BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kaçan büyük balık!

Kaçan büyük balık!

Sene 1989. Duvarların yıkılıp “Demir Perde” ülkelerinin dağıldığı dönem yani. Sovyetler Birliği‘nin yıkılmasıyla birlikte sayısız Türk cumhuriyeti kuruldu. Azerbaycan... Türkmenistan... Özbekistan... Kırgizistan başta olmak üzere hemen hepsi “ağabey” bildikleri Türkiye‘ye döndü yönünü. Ayrıca, başlarına Türkiye‘ye yakın liderler getirerek; pekiştirdiler bu samimiyetlerini. Hakeza, Barzani ve Talabani. Bu iki Kürt lider için de suyoluydu Ankara. “Ağabey” deyip el pençe divan duruyorlardı.



Sene 1989. Duvarların yıkılıp “Demir Perde” ülkelerinin dağıldığı dönem yani. Sovyetler Birliği‘nin yıkılmasıyla birlikte sayısız Türk cumhuriyeti kuruldu. Azerbaycan... Türkmenistan... Özbekistan... Kırgizistan başta olmak üzere hemen hepsi “ağabey” bildikleri Türkiye‘ye döndü yönünü. Ayrıca, başlarına Türkiye‘ye yakın liderler getirerek; pekiştirdiler bu samimiyetlerini. Hakeza, Barzani ve Talabani. Bu iki Kürt lider için de suyoluydu Ankara. “Ağabey” deyip el pençe divan duruyorlardı. O günlerde Turgut Özal başbakandı. Özal, vizyonu geniş bir liderdi. Gerçekleştirdiği reformlarla Türkiye‘nin çehresini değiştirmişti. Ekonomi alanında yapılan reformlar, sosyal alanı da etkilemiş ve toplumun ufku genişlemişti. Fakat, siyasetçiler “ıh” anlayamıyorlardı bir türlü Özal‘ı. Dolayısıyla, Türkiye içinde bulunduğu siyasî bağnazlıktan kurtulamadı. ABD Başkanı ise George Bush‘tu. Baba Bush yani. O da o sene seçilmişti ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirecek bir tecrübeye sahip değildi henüz. Sovyetler Birliği‘nden sonra dünya nereye gidecekti? Bilmiyordu! Özal biliyordu ama. Asya ve Orta Doğu‘da yaşanan değişimi kontrol altına almak için çok çırpındı. Türk cumhuriyetleri ile teması sıklaştırdı ve onlara maddi destek vermenin yollarını aradı. Gücü yokken hem de. Türk devletleri özgürlüklerine kavuşmuşlardı kavuşmasına ama özgürlüğü kalıcı yapacak olan paraları yoktu! Özal şartları zorladı. Eximbank kaynaklarını damıtıp her birine üçer beşer milyon dolar kredi açtı. Fakat Türkiye, gerçekten zor durumdaydı. Düğünde gördü istedi o parayı, bayramda gördü istedi! Halbuki, baba Bush, kesenin ağzını açsaydı ve o kritik dönemde ABD Türkiye‘ye 40-50 milyar dolar bir kredi verseydi; ABD bugün yaşadığı sıkıntının önemli bir kısmını yaşamadığı gibi harcadığı parayı da harcamazdı. Baba Bush, tıpkı bizim siyasetçiler ve bürokratlar gibi kalın kafalı çıktı ve anlayamadı merhum Özal‘ı. Haliyle, balık kaçtı! Halbuki, o gün Türkiye, kardeş cumhuriyetlere 40-50 milyar dolarlık bir yardım yapabilseydi; bugün o devletlerin hepsi Türkiye‘nin siyasî ve iktisadî otoritesi altında olurdu. Türkiye‘den beklediği desteği alamayan Türk cumhuriyetleri, başlarındaki liderleri değiştirip Rusya‘ya yanaştı mecburen. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere tüm tabii kaynakları da Rusya‘nın kontrolüne geçti tabii. 2001 senesinde George W. Bush ABD Başkanı oldu. Oğul W. Bush, baba Bush‘un göstermediği cesareti gösterdi ve Irak‘a girdi. Hem öyle bir girdi ki, bodoslama! 1 trilyon dolardan fazla para harcamasına rağmen kontrol altına alamadı işgal ettiği toprakları. Türkiye destek vermeyince, hepten perişan oldu. 2009’dan beri de Obama halletmeye çalışıyor Irak meselesini. O da Türkiye‘den medet umuyor aslında. Türkiye olmadan bu meseleyi çözmenin imkânsızlığının farkında. Başbakan Erdoğan, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin sevdiği bir lider. Bakalım onun bu rüzgârı Türkiye‘nin elini güçlendirebilecek mi? Endişeliyim ben şahsen! Siyasî bağnazlık devam ediyor çünkü.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT