BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ben de sana geliyorum”

“Ben de sana geliyorum”

Mezarımı kazın geniş ve derin. Düzköy mezarlığı gölgeli, serin. Akları giyinip olmadım gelin, Kefen ile gelin oldum Burhan’ım..



İsmini vermek istemeyen bir okurumuzun yazdığı, beş yıl önce Samsun’un Bafra ilçesinin Düzköy köyünde yaşanan aşk hikayesini yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. 18 yaşındaki Neslihan ile 24 yaşındaki Burhan, ilkokuldan beri birbirini sevmektedir. Büyüdüklerinde de aralarında devam eden bu aşkı öğrenen aile, kızına baskı yapar; oğlanı da tehdit eder. Zaman içerisinde köye yayılan “hamile” dedi kodusu, genç kızı çileden çıkarır ve birgün Neslihan tütün ilacı içerek hayatına son vermek ister. Genç kızı derhal hastaneye kaldırırlar... “Neslihan, Samsun Tıp Fakültesi’nde yoğun bakıma alınıyor. Panzehir de bulunuyor, çok da uğraşıyorlar. 2 gün yoğun bakımda kalıyor genç kız... Üçüncü gün Neslihan’ımızı kaybettik. Sandık ki dünya başımıza yıkıldı. Herkes perişan. Hastane personeli bile çaresizlik içerisinde ağlıyor: -Ceylân gibi gencecik kız. Neden canına kıydı? Bu arada, dedi kodusu sebebiyle kızına şiddet uygulayan babanın eline, kızının bâkire olduğuna dair rapor tutuşturuluyor. Ama artık Neslihan yok... Bu olayı duyan Burhan, sinir krizleri geçirir. Kendini yerden yere atan gencin feryatları köyde herkesin yüreğini yaralar. “Böyle mi sevilirmiş” dedirten bir inlemedir aslında onun feryadı. Neslihan’ın cenazesi köye getirilirken, Burhan’ın yakınları da genci zincirlerle zapt etmeye çalışmışlardır... Eh, görünürde başarmışlardır zapt etmeyi. Dolayısıyla Neslihan’ın cenazesi toprağa verilmiştir. Bir gece yatar genç kızın cenazesi toprakta. Burhan’ın yüreğindeki acıyı kim nerden bilecek? Sabahı zor eder genç adam. Ertesi sabah erkenden tüfeğini alarak, pencereden bir gölge gibi süzülür dışarıya. Şafak henüz sökmektedir. Köylü bir yanık sesle uyanır uykusundan. Öyle hazin, öyle yanık bir ağlayıştır ki, kelimelerle anlatılamaz. Burhan, genç kızın kabri başında ağlar ağlar... Ve takatinin sonunda son bir kez daha haykırır: -Ben de sana geliyorum ceylânım. Sensizliğe dayanamıyorum!.. Bu ses sanki dağlarda yankılanır. Sanki köylünün kulaklarını sağır edercesine bir haykırıştır. Ardından bu aşka son noktayı koyan bir silah sesi duyuyor. Ve köy, sessizliğe bürünür... Burhan’ın kanlar içindeki bedeni, Neslihan’ın kabrinin üzerine yavaşça uzanır. Tıpkı Neslihan’ın rüyasında gördüğü gibi. Burhan’ın ailesi perişan olur... Annesi hem Neslihan’a ağlar hem Burhan’a. Ama çaresizlik öyle zordur ki... Burhan’ın cenazesi de o gün defnedilir. Bir gün arayla toprağa düşmüşlerdir. Zannedersiniz ki, bundan sonra kabirleri yan yana... Maalesef hayır. Burhan’ın cenazesini dahi oraya gömemezler. Ailesi de alır getirir kendi evinin bahçesine gömer. Birbirleri için can veren iki sevgiliyi toprakta bile ayırırlar. Bu olaydan sonra köyümüzden soğudum. İki gence kıydılar dedi kodu yaparak. Allah onları ıslah etsin. Aşağıdaki şiir ise, köyümüzden kızın akrabalarından birine ait. Elveda... Böyle imiş alın yazım kaderim, Söz dinlemez annem ile pederim. Aşk uğruna zehir alır, içerim, Elveda ey selvi boylu Burhan’ım. Allahın takdirine boyun eğilir, İnsan sevilirse böyle sevilir. Dayanılmaz peşi sıra ölünür, Geç kaldıysam affet beni ceylanım. Mezarımı kazın geniş ve derin. Düzköy mezarlığı gölgeli, serin. Akları giyinip olmadım gelin, Kefen ile gelin oldum Burhan’ım. Silahımı kulağıma dayarım. Al kanımla mezarını boyarım. Bir canım var Neslihan’ın uğruna, Bin can sana feda olsun ceylanım. İlkbahar ayında güller solarmış, Hasret çeken göze toprak dolarmış. Dostlar kıyamete kadar yanarmış, Elveda ey çakır gözlü Burhan’ım.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT