BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Televizyon beynimizi köreltiyor

Televizyon beynimizi köreltiyor

Bazı anne babalar bebeklerinin karnını doyuracaklarında veya çocukla ilgilenmekten sıkıldıklarında onları ilgilerini çeken programlarla televizyonun başına oturtur. Ama zamanını televizyon başında geçirmeye alışmış bir çocuğun beyin fonksiyonları her geçen gün köreliyor.



> Emre Aygın Onun hakkında bu zamana kadar çok şeyler yazıldı ve söylendi. Hayatımıza girişi çok eski olmamasına rağmen, bugün, olmazsa olmaz bir parçamız hâline gelmiştir. Birçok insanın, zorunlu işlerinden kalan vakitlerinin neredeyse tamamını televizyon seyrederek geçirdiğini ibretle gözlemliyoruz. Televizyon hiç şüphesiz 20. yüzyılın en önemli buluşlarından... Ancak, bilinçsizce yapılan yayınlar sebebiyle toplumumuza bu zamana kadar birçok zarar getirdiği açıkça görülmektedir. Uzun yıllar, en çok televizyon izleyen ülkeler sıralamasında birinciliği hiç kimseye kaptırmayışımız, durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. ARAŞTIRMALAR ORTAYA KOYDU Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, televizyonun, beyin fonksiyonlarımız üzerinde zararlı etkilerini ortaya çıkarmıştır. Bu araştırmaların ortaya koyduğu sonuç, beynimiz için televizyon seyretmekle düz duvara bakmak arasında bir fark olmadığı yönündedir. Bu sonuç ilk bakışta insana mantıksız gibi geliyor. Ancak, televizyon karşısında beynimiz sanki otomatik pilota bağlanmış hâle gelir. Tıpkı koca bir lokmayı çiğnemeden mideye göndermek gibi... Paket bilgiler yorumlanmadan ve üzerinde işlem yapılmadan beyne doldurulur. Bir senaryoya, karaktere ya da entrikaya odaklanmış olsak da beynimiz açısından sonuç değişmiyor. Beyin, televizyon seyredilmeye başladıktan 60 saniye sonra aktifliğini kaybeder. Televizyonun bu özelliği en çok reklamcılar tarafından kullanılmaktadır. Reklam görüntülerinde uyaranlar o kadar hızlı değişir ki zihin bu hızlı değişimi yakalamak için tüm dikkatini televizyon ekranına yöneltir. Beyin, hipnoz edilmiş gibi etkinliğini yitirir ve böylece reklamı yapılan ürünün lehine talep oluşturulmuş olur. BEYİN UYKU MODUNA GEÇİYOR Fark etmişsinizdir, çocuklar reklamları seyrederken bir anda sakinleşir, sessizleşir. Çünkü beyin, morfin yemiş gibi uyku moduna geçer. Anneler bundan istifade ederek reklam olan bir kanalı açar ve başlar çocuğun midesini doldurmaya! Ancak bunu yaparken aslında çocuğun beynini birçok gereksiz görüntüyle doldurduğunun ve onun zekâ gelişimini olumsuz etkilediğinin farkında değildir. Bazı anne babalar da çocukla ilgilenmekten sıkıldıklarında onların ilgilerini çeken programlarla çocukları televizyonun başına oturturlar. Daha konuşmayı öğrenmeden çoğu zamanını televizyon başında geçirmeye alışmış bir çocuğun elbette beyin fonksiyonları her geçen gün daha da körelecektir. Çocuklarla daha çok vakit geçirmek varken onların yaramazlıklarından kurtulmak gibi türlü bahanelerle, yapılan bu yanlışlığın bedelini çocuklara ödetmek doğru bir tutum değildir. SİZ TELEVİZYON İZLERKEN, O DERS ÇALIŞAMAZ Malumunuz, televizyonda her an, her yaşa uygun programlar var. Bu yüzden, aynı anda, farklı programları izlemek isteyen aile üyeleri arasında çatışmalar yaşanabiliyor. Bu problemi aşabilmek için günümüz aileleri çareyi her odaya bir televizyon koymakta bulmuştur. Farklı odalarda birbirinden kopuk aile ortamında yetişen çocuk, dayanışma ve sevgi ortamından mahrum bir hayat sürmek zorunda kalabiliyor. Anne babalar bazen de yorgunluklarını bahane ederek, tüm akşamı televizyon seyrederek geçirebiliyor. Aynı anda odasında ders çalışan çocuğun, evin tüm üyeleri televizyon başında iken derslerine tam anlamıyla konsantre olması zordur. Böyle bir durumu yaşayan çocuğa düzenli ders çalışmadığı için hayıflanmak ise tutarsız bir davranıştır. Bu konuda çocuğumuza iyi örnek olabilmek, gerektiğinde televizyonu kapatma iradesi gösterip onunla zaman geçirmenin tadına varmaktan geçer. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com PAYLAŞIM MERKEZİ ASPERGER SENDROMU Asperger sendromu (yüksek işlevli otizm de denir) olan çocuklarda, otistik çocuklarda görülen sosyal ilişki ve iletişim sorunlarının yanı sıra sakar, koordinasyonu bozuk hareketler ve dikkat eksikliği de görülür. Bunlar, aynı zamanda çok sınırlı konularda derin bilgilere sahiplerdir ve bilgiççe konuşurlar. Bu nedenle onlara “küçük profesör” yakıştırması yapılır. Asperger sendromunun tanımlayıcısı olan Avusturyalı araştırmacı Hans Asperger’e göre, matematiksel ve bilimsel alanlarda deha seviyesine ulaşmak ile asperger sendromu arasında inkâr edilemez bir bağ vardır. Ona göre, “bilimde ve sanatta dâhilik için bir tutam otizm” şarttır. “Tweetçi” SedatSays Elano’ya verilen aylık akbilin de geri alınmasıyla Galatasaray Spor Kulübü’nün kârının 12 milyon 900 bin 563 euroya çıktığı açıklandı... TwitDayi Bir amelenin eline düşmüş Ferrari’sin sen İstanbul... Sen bize fazlasın. Sana biz tüp takarız, koltuklarını sigarayla yakarız, boyanı çizeriz. brudermartin Acun Ilıcalı iyice dışarda her bulduğunu eve getiren çocuk gibi oldu. Yurtdışında hangi yarışmayı gördüyse Türkiye’ye getiriyor. resulertas İndirdiğim WikiLeaks belgeleri şifre isteyince sahibi Julian Assange’in doğum tarihini girdim ama yemedi. Türk olsaydı kesin şifre doğruydu. mesutbahtiyar Aralık ayı yaklaşırken. ‘’Yılbaşında ne yapıyoruz?’’ kafa ütüleyicileri son hazırlıklarını tamamladı. Tedirgin bekleyiş sürüyor. merictuccar Bir kulunu çok sevdim, o da beni sevdi. İyiyiz yani, bi sıkıntı yok. istiklalakarsu Uzaylılar Türkiye’ye gelse, ilk gün ana habere çıkarlar , 2. gün Müge Anlı’da antenlerini bükerler, 3. gün Acun’la kutu açarlar. imektup “Zorunlu ‘Dün’ dersi verilsin. Artık yaşadıklarımızdan ders alalım.” LeventUzumcu WikiLeaks Ergenekon’un uydurmasıdır. Güçlü Türkiyenin azimli ilerleyişinin önünün kesilmesi istenmektedir. Arkadaki arkadaşım gülme.... musmulapenguen WikiLeaks sorununu ÖSYM çözecek: Sızdırılan belgeler nedeniyle 2004’ten 2010 yılı Mart ayına kadarki dönem geçersiz sayılıp tekrar edilecek. acimasiztweet Haftanın günleri; Ezel’tesi, Öyle bir geçer Salı ki, Çarşamba Dökümü, Perşembe’nin Suçu Ne?, Cuma Yelleri, Küçük Cumartesi, Aşk Bir Pazar aykuttyildirim Bence UEFA Barcelona’ya 24 saniye hücum kuralı koymalı... BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? Fizik, kimya, fizyoloji veya tıp alanında bugüne dek verilen toplam 508 Nobel Ödülü’nün sadece 11 tanesini kadınlar almış. Üstelik bu 11 ödülün ikisini Marie Curie (fizik ve kimya dallarında) tek başına almış. YAZILI YOKLAMA Soru: Vatan hasreti konulu bir kompozisyon yazınız. Cevap: Kurbağayı altın kafese koymuşlar “vırakın vırakın” demiş. İnsan vatanından ayrılınca hiç rahat edebilir mi? Soru: Lisan anlamındaki “dil” nedir? Cevap: Ağzımızın içinde bulunur. Yemek yememize yarar. Bir de küçük dil vardır. O, hiçbir işe yaramaz. Soru: “Keskin sirke küpüne zarardır.” sözünü açıklayınız Cevap: Sirke keskin olursa küpü eskitir ve turşu küpü delinir. Soru: Enlem nedir? Cevap: Bir canlının boyunu posunu ölçmeye yarayan şey. DÜNYAMETRE Bir günde dünyada; 350 bin civarında doğum, 150 bin civarında ölüm meydana geldi (bu ölümlerin 27 bin küsuru açlıktan ölen insanlar) ve dünya nüfusu 6.8 milyarı geçti. Yaklaşık 3 milyon cep telefonu satılırken 300 milyara yakın e-posta mesajı gönderildi. 180 milyon liraya yakın video oyunu satın alındı. Yaklaşık 30.000 hektar büyüklüğünde ormanlık alan ve 500 civarında hayvan türünün nesli yok oldu. (Kaynak: www.worldometers.info) İbrahim Cebeci icebeci@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Dilimiz dilim dilim oldu Geçenlerde, derse başlamadan önce, öğrencilerimden biri -arkadaşının telefonu çok hoşuna gitmiş olacak ki- “Telefonun çok cix!” dedi. Ben de anlayamamanın tuhaflığıyla “Cix mi, o da ne?” dedim, bu arada sınıfta bir kahkaha tufanı… Onlar bana güldü, ben onlara güldüm. Aslında iki taraf da ağlanacak hâle gülüyordu. “Cix” tabirinden yola çıkarak öğrencilerime: “Gençler, size ödev veriyorum, buna benzer kelimelerden ne kadar varsa derleyip bir hafta içinde bana getirin!” dedim. Çok zorlanıp bayağı bir araştırma yapacaklarını zannetmiştim. Yanılmışım! 10 dakikalık teneffüste dosya kâğıdını doldurmuşlardı. Böyle uyduruk kelimelerin, gençlerimizin ağzında sakız olmasına ve dilimizi istila etmesine çok üzülmüştüm. Bu işin tek olumlu tarafı, şu an okuduğunuz yazının konusunun belirlenmiş olmasıydı. İşte size bu kelimelerden birkaçı: Kolpa: Onun söylediklerine bakma, o hep kolpalıyor! (Yalan söylemek anlamında) Hacılamak: Adam kaşla göz arasında çocuğun ayakkabısını hacılamış. (Çalmak anlamında - Hacı gibi manevî bir kelime, nasıl böyle rezil bir anlama gelecek şekilde kullanılır?) Pis: Derslere çok pis çalıştım. (Fazla anlamında) Obaaa: (Ünlem olarak kullanılıyor.) Jan jan: Deri ceketi çok jan janlıydı. (Çok şık anlamında) Manyak: Manyak bir araba be! (Çok güzel anlamında) Tırt: Bu tişört çok tırt. (İşe yaramaz, at çöpe gitsin anlamında) Ouch!: (Bu da ünlem olarak kullanılıyor. Yani bir yere çarpınca ah, of deriz ya, onların yerine…) Tiki concon jumbo atarlı (Bunların da hiçbir anlamı yok. Gençlerin, aralarında kullandığı kelimelerden.) Son hâlimiz daha da vahim: “Wao arabaya bakın bhe, yakıyo!” Hakikaten yakıyor; yanan yüreğimiz, yok olan ise dilimiz. Bu durumdan rahatsız olan kesim gittikçe azalıyor, memnun olan kesim de artıyor. Bir sonraki neslin dili bu; zaten onların dedeleri Tunç ve Oğulcan, nineleri ise Ilgıncan ve Selinsu olacak. Gayet güzel (!) anlaşırlar. No problem! “Türkçe ağzımda annemin ak sütüdür” diyen Yahya Kemal bugün yaşasaydı, ak sütün karardığını görüp: “Canım Türkçem, çocuklarımızın ağzında ne hâle gelmiş!” diye üzüntüsünden kahrolurdu herhâlde.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT