BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İklim değişimi birçok fırsat getiriyor

İklim değişimi birçok fırsat getiriyor

Milyonlarca yıl doğal bir şekilde varlığını sürdüren ekosistemler insan kaynaklı bozulmanın etkisi altında... Ancak, bu değişimin sunduğu fırsatlar da var.



GÖZLER MEKSİKA KONFERANSI’NDA İklim değişikliği konusunda dün Meksika’da başlayıp 10 Aralıka kadar devam edecek olan 16. Taraflar Konferansının ya da gelecek yıl Güney Afrika’da yapılacak 17. Taraflar Konferansının ne getireceği belirsizliğini halen korumaktadır Değerli okurlar, bu sayfada zaman zaman sizlerden gelen yazıları manşete taşımak bize büyük bir onur veriyor. Bu vesileyle sizlere bugün ve önümüzdeki hafta ülkemizin iyi yetişmiş genç bilim adamlarından kıymetli meslektaşım, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu (TÜRÇEK) Başkanı Sayın Doç. Dr. Barbaros GÖNENÇGİL‘in yazısını sunmak istiyorum... İki bölümlü “Küresel İkim Değişikliği” dosyasını beğeneceğinizi umar, kendisine Yeşil Sayfa’ya katkılarından dolayı teşekkür ederim... KYOTO’YA KİMSE UYMADI Bilindiği gibi, 1992 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), iklim değişikliği sorununa küresel ölçekte bir çözüm getirmek üzere imzalanmış bir anlaşmadır. Taraf olan ülkeler 1997 yılında Kyoto’da toplanan 3. Taraflar Konferansında, mevcut sözleşmeye ek olarak Kyoto Protokolü’nü de kabul etmişlerdir. Protokole göre özellikle sanayileşmiş ülkelere 2008-2012 yıllarını kapsayan dönemde sera gazı salımlarını kısıtlayıcı hükümler getirilmiştir. Ancak bugünkü görüntü bu protokole imza atan hiçbir ülkenin bu yükümlülüklerini yerine getiremediğini göstermektedir. Zaten protokol onay için gerekli usul ve sürecin tamamlanması aşamasını ancak 8 yıl sonra, 2005 yılında geçebildiği için, pratik olarak uygulanması da güç hale gelmiştir. Protokolün imzasından sonra taraf ülkeler her yıl toplanarak uygulama esasları, yeni kavramlar, tedbirler gibi konular üzerinde görüşüp tartışmalarını sürdürmüşlerdir. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında Kopenhag’da toplanan 15. Taraflar Konferansına dünya büyük bir umut bağlamışken, ülkelerin küresel ısınmaya sebep olan sera gazı salımlarına sınırlama getirilmesi için hiçbir bağlayıcı karar alınamamıştır. İKLİM=CANLI HAYAT Gündem tekrar iklim değişikliğine odaklanmışken bu süreci bir kez daha irdelemekte fayda vardır. Dinamik bir yapıya sahip olan iklimler dünyanın var oluşundan bu yana hiçbir zaman durağan olmamıştır. Jeolojik tarih açısından yakın dönem sayılabilecek Kuaterner’de (1.8 milyon yıldan günümüze) görülen Glacial (buzul) dönemler küresel olarak bu güne göre 4-5 derece daha soğuk olmuş, buzul arası dönemler ise 1-2 derece daha sıcak geçmiştir. Bu farklılıklar bölgesel ve yerel ölçekte daha da fazla olmuştur. Ekosistemler ve canlı türleri (bitkiler-hayvanlar) ise geçmiş dönemlerde görülen bu değişikliklere bağlı olarak hayat mücadelesi vermişler, sonuçta bugünkü biyolojik çeşitliliğin de ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Bu açıdan değerlendirildiğinde gelecek iklim değişiklikleri, bu değişikliklerin oranı ve ekosistemler ile insan yaşamı üzerindeki potansiyel etkileri yanında bu günden hesaplanamayan diğer değişikliklerin tümü jeolojik tarih boyunca da yaşanmıştır. Atmosfer, diğer yeryüzü bileşenleri (su küre ve taş küre) gibi canlı toplulukları ve ekosistemler için hem bir kaynak (yağmur, rüzgâr, güneş vb), hem de doğal afetler açısından (fırtına, kuraklık, sel vb.) risk unsurudur. Bireyler ve türler ile ekosistem ve toplulukların adaptasyon süreçleri de iklimin bu zorlayıcı ve değişken etkileri altında şekillenmektedir. Ancak doğal süreçler altında gelişen bu şekillenme uzun zaman alan bir ahenk içinde olmaktadır. TÜRKİYE FIRTINADAN KAÇAMAZ! Bir orta kuşak ve Akdeniz ülkesi olan Türkiye’nin küresel iklim değişiminden daha fazla etkilenmesi beklenmektedir. Bu etkilenme fırtınalar, seller, sıcak ve soğuk hava dalgaları gibi ani ve ekstrem meteorolojik hadiselerle kendini gösterebileceği gibi kuraklık riskleri ve buna bağlı degradasyonel (bozulma) ekosistem değişimleri ile beşeri süreçlerde (tarım, balıkçılık, turizm vb.) görülecek problemler şeklinde Türkiye’nin önemli bir bölümünü etkisi altına alacak boyuttadır. Bu açıdan risk grubu ülkeler içersinde olan Türkiye’de yükselti, eğim gibi coğrafi farklılıklar bazı alanlarda risk değerlerini arttırırken, başka alanlarda azaltabilecektir. Örneğin genel olarak artması beklenen kuraklık riski, İç Anadolu bölgesinde daha da üst seviyeye çıkarken, İç Anadolu’nun kuzey kesimlerinde ve Karadeniz kıyılarında yağış artışları kendini gösterebilecektir. İklim değişikliğine yol açan temel faktörler olarak doğal süreçlerin yanında günümüzde insan kaynaklı süreçleri de görmezden gelmek artık mümkün değildir. 1850’li yıllardan sonra artan sanayileşme neticesinde daha fazla fosil yakıt kullanımı, ormanların kesilmesi, yanlış arazi kullanımı gibi nedenlere bağlı olarak atmosfere dünya tarihinde hiç olmadığı kadarıyla karbondioksit ve diğer sera gazları verilmektedir. Bu gazların oluşturduğu sera etkisi bütün atmosferde etkili olduğu ifade edilmekle birlikte, esas etki bu sera gazlarının kaynakları civarındadır. Bu kaynaklar özellikle sanayi bölgeleri ve mega kentler olarak düşünüldüğünde, sera etkisinin daha çok bu alanlarda hissedilmesi beklenmelidir. IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) vardığı nihaî sonuca göre, bugün söz konusu olan iklim değişikliğine yol açan en büyük etken % 90 ihtimalle insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. KALKINMAKTA OLAN ÜLKEYİZ Sera gazı salımında en büyük pay enerji üretimi ve kullanımına aittir. Dolayısıyla fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ve kullanımı (taşımacılık, sanayi, turizm, vb.) üzerinde en fazla durulması gereken sektörler olmaktadır. Enerji verimliliğinin arttırılması, enerji talebindeki değişiklikler ve temiz (karbon salımı olmayan veya çok azalmış olan) enerji üretimiyle sera gazı salımları önemli ölçüde düşürülebilir. Ancak öte yandan yenilenebilir enerjilerin ve diğer düşük karbonlu enerji kaynaklarının yoğun kullanımına rağmen 2050 yılında fosil yakıtlar hâlâ dünya toplam enerji üretiminin yarısından fazlasını oluşturacağı beklenmektedir. Özellikle hızlı büyüme içinde olan kalkınmakta olan ülkelerde (Çin, Hindistan, Brezilya, Türkiye, vb.) kömürün enerji kaynağı olarak kullanılması hızla artacağı beklenmektedir. Bu bakımdan kömürün kullanılması ile atmosfere verilecek zararın azaltılması maksadıyla “karbon tutulması ve depolanması” büyük önem kazanacaktır. SICAKLAR 3 DERECE ARTABİLİR Bugün, gezegenimiz insan kaynaklı sera gazlarının etkisi ile doğal sürecinden daha hızlı olarak ısınmaktadır. IPCC’nin 2007 yılında yayınladığı 4. Raporuna göre geçtiğimiz yüzyıldaki ısınma 0.74 derece, önümüzdeki 20 yıl için öngörülen ısınma ise her 10 yıllık dönem için 0.2 derece olacaktır. Yani her şey aynı tahribat düzeyinde devam ederse, insanoğlu tehlikenin farkına varıp gerekli tedbirleri almazsa, bu yüzyıl içersinde yaklaşık 3 derecelik bir sıcaklık artışı ile karşı karşıya kalmak söz konusudur. Küresel sıcaklılardaki bu artış, doğanın kendi değişim döngüsünün çok üzerinde bir değerdir. Doğanın kendi döngüsü içinde olan bu değişimlerin aslında ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik açısından olması da gerekmektedir. Ancak bugün duyarlı kesimleri ilgilendiren sorun, doğal süreçler içersinde devam eden bu döngünün insan eliyle bozulmasıdır. İyi niyetli tüm çabalar ise insan kaynaklı bu bozulmanın durdurulması ve doğal değişim döngüsünün yeniden sürece hakim olabilmesinin sağlanması yolundadır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini imzalayan ve Kyoto Protokolü’nü onaylayan hükümetler zorunlu veya gönüllü sera gazı (özellikle karbon) salım indirimlerini yerine getirmek üzere kendi ülkelerinde faaliyet gösteren her türlü şirketten salım indirimi talep etmektedir. Kyoto Protokolüne göre 2012 sonunda ilgili ülkeler (Sözleşmenin Ek.1’inde yer alan ülkeler) 1990’daki karbon salımı değerlerinin ortalama % 5.2 altına inmeleri hedeflenmiştir. 2007’de Bali’de yapılan Taraflar Konferansında Kyoto protokolünün bitiş tarihi olan 2012’den sonrası için yeni bir düzenlemenin adımları atılmış, karbon salımının 2030’lara kadar 1990 seviyesinin % 30 altına indirilmesi dile getirilmeye başlanmıştır. VARSA YOKSA ENERJİ Sera gazı salımı açısından Türkiye’nin durumu ise önemlidir. Türkiye’nin 1990-2004 yılları arasındaki toplam sera gazı salımı 170.1 Mton’dan (megaton) 296.6 Mton eşdeğeri düzeye çıkarak %74.4’lük bir artış göstermiştir. 2007 yılı itibariyle ise sera gazı salımında ulaştığımız nokta 372 Mton’dur. Bu artışın içinde kuşkusuz en büyük pay büyük ölçüde fosil yakıt tüketimi ile elde edilen enerji üretimine aittir (%77). Enerji üretiminden sonra sırayı atıklar (% 9), sanayi (% 9) ve tarım (% 5) almaktadır. HAFTAYA: KARBON?TİCARETİ Sakarmeke’nin GÖL KEYFİ Adana’nın güzelliklerinden Seyhan Baraj Gölü çevresinde vatandaşlar yazdan kalma günlerin tadını piknik yaparak geçirirken, Sakarmeke kuşları da bu keyiften geri kalmıyor. Göldeki Sakarmekeler, siyah gövdeleri, kırmızı gözleri, beyaz gaga ve alınlarıyla âdeta zarif bir şölen sunuyorlar... Antibiyotik çevreyi kirletiyor Prof. Dr. Semra Çalangu, antibiyotiklerin uygun kullanılmaması sonucunda doğada aslında mevcut olmayan bakterilerin ortaya çıkabileceğini, dirençli bakteriler gelişebileceğini, bunun bir çevre kirliliği olduğunu bildirdi. Çalangu, şunları söyledi: “Tamamıyla masum, o antibiyotikler hiç kullanmamış insanları etkileyebilir. Biraz abartılı olacak belki ama bu iki bakımdan ben antibiyotiklerin uygun kullanılmaması sonucunda doğan durumu, pasif sigara içiciliğine benzetiyorum. Nasıl insan sigara içmese de, başka birinin içtiği sigaradan zarar görüyor, etkileniyorsa, antibiyotik kullanmadan antibiyotiğe dirençli bir mikropla hastalanmak da buna benziyor.” Yavru şahine şefkat “Onu alıp tedavi etmemi ister gibi bana bakıyordu” Ali Yıldırım SAKARYA İHA Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir evin bahçesinde avcılar tarafından vurulan yaralı şahin yavrusu bulundu. Akyazı Belediyesi’nde çalışan Hikmet Yıldırım, İnönü Mahallesi’ndeki evinin bahçesinde kanadından vurulmuş şahin yavrusu buldu. Kanlar içerisindeki yavru şahini alan Yıldırım, belediyeye getirdi. Konu hakkında Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı tarafından Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne bilgi verildi. Akyazı Belediyesi’ne gelen ekipler yaralı şahini alarak tedavisinin yapılması için veterinere götürdü. Şahini bulan Hikmet Yıldırım, “Sanki onu alıp tedavi etmemi ister gibi bana bakıyordu. Ben de onu alıp getirdim” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT