BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bayram aynı bayram devir ve dekor değişti

Bayram aynı bayram devir ve dekor değişti

Devir değişti, doğal olarak bayram meydanlarındaki dekorlar da değişti. Ama en büyük değişimi insanlar yaşadı. Yine bayramlıklar alınıyor, mümkün mertebe ziyaretler yapılıyor; ama bir gerçek var ki aynı tat alınamıyor.



> Sinem Bütün Sabah uyanıyorsunuz. Sizinle birlikte herkes uyanmış. Ailenin erkekleri namaz sonrası kabir ziyaretine, ardından da kurban kesmeye gitmiş. O sırada evi tatlı bir telaş sarmış. Kolonya ve şeker salondaki yerini çoktan almış. Kadınlar yemek hazırlığında. Kurban etinden yapılacak yemeğin çeşnisi tencerede hazır bekliyor. Her şey çok özel. Her tat, diğer sabahları kıskandıracak lezzette. Koşa koşa posta kutusuna gidiyorsunuz. İçleri rengârenk kartpostallarla dolmuş. Her birinde benzer cümleler yazılı; ama okundukça yüzler gülümsüyor, uzaktakiler anılıyor. Erkekler namazdan dönüyor. Bayramlaşma anı gelmiş. Önce varsa aile büyükleri, sonra anne, baba, derken çocuklar... Eller öpüldükten sonra masaya geçiyorsunuz. Annenizi onurlandırmaya başlıyorsunuz: “Ellerine sağlık anne, çok güzel olmuş!” Annenizin “afiyet olsun” derken yanakları kızarıyor. Erkekler kurbanı anlatıyor; nasıl seçtiklerini, kurbanın güzelliğini, yaptıkları pazarlığı, kesimi... “Maşallah!” diyerek dinliyorsunuz anlatılanları. AH O GİYSİLER Yemek sonrası giyinmek için odanıza geçiyorsunuz. Ah o giysiler! Giymek için sabırsızlıkla beklediğiniz en güzel, en temiz kıyafetler sizi odanızda bekliyor. O sırada anneniz, dağıtılacak etleri torbalara yerleştiriyor. Artık evden ayrılma zamanı gelmiş. Komşularla başlayan, sonrasında akrabalarla devam eden ziyaretlere gidiyorsunuz. Her kapıdan küçük bir hediyeyle ayrılıyorsunuz. Oyalı mendiller, çoraplar, gömlekler, şekerler, çikolatalar; bir de harçlıklar. Gün boyu eliniz cebinizde dolanıyorsunuz. Kuytu bir yerdeyken çıkarıp saymaya doyamıyorsunuz. Saatler ilerliyor. Artık yediğiniz tatlının miktarını unutmaya başlamışsınız ve yeni sunulanlarla mücadele etmeye başlıyorsunuz. Siz: “Yok ben almayayım!” derken karşıdan: “Ama bu ev baklavası, çok hafif...” ısrarı geliyor. Sanki baklavanın hafifi olurmuş diye düşünürken bir tabağı daha bitiriyorsunuz. Sayılı günler, bu ve benzeri biçimde geçiyor. Belki her akşam eve yorgun dönüyorsunuz, bayramlık ayakkabılarınız ayağınıza vuruyor; ama hiçbir şey bayramdan aldığınız zevki gölgelemiyor ve bir sonraki bayramı görebilmeyi diliyorsunuz. Eğer yukarıda yazılanları okurken geçmişe dalıp satırlarda kendinizi bulmuşsanız, her şeyin az, her şeyin kararında olduğu yılları yaşamışsınız demektir. ŞİİRLERDEKİ BAYRAM Mehmet Akif’in “Bayram” adlı şiirinin bir bölümünde bakın bayram yerleri nasıl tasvir ediliyor: “O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller, Bu başta: Paldımı düşmüş semerli bülbüller! Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar, Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...” Merhum, aynı şiiri bugün yazsaydı, herhalde düldüllerin yerine otomobilleri, kömür çeken develerin yerine de kamyonları koyardı. Devir değişti, doğal olarak bayram meydanlarındaki dekorlar da değişti. Ama en büyük değişimi insanlar yaşadı. Yine bayramlıklar alınıyor, mümkün mertebe ziyaretler yapılıyor; ama bir gerçek var ki aynı tat alınamıyor. ‘AH VAH!’ DEMENİN FAYDASI YOK Çocuklarımızın gözünde yeni kıyafetlerin çok da anlamı yok. Bayram harçlığı o kadar önemli ki oyalı mendile bakan yok. Hayatında kartpostal görmemiş ve kartpostalın nasıl yazılacağını da sadece derslerde görmüş çocuğa bunun güzelliğini anlatmak, çöldeki adama karın güzelliğinden bahsetmekle aynı şey. Şekerlerin, çikolataların kıymeti bilinmiyor. Herkesin her şeye kolayca ulaştığı ve tükettiği bir dönemde çocuklarımızın bayramı hakkıyla anlaması, yaşaması beklenemez. Geçmişe dönmek, o şekilde yaşamak güzel olurdu; ama bunu yapamıyorsak “ah, vah!” demenin de anlamı yok. Bize düşen, değişimin neresinde olursak olalım sevgi ve saygı ile yaklaşmanın, yardımlaşmanın, gönül almanın önemini bilerek evlatlarımıza bunu öğretmek. Bunu başardığımız sürece bayram heyecanları yaşanmaya devam edecektir. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com Kuşlar gerçekten ıslanmaz mı? Kuşlar, gagalarında ürettikleri yağı alarak tüylerine sürer. Bu da suyun yağı geçerek tüylere ulaşmasını engeller. Yani kuş tüyleri suya dayanıklıdır. Neden ateşimiz çıktığında üşürüz? Ateş, vücudun kendi termostatının ısısını yükseltmesiyle ortaya çıkar. Ancak kişi, terlemediği ya da kan basıncı yükselmediği için üşür. “Tweetçi” erkamaj Takip edemeyenler için altyazılı film ne ise, erkekler için de kadın dırdırı öyledir. borastronaut Sosyal ağlarda “yaşadığı yer” kısmına London Paris vs yazıp yarım saat sonra Taksim’de dürüm yerken görülen genç gözyaşlarına hâkim olamadı. cansinmert Yemek koyulurken, “bu kadar yeter” dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye ‘anne’ denir. keremsefa Şeref Yalçın’ın Allen Iverson’a “Çaaaaak” demesi kadar yüzeysel bir karşılama görmedim. geceleriesen Kadın-erkek farkını ilk ortaokul sınavlarında anladım; kadın öğretmenler gidiş yoluna puan verirken, erkek öğretmenler hep kesin sonuç beklerdi. hasiralti “Bu sene Hac, Kurban Bayramı’na denk geldi” cehaletine karşı yine de temel bir din kültürü eğitimi şart sanki. Elif_Safak Yazarlar birbirlerinin kitaplarını pek okumaz ya, okusa da söylemez, söylese de beğenmez. Hâlbuki önce “okur” olunmadan “yazar” olunmuyor. misafirterligi Tam ders çalışacakken uykum gelirse uyurum. Tam uyuyacakken ders çalışmak istersem gene uyurum. GokhanBeter Burçları ne olursa olsun, bazı insanların yükselenleri daima “Öküz”dür... ceriLevis Caroline, insanlık durumunu; ‘’insanlıktan çıktı’’ olarak değiştirdi... tootsieroll Dolabımda 2013 son kullanma tarihli bir mayonez varken 2012’de dünyanın sonu nasıl gelir anlam veremedim. Filmi arşivimden çıkartıyorum. resulertas Şampuanın bittiğini fark ettiğinde içine az su koyup köpürtüp kullanan bir insan, yoğurda su katarak ayranı bulmuş bir ırkın ahfadıdır. tzr Amerika’da da çocuk duşa girdiğinde, anne mutfaktaki çeşmeyi açtığında duştaki su azalıyor mudur acaba? YAZILI YOKLAMA Soru: Where are you from? Cevap: I am from İstanbulluyum. Soru: Koşma nedir? Cevap: Yürümenin hızlı şekline koşma denir. Soru: Anadolu Selçuklu Devleti nerede kurulmuştur? Cevap: Anadolu’da Soru: Rize’de yetişen tarım ürününe 3 örnek veriniz. Cevap: Çay, fındık, ananas. Soru: Aristo kimdir? Cevap: Çamaşır makinesini bulan insan. Soru: (Felsefe İmtihanı): Bana bu sandalyenin var olmadığını kanıtlayın! Cevap: Hangi sandalye? (100 puan) BİLİYOR MUSUNUZ? Dünyanın en “kokulu” camisi Tebriz şehrindedir. Mescit inşa edilirken çamuruna misk kokusu ilave edilmiştir ve 600 sene geçmesine rağmen hâlâ mescit misk kokmaktadır. SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Yılda iki kez uğrayan sevgili Her bayram sabahı yerçekimsiz bir rüyaya uyanır çocuklar. Zaman, bir çocuğun ağzındaki akide şekeri gibi yavaşça erirken tek bir cümle sokak sokak dolaşır, hane hane gezer... “Bayramınız mübarek olsun.” Mutluluğun parolası olur bu üç kelime. Nerede söylense eller kenetlenir, gülümseme dudaktan kalbe iner ve Müslümanlar, dünyanın en mütevazı bayramında, hayatlarının en büyük coşkusunu yaşarlar. Avrupalı, evlerden sokaklara taşan bu sevinç ve coşkuyu biraz şaşkınlıkla seyreder. Ne havai fişekli kutlamalar vardır, ne fener alayları, ne de büyük orkestralar... Sevinmek için bile maddi sebeplere bağımlı olan Avrupalı şaşırmakta haklıdır aslında. Çünkü bilmez ki el öptükten sonra harçlık bekleyen bir çocuğun gözlerindeki ışıltı, binlerce havai fişeğe; bayram kahvaltısında bir araya gelen ailenin yüzüne yansıyan aydınlık da en büyük fener alayına bedeldir. Ve festivallerde insanları coşturmak için çalan kalabalık orkestralar, bir bayram sabahı ilaç kokan loş bir evde çalan zil sesinin coşkusuyla kıyaslanamaz bile. Hayatın normal akışı içindeki her bir kıpırtı, sevince kanattır o günde. Ve mutluluk en bulaşıcı hâliyle yayılır. Kimi zaman namaz sonrası fırından alınan sıcak bir ekmeğin kokusuna, kimi zaman da yastığının yanına koyduğu yeni ayakkabılarına gülümseyerek bakan bir çocuğun gamzesine yerleşir. Bayram, bazen biriktirdiği parayla çatapat almaya koşan çocuğun adımlarındaki telaş, bazen de kahvaltıya börek yetiştirmek için hamur açan bir annenin alnında biriken terdir. Sıkıntıların üzerine çekilen kadife bir perde, her harften sadece en güzel kelimelerin yer aldığı eşsiz bir lügattir. Dünya telaşına verilen kısa bir sevinç molası, küskünlerin barışma istasyonudur. Bayram öyle bir zamandır ki o günde ölene bile gıptayla bakılır. İmanı olan için, her bayram bir Şeb-i Aruz provasıdır. *** Bayram, yılda iki kez uğrayan bir sevgili gibi kapımızı çalmaya hazırlanırken bazıları çocukluğunun bayramlarından bahsedip şikâyet etmeye başladılar bile. Sanki şimdiki bayramların tadı yokmuş gibi... Hâlbuki “Nerede o eski bayramlar?” hayıflanmaları, aslında “Nerede o eski ben?” sorusunun bilinçaltındaki yanlış tercümesidir. Günahsız günlere duyulan özlemi, suçu zamana atarak dindirmeye çalışan yetişkinlerin avuntusudur. Bilmezler ki değişen bayramlar değil, kalplerdir. Bayramınız mübarek olsun.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT