BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 1 milyon senedir varız!

1 milyon senedir varız!

Bazı bilim adamları, insanlık tarihinin 1 milyon yıldan fazla geçmişi olduğunu varsayar. Bu zaman biriminde dünya nüfusunun son derece yavaş arttığı görülür. O dönemde en çok 5 milyon insanın yaşadığı tahmin edilmektedir.



2010 YIL ÖNCE 275 MİLYONDUK Miladi Takvim’in başlangıcında, yani günümüzden 2010 yıl önce dünyanın tamamında takriben 275 milyon insan yaşamakta idi... Sevgili okurlar, bu haftadan itibaren iki bölümde, dünya üzerindeki nüfusun gelişmesini, ilkel insan topluluklarından günümüze ulaşan süreçte aşırı nüfus artışını ve muhtemel nedenlerini tartışacağız. Hiç şüphe yok ki, ateşin bulunması insanoğlunun hızla çoğalmasının hem başlangıcını oluşturmuş, hem de ilkel metotlarla dahi olmuş olsa ilk teknolojik kazancını teşkil etmiştir. O güne dek geçen süreçte sadece besinleri çiğ olarak tüketmiş insan, bu buluşla pişirmeyi öğrenmiş ve böylece tarihte yeni bir sayfa açılmıştır. O günün insanları ateşi ilk kez şimşeklerin oluşturduğu orman yangınlarıyla görmüş ve odunun yanma özelliğini böylece keşfetmiştir. ATEŞİ YILDIRIMLARDAN ÖĞRENDİK Ateş’in bulunması ve kullanımı konusundaki araştırmalar; Şeria Nehri (Ürdün ile Filistin arasında akan nehir) kıyısındaki kalıntılar, insanın 790 bin yıl önce ateşi ürettiğini göstermektedir. İnsanın zamanımızdan 500 bin yıl önce Paleolitik Çağ’da (600 bin-10 bin yıl arası) doğal çevre üzerine etkisi sınırlı olmuştur. Ancak gene de, ateşin gelişigüzel kullanımı, dünyanın çeşitli bölgelerindeki bitki topluluklarının tahrip edilmesinin başlangıcını oluşturur. O günün avcıları aynı zamanda ateşin yardımıyla geliştirdikleri av teknikleri ile dünyanın çeşitli bölgelerindeki omurgalı hayvan faunasına büyük ölçüde zarar vererek popülasyon azalmalarına neden olmuştur. Nesli tükenmiş olan Mamut Filleri buna sadece bir örnektir. Bazı Antropolog (insanı araştıran bilim adamı) ve Paleoontologlar (yaşamın yüzbinlerce yıl öncesini inceleyen bilim adamı) insanlık tarihinin 1 milyon yıldan fazla bir geçmişi olduğunu varsayar. Bu zaman biriminde dünya nüfusunun son derece yavaş bir şekilde arttığı görülür. Bu dönemde sadece en çok 5 milyon insanın yaşadığı tahmin edilmektedir. Günümüzden 10 bin yıl önce Neolitik Çağ’ın başında insanın Biyosfer üzerine etkisi, nüfus artışına paralel olarak, tarım alanlarının artıp gelişmesiyle oluşmuştur. Dünya nüfusunun tarihçesi, büyük ölçüde tarımcılığın başlamasıyla ilişkilidir. O tarihlerde iklimlerin ısınması Tarım Evresi’nin süratle gelişmesine imkân sağlamıştır. Günümüzden 12 bin yıl önce nüfus 10 milyonun altında iken, takip eden 7 bin yıl içinde M.Ö. 3000 yıllarında 15 kat artarak 150 milyon’a ulaşmıştır. İlkel tarımcılıktan gelişmiş tarımcılığa geçiş, artan nüfusu besleme zorunluluğundan doğan bir olguydu. İnsanların besin ihtiyacı için buğday, arpa, mısır, pirinç ve yulaf gibi monokültür tekniklerini uygulamaya başlaması büyükbaş hayvancılığının da ön plana geçmesini sağlamıştır. MEZOPOTAMYA ORMANLIKTI Tabii çevrenin geri dönmeyecek bir şekilde birçok yerde tahrip edilmesi, çok eski zamanlara dayanmaktadır. Medeniyetin beşiği sayılan Mezopotamya, Suriye’nin kuzeyi, Güney Filistin ve İran’ın doğu kısmının tarıma alınması ve hayvancılık olarak özellikle koyun yetiştiriciliği 10 bin yıl öncesine gitmektedir. Eskiden büyük bölümü ormanlık olan bu bölgeler bugün kum çölleri ile kaplı bulunmaktadır. Ancak 8000 yıl önce buralarda Neolitik Tarım’ın en parlak devri yaşanmıştır. Diğer bir örnek de; Neolitik Çağ’da Çin’in %90’ı ormanlarla kaplı iken, Orta Çağ’da bu oran %5’e düşmüş olduğu gerçeğidir. 80 MİLYON KİŞİ VEBADAN ÖLDÜ Değerli okurlar, Nüfus Bilimcileri (demograflar) ve Popülasyon Ekologlarına göre, dünya nüfus artışı üç safhada değerlendirilebilir: > AVCILIK EVRESİ: Birinci safha olan Avcılık Aşaması’ndan sonra ilk büyük nüfus patlaması, insanların göçebe hayattan yerleşik nizama ve yaşam biçimine geçmeleriyle başlıyor. > TARIM EVRESİ: İkinci safha Tarım Evresi’yle birlikte yiyeceğin, insanın yaşadığı yerde yetişen, istediği zaman elinin altında olan daha bol ve güvenilir bir kaynak haline gelmesi, nüfus artışını hissedilir bir şekilde etkilemiştir. M.S.1’de 275 milyon olan dünya nüfusu artmaya devam etmiş ve 1650 yılında kendini katlayarak 545 milyona ulaşmıştır. Bu dönemde insan nüfusu artma eğiliminde olmakla birlikte birçok kütlesel kayıplar da yaşanmıştır. Örneğin harpler, salgın hastalıklar, açlık gibi olaylar ölüm oranlarını yükseltmiştir. En acı örneklerden biri 1347-1351 yılları arasında Avrupa’da yaşanan Veba Salgını’dır. Yersinia Pestis adlı bir bakterinin yol açtığı veba, o zamanki Avrupa nüfusunun 3’te birinin kaybıyla ve Ortadoğu ülkeleri, Hindistan ve Çin dahil olmak üzere 80 milyona yakın insanın ölümüyle sonuçlanmıştı. > SANAYİ DEVRİMİ EVRESİ: Dünya nüfus artışının ikinci safhasının sonunda, Avrupa’da Sanayi Devriminin başları olan 1830’larda, dünya nüfusunun 1 milyara ulaştığı biliniyor. Asıl büyük artışın bu dönemden itibaren hızla yaşandığını ve ülkeler arasındaki nüfus dağılımını gelecek haftaki yazımızda siz değerli okuyucularımıza sunacağım. Gelecek haftaya kadar, mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler diliyorum. MAMUT FİLLERİ ATEŞ KURBANI İnsanlığın başlangıcı olan Paleolitik Çağ’da yaşayan Mamut Fillerinin nesli, ateşin bulunması sonucu gelişen av teknikleri yüzünden günümüzden 11 bin yıl önce tükenmiştir. Sadece doğu Sibirya'nın Wrangel Adası'nda ufak mamut popülasyonları M. Ö. 1700'e kadar hayatta kalabilmişlerdir. HAFTAYA: 180 YILDA NASIL 7 MİLYAR OLDUK? AVRUPA’DAKİ SOĞUKLARDAN KAÇAN FLAMİNGOLAR MUĞLA’YA SIĞINDI Avrupa’da etkili olan kış mevsimi nedeniyle, Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Tuzla Sulak Alanı, farklı türlerden kuşları erken ağırlamaya başladı. Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki 4 önemli kuş yolundan 2’sinin geçtiği Türkiye’de göçmen kuşlar için en önemli sulak alanlardan biri olarak Tuzla gösteriliyor. Bölgeye gelen kuş gözlemcileri; kuşların geçen yıla nazaran 17 gün erken geldiğini belirterek, sulak alanı ziyaret eden çoğunluğunu balıkçıl, flamingo ve ördeklerin oluşturduğu göçmen kuşların kaçak avcılardan korunması için önlem alınmasının gereğine dikkat çektiler. Cevizlerle birlikte büyüyecekler... Tokat’ın Başçiftlik ilçesinde başlatılan “Bir Çocuk, Bir Ceviz: Birlikte Büyüyeceğiz” adlı projeyle, çevreden toplanan pet şişelerde, her çocuk ve kurum çalışanının en az bir ceviz fidanı yetiştirmesi hedefleniyor. Kaymakamlık, Tarım Müdürlüğü ve TEMA Temsilciliği iş birliğiyle başlatılan fidan seferberliği, Şehit Murat Kılınç Lisesinde tanıtıldı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından üstlenilen projeyle 5 yılda 2500 fidan dikimi hedefleniyor. Başçiftlik TEMA Temsilcisi Erkut Aymak, ilçenin geri dönüşümle daha temiz, ağaçlandırmayla daha yeşil olacağını söyledi. AĞAÇLARI KESMEYİN YENİ YILA FİDAN DİKEREK GİRİN! Orman Genel Müdürü Osman Kahveci, yeni yıl kutlamaları için zorlukla yetişen orman alanlarına zarar vermek isteyenlere karşı tedbir aldıklarını söyledi. Kahveci, “Çam, ladin ve köknar gibi yılbaşında değerlendirilebilecek ağaçların kesilmemesi için görevli memur ve motorize ekip sayısını artırdık, jandarmayla da işbirliği yapıyoruz” dedi. Müdürlüklerine ait fidanlıklarda yeni yıl ağacı satıldığını belirten Kahveci, “Vatandaşlarımız yeni yıl hatırası olarak bu fidanları evlerinin bahçelerine dikebilir. Hem yeni yıl kutlamış, hem de bir ağaç kazanmış olurlar. Arzumuz yeni yıla ağaç keserek değil, fidan dikilerek girilmesidir” şeklinde konuştu. Göl kurumayınca tuzdan oldular! Kayseri’nin Palas beldesindeki 1. derecede doğal SİT alanında bulunan Tuzla (Palas) Gölü’nde bu yıl su çekilmediği için yeterli tuz oluşmadı. Palas Belediye Başkanı Hacı Zengin, beldede birçok ailenin bu işle uğraştığını ifade ederek, “50 yaşındayım son 20-30 yıldır gölde böyle su görmedim. Her yıl yaklaşık 80 ton tuz çıkarılırdı, bu yıl sadece 3-4 ton çıkarılabildi” dedi. Gölden 40 yıldır tuz çıkaran İbrahim Özcan da bu yıl yağışın fazla olması nedeniyle gölün kurumadığını, bu nedenle de kendilerinin tuz çıkaramadığını anlattı. Biyolog Doç. Dr. Cem Vural ise “Bu tür göllerin yazın suları buharlaşırken, normal göllerde olmayan şekilde, derinlerdeki kayaçlara ait tuzu yüzeye çıkarırlar ve tuz gölü haline gelirler. Göl birkaç yıl kurumazsa tuzunu kaybeder” şeklinde konuştu. Anadolu Parsı’na ait bir tahnit bulundu En son 1966’lı yıllarda görünen Anadolu Parsı’na (Panthera pardus tulliana) ait tahnit (postun doldurulması) tesadüf sonucu ortaya çıktı. Neslinin sona erdiği söylenilen, varsa da Kuşadası’ndaki Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda olduğu tahmin edilen Anadolu Parsı’na ait ender görülen tahnitlerden birisi Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Mehmet Uzuner tarafından Germencikli avcılara verdiği kurs sırasında, avcılar kulübünün tozlu raflarının arasında bulundu. Temizlenen tahnit, Eski Doğanbey Köyü’nde bulunan Ziyaretçi Tanıtım Merkezi’nde sergilenecek. > Zafer Hacısalihoğlu AYDIN İHA
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT