırla gülümsedi. Ayakkabı da aldıracaktı. Üzeri bantlı, arkası açıklardan. Bir de uzun, pileli etek. Çok beğenmişti Kadıköy’de bir vitrinde gördüğü zaman. Ama üzerindeki etiketi okuyunca gözleri yuvalarından fırlamış, asla böyle bir şeyi satın alamayacağını düşünmüştü. Neredeyse atölyeden eline geçen bir aylığı kadardı fiyatı. Şahin zengindi. Kaç kere pastahanede oturduklarında hesabı öderken cebinden tomarla para çıkardığını görmüştü. Sonra üstü başı kaliteliydi. Hep yepyeni ve temizdi giysileri. Pahalı yerlere gidiyor, çekinmeden harcıyordu. Bu da cazip gelmişti genç kıza. Doğduğundan beri çektiği sıkıntıları artık çekmeyecekti. Hep istediği şeylere ulaşamamanın verdiği mahzunlukla büyümüştü. En mutlu olduğu zamanlardan biri babasının portatif kaset çaları getirdiği gündü. Seher çok kızmıştı Reşat’a o zaman: - Bu kadar şeye ihtiyacımız varken sırası mıydı şimdi radyo almanın Reşat? Diyerek suratını asmıştı bütün gün boyunca. Kendisi de ne zaman açıp dinlemeye kalksa hemen kaşlarını çatar: - Bir bu eksikti evde, her şeyimiz tam da fan fin fonumuz kusur kaldıydı... diye söylenir dururdu. Oysa bir sürü şeyde gönlü vardı Şehnaz’ın. Güzel giyinmek, kaliteli eşyalar kullanmak istiyordu. Komşularının kızları gibi denize gitmek, eğlenmek, haftada bir sinemaya gitmek istiyordu. Bir televizyonları bile yoktu evlerinde. Bazen karşı komşusuna giderdi televizyon izlemek için Afyon’dayken. Ona da kızardı Seher: “Çok mu lazım televizyon seyretmek, otur, gece vakti el alemin evinde işin ne, evin erkeği geliyor, adam rahat edemiyor, yakışık almıyor böyle şeyler...” diyerek mani olurdu. Kırk yılda bir ses çıkartmazsa gider, hüzünlü aşk filmlerini seyrederdi. Hep mağduriyet içinde büyümüştü. Şimdi bunun acısını çıkartmak istiyor, rahat, istediğine istediği zaman kavuşabileceği bir hayat yaşamak istiyordu. Bu yüzden de kapılmıştı biraz Şahin’e. - Haydi gel, bir şeyler yiyelim... Genç adam biraz önce yaşadığı sarsıntıyı atlatmış gibiydi. İçinden: “Artık Bekir değilim ben, hayatım yepyeni ve adım Şahin Demir. Hiç önemli değil daha önce yaşananlar...” diye kendi kendine telkin ediyor, rahatlamaya çalışıyordu. Yan gözle genç kıza baktı. Bu durum, bu heyecan bir an hoşuna bile gider gibi oldu. Alaylı ve şeytanca bir tebessüm belirdi dudaklarında. Yüreğindeki kin galip gelmişti yine... * * * Seher, günün ağarmaya başladığını çarşı içindeki caminin minaresinden yükselen ezan sesini duyunca fark etti. Kapının eşiğinde sabahlamıştı. Bütün gece kımıldamadan oturmuş, gözleri yokuşa dikili beklemişti. Bakışları donuk, yüzündeki çizgiler derinleşmiş, çökmüştü. Yaşından on beş yaş fazla gösteriyordu. Yan tarafta oturan Siirtli Kezban’ın kocası erkenden giderdi işe. Seher’i eşikte öylece oturur görünce telaşlandı: - Günaydın abla, hayrıdır? Yavaşça kaldırdı kafasını, boş gözlerle baktı adamın yüzüne. Doluverdi göz pınarları. Omuzlarını kaldırdı. Eğer bir tek şey söylemeye kalksaydı, kelimeler bir çağlayan halinde hıçkırıklara dönüşüp fırlayacaktı boğazından. Halil endişeyle kendisini geçiren karısına döndü: - Kezban, Seher abla hasta galiba, bak bakayım... Kezban cılız adımlarla yaklaştı. Omzuna dokundu kadının: - Seher abla, neyin var senin? Fısıltı halinde çıktı tek bir cümle dudaklarından: - Kız gitti Kezban... Kaçmış... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT