BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilimden hoşlanmak

Bilimden hoşlanmak

Ne zaman bir öğretim üyesi, “Kuzum bu ne biçim devlet/hükümet! Yetişmiş bilim adamlarından yararlanmasını bilmiyor” dediği zaman, ilgililer beni affetsin, hemen bir art niyet ararım. O zatın sanki bir danışmanlık hevesi içinde ya maddî ya siyasî saikle Ankara’ya yanaşmanın kapısını yaptığını sanırım.



Ne zaman bir öğretim üyesi, “Kuzum bu ne biçim devlet/hükümet! Yetişmiş bilim adamlarından yararlanmasını bilmiyor” dediği zaman, ilgililer beni affetsin, hemen bir art niyet ararım. O zatın sanki bir danışmanlık hevesi içinde ya maddî ya siyasî saikle Ankara’ya yanaşmanın kapısını yaptığını sanırım. Oysa ki, bilim adamı için siyasi ve idarilerle içli dışlı olmak külfettir, verdikleri iş angaryadır, harcadıkları mesai kendi araştırmalarından çalınmış zaman ve enerjidir. Bahsedeceğim bu değil. “Bilimden haz almak” nosyonu. Gerçek bilimadamının ne hobisi vardır, ne mesleği! İşi, onun her şeyidir. Maaş vermeseniz de o işi yapar. Ben demiyorum, onun hoşlandığı kadar halk veya havas da aynı keyfi alsın. Ama, sanat gibi bilimden de zevk alabilmek melekesi medeniyet ölçüsüdür. Birkaç gün önce Prof. Türkkaya Ataöv ve Prof. Reşat Özkan ile birlikteydik. Bir saat kadar Türk-Rus-Orta Asya ilişkileri üzerine sohbet ettik. Lüks bir restoranda mantarlı fileminyon ve çukulatalı sufle yemiş gibi oldum! Bizi bugün dahi ne kadar ilgilendiren Rusya’nın akıbeti ve Hazar petrolü konularında tartıştık. Kime ne? Televolelerle “telekölelerin” üretildiği bir ortamda bilimden hoşlanmak demek, ondan yararlanmak, ferahlanmak, onu tüketmek demektir. Bilimden yararlanmak için illâ tahsilli olmak da gerekmez. Nice konferanslar yapılıyor. Ama, bu tür faaliyetler de medyatik olmak için ya siyasi art niyetli ya da magazin unsurlu. Kahpe Bizans filminde medyatik oyuncuları sanatçı diye sürerseniz seyirci getiriyor zihniyetiyle halk konferanslarında da bilimin televolecilerini sahneye sürün, sürümden kazanın. Dikkat diyor musunuz, giderek gerçek değerlerin kamudan kaçtığı, sindiği bir döneme giriyoruz. Yine arzedeyim. Dün Pakistan Büyükelçiliği Hilton Oteli’nde “Güney Asya’da Barış” adlı bir akademik seminer tertip etti. Çok yerindeydi. Zevk aldık. Rahim (Er) ağabey ile oradaydık. Ama, salon dolu değildi. Dinleyenler zaten mercek altına alınan “Keşmir Sorunu”nu, anahatlarıyla, zaten iyi biliyorlardı. Ancak, bu toplantılar -bu olmasa bile- medya için tertip ediliyor. Konuşmacılar, “Acaba şu noktamı TV gösterir mi?” diye en vurucu lokmayı “hap” gibi hazırlayıp, sunuyor. Medya onu buldu, buldu. Yoksa, herşey beyhude. Konferansı tertip edenler de zaten TV/yazılı basın gelecek diye vermek istedikleri mesajı kısaca bir bültende toparlayıp dağıtıyorlar. Bu arada daha konuşmacıların tebliği bilinmeden sanki evvelden malumlarıymış gibi özetliyorlar. Kaç kez gazetelerde söylemediğim demeçlerimle karşılaştım. Her şeyimizle “Piyasa Toplumu” olmuşuz!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT