BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Herkes, tercih ettiğine kavuşur

Herkes, tercih ettiğine kavuşur

İnsân, dünyâda neyi tercih etmiş, nereye yatırım yapmış ise, âhirette tercihinin, yatırımının karşılığını bulacaktır. Bu bir tercih meselesidir...



İnsanların her işini, istekli ve isteksiz, bütün hareketlerini yaratan Allahü teâlâdır. Kullarının istekli hareketlerini, işlerini yaratması için, kullarında ihtiyâr ve irâde yaratmış, bu seçme ve dilemelerini, işleri yaratmasına sebep kılmıştır. Kulların istekli hareketlerini, onların hareketi tercîh etmeleri ve dilemeleri sebebi ile yaratmaktadır. Kişi, aklını kullanır, Yaratanını tanır, Ona îmân eder, emirlerini yapıp, yasaklarından sakınır, tercihini bu şekilde kullanırsa, Allahü teâlânın kulu olur ve Cennete gider. Şayet nefsine uyarak inkâr eder, karşı gelir, tercihini bu şekilde kullanırsa, nefsinin kulu olur ve Cehenneme gider. Dünyâ, âhiret için tarladır. Âhirete yaramayan dünyâlıklar, zararlıdır. Harâmlar, günâhlar ve mubâhların fazlası böyledir. Dünyâda olanlar, İslâmiyyete uygun kullanılırsa, âhirete faydalı olurlar. Hem dünyâ lezzetine, hem de âhiret ni’metlerine kavuşulur. Hadis-i şerifte; (Arzûsu âhiret olup, âhiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyâyı hizmetçi yapar) buyuruldu. Muhammed Ma’sûm Fârûkî hazretleri buyuruyor ki: Nİ’METLERDEN MAHRUM KALMAK!.. “Dünyâ zirâat yeridir. Tarlayı ekmeyip, tohumları yiyerek zevk ve safâ süren, mahsûl almaktan mahrûm kalacağı gibi, dünyâ hayâtını, geçici zevkleri, nefsin arzûlarını taşkın ve şaşkın olarak yapmakla geçiren de, ebedî ni’metlerden, sonsuz zevklerden mahrûm olur. Bu hâl, aklı başında olanın kabûl edeceği bir şey değildir. Sonsuz lezzetleri kaçırmaya sebep olan, geçici lezzetleri zararlı şekilde yapmayı tercîh etmez.” Âhirete giden herkes bir pişmanlık duyacaktır. Dünyâ için kanâat olur fakat âhiret için olmaz. Dünyâ için tevekkül olur, âhiret için tevekkül olmaz. Dünyâda pişmanlık nimet, âhirette pişmanlık, felâkettir. Kabirden birisi çıkıp dünyâya gelebilse, herhâlde vaktini bir an boş geçiremez, hep âhireti için çalışır, günâh işlemez, kalb kırmaz. Ölüm, ölmek, dehşetli bir şeydir. Kabir, herkesin mutlaka gideceği, bazıları için Cennet bahçesi, bazıları için ise Cehennem çukuru olan korkunç bir gerçektir. İnsanların oraya gidince, başlarına nelerin geleceğini, nelerle karşılaşacağını, dinimiz bildiriyor. Bir hadis-i şerifte; (Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe yâhut Cehennem çukurlarından bir çukurdur) buyuruldu. Allahü teâlâya ve Peygamberine îmân etmeyenler, İslâmiyyeti kabul etmeyenler, inkâr ve isyân edenler Cehennemde feryat edecekler ve; -Ya Rabbi, bizi tekrar dünyâya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibâdet edeceğiz, diyecekler. Fakat Cehennemde vazifeli melekler onlara; -Zaten oradan geldiniz ya! cevabını vereceklerdir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir sevdiğine hitaben buyuruyor ki: “ZAMAN ÇOK KIYMETLİDİR!” “Fırsat ganîmettir, zamân çok kıymetlidir. Bu kıymetli zamânları faydasız şeylere harcetmemelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği şeyleri yapmakla geçirmelidir. Beş vakit namâzı, dünyâ işlerini düşünmeyerek ve cemâat ile kılmalı, ta’dîl-i erkâna dikkat etmelidir. Seher vakitleri istiğfâr etmelidir. Gafletten, nefse uymaktan lezzet almamalıdır. Dünyânın geçici lezzetlerine aldanmamalıdır. Ölümü hâtırlamalı, âhiretin dehşet ve şiddetini göz önüne getirmelidir. Kısacası, yüzümüzü dünyâdan âhirete çevirmelidir. Dünyâ işleri ile zarûret miktârı uğraşmalı, başka zamânlarda, hep âhireti kazandıracak işleri yapmalıdır. Sözün özü, gönül Allahtan gayrisine tutulmaktan kurtulmalı, beden ve âzâları da, İslâmiyyete uymakla süslemelidir.” Netice olarak insân, dünyâda neyi tercih etmiş, nereye yatırım yapmış ise, âhirette tercihinin, yatırımının karşılığını bulacaktır. Bu bir tercih meselesidir. Allahü teâlâya kulluk etmeyi; yani âhireti tercih edene, bu tercihinin karşılığı olarak Cennet verilecektir. Nefsine kul olmayı, onun zevklerine kavuşmayı yani dünyâyı tercih eden de, bu tercihinin karşılığı olarak Cehenneme gidecektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhirete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT