BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çifte standart hasletimizdir...

Çifte standart hasletimizdir...

Bazı demeçler, bunları kurgulayanlar veya yorumlayanlar, hatta haberleştirenlerin dünyasından “çifte standart” salvoları sunuluyor son günlerde. Esip gürleme ile sevip okşama, aba altından sopa gösterme, minik tehditler şeklinde karşımıza çıkıyor ikinci yarı başlamadan hemen önce.



Bazı demeçler, bunları kurgulayanlar veya yorumlayanlar, hatta haberleştirenlerin dünyasından “çifte standart” salvoları sunuluyor son günlerde. Esip gürleme ile sevip okşama, aba altından sopa gösterme, minik tehditler şeklinde karşımıza çıkıyor ikinci yarı başlamadan hemen önce. Ayrıca ne söylendiğini değil, nasıl algılanması gerektiğini haber yapmak üzere bir “sportif bilgi kirliliği” içinde devinip duruyoruz. Kısır kısır döngülerdeyiz... Birinden başlayalım... Antalya’da maçlar oynanıyor. Beşiktaş kendini test etmek ve yeni transferlerini “halka arz etmek için” Sivasspor ile bir hazırlık maçı oynuyor. Gözünden bile sakındığı bazı oyuncuları, büyük fedakarlıklarla takıma dahil ettiği “tek taş pırlantalar” darbeye bağlı sakatlıklar yaşıyor ama büyük bir felaket olmadan kurtuluyorlar. Hayli sert bir maçtı iddiası olmamasına ters orantılı olarak. Hakemden yakındılar ve rakipten şikâyetçi oldular... Kendi adıma söyleyebilirim ki dibine kadar da haklılardı. Özellikle Sedat Ağcay‘da birleştikleri bir “kıyma makinesi” yorumu vardı. Feryat ettiler bir bakıma. Hakemden de şikâyetçiydiler doğal olarak. Bu bir standarttır... Çiftesi ise şuradadır. Geçtiğimiz sezonun sonunda; Sivas 4 Eylül Stadı’nda Galatasaray resmen dayak yedi ve Sedat Ağcay‘ın topsuz alandaki hareketleri katliam gibiydi. Rijkaard‘da saha kenarında delirecek gibiydi. Rakip kulübeden gelen Mesut Bakkal‘ın yardımcısı taciz etti açıkça Rijkaard‘ı. Bu sezonun açılış maçında yine aynı statta Galatasaray bir kez daha dayak yedi ve yine aynı yardımcı Rijkaard‘ı neredeyse dövecekti. İki taciz olayı da Galatasaray kulübesi ile dördüncü hakemin arasında yaşandı üstelik. İkincisinde de Sedat Ağcay başrollerdeydi. O zamanlar “koskoca Rijkaard’a da yakışmadı ama...” gibi yorumlar yapan kalemlerden bazıları Beşiktaş’ın hazırlık maçında aşırı sertlik durumuna dikkat çektiler. Bu iki standarttan ikincisi ne kadar doğruysa birincisi de o kadar yanlıştı. Oysa olay aynıydı... Bir diğeri ise bir demecin yorumlanış biçiminde yatıyor. Belki de yorumlanmamasında... Sayın Başkan Aziz Yıldırım, 4 gün önce şu cümleyi aynen kullandı: “Eğer ikinci yarıda hakem hataları olmazsa şampiyon oluruz...” Bu ne demekti: “Eğer şampiyon olamazsak bu sadece hakemlerin aleyhimize hataları nedeniyledir...” Ya da “Hakemler hataları bizim aleyhimize yapmazlarsa şampiyon oluruz...” Bir adım daha gidelim: “Eğer hakem hata yapacaksa bu rakip aleyhine olabilir ki, bu da benim lehime yapılmış hata demektir, kabul ederim ve o zaman şampiyon oluruz...” Bu ilmeği Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu’nun boynuna takmak değil midir?.. Bakıyorum da bu demece kimse bu şekilde yaklaşmadı... İster misiniz yaklaşamamış olsunlar!.. --------------------------------------------------------------- Çifte standart çok güzel bir şeydir. Ayrıca da çok faydalıdır. Çekindiğiniz bir durum varsa, birilerine yaranmak istiyorsanız, yalandan kavga ediyor gibi yapacak veya bir yerlere organik bağlarınız varsa ki; ben buna “göbek bağı” diyorum; çifte standart çok geçerli bir taktiktir. Üstelik eleştiriyor gibi görünüp alttan alta övmeniz de mümkündür. Sahada eyyam, tribünlerde yaygara, yöneticilerde ise tezgâh olarak karşımıza hep çıkar. Vazgeçilmez hasletlerimizdendir... --------------------------------------------------------------- Bir başka çifte standart örneği Mutu: “Olmaz canım kokain davasına karıştı.” Kazım: “Bir şans verelim canım... Niye? Çünkü ucuz...” Arda: “Sokağa çıkmamalıydı... Ama saat erkenmiş. Olsun orayı terk etmeliydi... Canım çocukluk arkadaşıymış...” Baros: “Sakat galiba. Yok canım kuvvetlendiriyormuş bacağını.” Yönetim: “Ama santrfor lazım... Baros var ya... Ya oynayamazsa yine? O zaman Sabri var...” Hagi: Takımdan ve hazırlıklardan memnunum ama üç oyuncu lazım. Bekliyorum... Ali Sami Yen... Dün gece tarihe karıştı tarihi bir stat. Son geceyi de izlemeyi bekledim “kişiye özel” Ali Sami Yen yazımı yazmak için. Yani haftaya benim de söyleyeceklerim olacak. 1966 yılında genç takıma alınmak için A takımının çift kalesini izlediğimiz antrenmanın ardından bana verdiği kramponlarının çamurlarını temizlemiştim Metin Oktay‘ın. Ondan önce babamın omzundaydım Bulgaristan maçında. Stat açılışını yapıyor, ilk maç oynanıyor ve stat çöküyor, insanlar yaralanıyordu. Çok maç anlattım orada... Neuchatel maçında cezalı Mustafa Denizli iki adım önümdeydi... Juventus, Real Madrid, 4-4’lük Fenerbahçe maçıyla ceza alanına girmeyen rakibin galibiyetini de izledim orada. Barcelona’ya Arif‘in golünü de anlattım, Tromsö maçını da. İhaneti de gördüm şahaneyi de... Yatak odası kadar kutsal bir mekânın tarih olduğu anda neler hissettiğimi ise ötekinin açılışını bekledikten sonra yazacağım. POST-İT Son günlerde Fenerbahçe camiasında, özellikle üst düzey “ağır ağabeyler” arasında en çok konuşulan konu Kazım diyorlar. Genel kanı şöyleymiş: “Türk Telekom Arena’nın ortasına ve Galatasaray’ın kucağına bir canlı bomba bıraktık.” Kod adı Kazım olabilir mi acaba?.. S-ÖZ “İlim dost kazandırır, mal ise düşman...” Mutu‘ya kokain damgası nedeniyle karşı çıkacak kadar ilkeli davranan bazı yöneticilerin, Kazım‘ı sırf bedava diye bu kadar kolay bağırlarına basmasına ne dersiniz?..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93043
    % -1.58
  • 4.7293
    % -0.13
  • 5.4858
    % -0.27
  • 6.2662
    % -0.23
  • 194.478
    % -0.07
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT