BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > SİYASET/ Denktaş:“Bayrağı yere düşürmedim”

SİYASET/ Denktaş:“Bayrağı yere düşürmedim”

Rauf Denktaş bir ömür verdiği Kıbrıs davasını bir emanet gibi görüyor. Bu emaneti en iyi şekilde taşımaya çalışıyor ve ekliyor: “Bu davayı aldığımdan çok daha iyi yerlere getirdim. Bırakmak istesem dahi bırakamayacağım bir durum var. Halkıma her 5 yılda bir soruyorum.Ben mi devam edeyim, yoksa daha iyi birini mi bulacaksınız? Kararları her neyse benim kabulümdür.”



Rauf Denktaş bir ömür verdiği Kıbrıs davasını bir emanet gibi görüyor. Bu emaneti en iyi şekilde taşımaya çalışıyor ve ekliyor: “Bu davayı aldığımdan çok daha iyi yerlere getirdim. Bırakmak istesem dahi bırakamayacağım bir durum var. Halkıma her 5 yılda bir soruyorum.Ben mi devam edeyim, yoksa daha iyi birini mi bulacaksınız? Kararları her neyse benim kabulümdür.”Rauf Denktaş ismini hep Kıbrıs’la birlikte anıyoruz. Sarsılmaz bir iradeyle çıktığı ince ve uzun bir yolculuğun değişmez yolcusu olarak biliyoruz. Biz başka şeyler sorsak da o yine lafı hep Kıbrıs’a getiriyor. Türkiye’yi sadece Kıbrıs’ın değil bütün Türk dünyasının önderi ve dayanağı olarak görüyor. Yerine emin olacağı birisini bulsa “artık bana müsade” diyecek. Yeniden başlayan zorlu görüşmeler öncesinde fazla kilolarını biraz azaltacak bir diyete hazırlanıyor. En büyük ideali Kıbrıs Türkü’nü eski günlere dönme korkusundan kurtulmuş, bağımsız ve hür görmek. Başbakandan dertli Denktaş’la sohbetimiz hassas bir noktadan başlıyor. Ömrünü harcadığı Kıbrıs davasında zaman zaman da olsa karşısına dikilenleri soruyoruz. Biraz üstü kapalı da olsa Başbakan Derviş Eroğlu’ndan dert yanıyor. -Benden rahatsız olanların bulunduğu doğrudur. Tabiatıyla üzülüyorum. Ancak ben, beni destekleyen kanada hep baktım. Beni destekleyen kanadın Kıbrıs davasını bilen ve Kıbrıs davasının kaybedilmesi halinde Türkiye’nin hiçbir davayı kazanamayacağı görüşünü savunan arkadaşlarımın, dostlarımın, diplomatların, devlet adamlarının verdiği güç ve cesaretle yoluma devam ettim. Geriye baktığımda beni o devirde yolumun yanlış olduğunu söylemiş olan arkadaşlardan bir çoğu, sonradan kendilerinin yanılmış olduklarını itiraf etmişlerdir.Bu durum beni şu anda “yanlış yoldasın” diyenler karşısında da güçlendirmektedir. “Bırakmayı düşündüm” -Bu davaya bir ömür verdiniz. Geriye baktığınızda, “Artık yeter yoruldum” deyip çekilmeyi düşündüğünüz oldu mu hiç? -Tabiatıyla oldu. Ama her defasında devam etmem için bir de neden oldu. Mesela ben Barış Harekatı sonrasında “Bunca yıl dua ettiğim şey olmuştur. Türkiye gelmiştir, bizi kurtarmıştır, ben artık devam etmeyeyim” dediğimde Türk diplomatları “Meseleyi Birleşmiş Milletler’de kim müdafaa edecek?” diyerek görevimin devam etmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Dolayısıyla bana halkımın ve Türkiye’nin verdiği bir emanet vardır. Kıbrıs davasını ben böyle görüyorum. Bu davanın müdafaasını her 5 yılda bir bana emanet eden bir halkım var. Bırakmak istesem dahi, “Bıraktım” diyemeyeceğim bir durum var. Halka emanetini götürüp buyurunuz emanetinizi hiç bir şekilde zarar vermeden buraya önünüze koyuyorum ve diyorum ki, ben mi devam edeyim, yoksa daha iyi birini mi bulacaksınız. Kararları her neyse benim kabulümdür. Böyle biri var mı yok mu buna halkın karar vermesi lazım. Başbakanım bu göreve talip olmaktadır. Ama şöyle demektedir. “Bu görevden görüşmeciliği ayıracağım. Ben görüşmeci olmayacağım. Ben Cumhurbaşkanı olacağım.” Bunca yıl Başbakanlık yapmış bir arkadaşımızın Cumhurbaşkanlığı’yla görüşmeciliğin birleştirilmesi için ne kadar uğraştığımızı ve bir dengeyi bir eşitliği oluşturmak için ne mücadele verdiğimizi bilememesi üzüyor beni. Ve diyor ki “Denktaş partimize zarar vermiştir. Partimiz öfkelidir. Onun için aday oldum.” Deseydi ki, “Ben daha iyi bir şekilde bu davayı müdafaa edebilirim.” O zaman hiç gücenmezdim. Görüşmecilik ayrı olduğu zaman 1968’lere gideriz. Ama halkın iradesi neyse olacaktır. Bir Başbakanın hem Başbakanlık yapıp, hem de Cumhurbaşkanlığı’na aday olması işbirliğini bozmaktadır. Çünkü Başbakanın elinde büyük bir güç vardır. Arsalar dağıtılmaktadır, paralar dağıtılmaktadır, mevkiler dağıtılmaktadır. Benim dağıtacak bir şeyim yoktur. Sadece halkıma söyleyecek bir şey vardı. Sizin adınıza ben bu emaneti taşıdım. Ağır bir emanettir. Bayrağı yere düşürmedim. -Allah Size uzun ömürler vesin. Yaşadığınız sürece bu davayı yürütecek misiniz? -O kadar değil. Yaşadığım müddetçe orada olur muyum bunu bilemem. Gönül rahatlığı içerisinde herhangi bir kimseye bakabileceğim sağlam bir iple bağlandığını görmem lazım. -Öyle biri var mı? -Şu veya bu şekilde yapmamız lazım. “Uzlaşmaz değilim” -Şöyle geriye dönüp baktığınız zaman şunu yapamadım dediğiniz, ya da hâlâ bir idealiniz var mı? -Beni dıştan baktıklarında yanlış anlayan çok insan vardı. Çok sert, uzlaşmaz, barış istemez bir kişi olarak görülmüş olabilirim. Çünkü halkımın uğrunda öldüğü bir davada taviz vermedim. O beni uzlaşmaz diye tanıtmıştır herkese. Benim esas içim oldukça yumuşaktır. İnsanları severim, tabiatı severim, okumayı severim. Tek bir idealim halkımın bizim yaşadığımız günleri yaşayamayacağı bir barışa sahip olması. İkincisi Allah Türkiye’ye zeval vermesin. Tüm dış Türklerin dayanağı önderi Türkiye’dir.Bol bol kitap okurum -Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz. Neler yersiniz, müzik dinler misiniz, spor izler misiniz? -Boş zamanım yok. Kitap okumadan günüm geçmez. Müzik arabada giderken dinlerim. Ankara radyosu, İstanbul radyosunu açtığımda ne tür müzik varsa onları dinlerim. Hafif Türk müziğini çok severim. Bir televizyonda bir filmi başından sonuna kadar gördüğüm zor olur. Ya yarısında başlarım görmeye, ya sonunu göremem. Ama Pazar günleri muhakkak torunlarla, çocuklarla bir öğle yemeği olsun yemek için çabam vardır. -Bir rejim, diyet uygulamanız var mı? -İnönü ne demiş bir zamanlar. “Bu sigarayı bırakmak çok kolay. 90 defa bıraktım.” Bu diyet de çok kolay. 50 defa diyet yapıyoruz, ama 50 defa da bozuyoruz. Ama hakikaten uygulamam gereken bir diyet verdiler. “Beyaz un, beyaz şeker, beyaz tuzu bırak. Fazla yeme. Bol su iç” şeklinde bir diyet. Şimdi ona başlayacağım. Biraz sitem -Sporu izliyor musunuz? Beğendiğiniz bir takım var mı? -”Milli maç var” dediklerinde muhakkak bir fırsat bulur tümünü değilse yarısını seyrederim. Kıbrıs’ta çok güzel futbolcularımız var. Bu çocukların yabancı takımlarla oynama imkanı yok, gelip burada Türk takımlarına takviye olmak istiyorlar. “Türk tabiyesinde değilsiniz” deniyor ve alınmıyor. Peki bu Afrika’dan gelenler nasıl alınıyor? Onu bilemeyiz. -Türk vatandaşlığına geçiyorlar. -Bizimkiler de geçiyor. Daha önce olmuştu.Yani bu kapıyı açmamız lazım. Bizim gençlerimiz de kabiliyetlerini kullansınlar, arkadan gelenlere de bir ümit olsun. Yeni ekmek kapısı Hindistan Hindistan’ın Ankara Büyükelçisi Bhadrakumar ülkesinin 200 milyar dolarlık altyapı ihalelerinde Türk firmalarına kapılarının açık olduğunu söyledi. Daha da ileri giderek tercihlerinin daha hesaplı olan Türk firmalarından yana olacağını açıkladı Türk müteahhitleri inşaatcılıkta dünyanın en ileri ülkeleri ile boy ölçüşüyorlar. Kafkaslar’da, Ortaasya’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da hatta Afrika ‘da büyük projelere imza attılar. Yapılan eserler birer gurur abidesi olarak yükseliyor. Binlerce, onbinlerce Türk mühendisi, ustası, kalfası, işçisi de ekmek yiyor. Bugün dünyanın neresinde olursa olsun inşaat denilince Türk müteahhitleri ilk akla gelenlerden. Seferberlik Yeni bir iş ve ekmek kapısı da Hindistan’dan açılıyor. Hindistan 10 yıl içinde 200 milyar dolarlık bir alt yapı seferberliğine hazırlanıyor. 13 bin 500 kilometre otoyol yapmayı planlıyor. Ankara Büyükelçisi Bhadrakumar bu seferberlikte Türk firmalarına kapılarının açık olduğunu söyledi. Daha da ileri giderek ABD ve Japon firmalarının da sırada olduğunu ancak tercihlerinin daha hesaplı olan Türk firmalarından yana olacağını açıkladı. Bu sözler müteahhitlerimiz için bir müjde özelliği taşıyor. Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in bir haftalık ziyaretinin ardından Başbakan Bülent Ecevit de özel davetli olarak Nisan ayı içinde Hindistan’a gidecek. Bu ziyaret sırasında imzalanacak protokoller ve işbirliği anlaşmaları ile start verilecek. Daha önce Kuveyt ve Libya gibi ülkelere olduğu gibi Yeni Delhi’ye seferler daha da sıklaşacak. Binlerce insan için ekmek kapısı bu defa Asya’dan açılıyor. Nüfusu, coğrafyası ve potansiyeli ile Hindistan dünyanın sayılı ülkelerinden. Başlatılan seferberlikle ilk 5’e girmeyi hedefliyorlar. Kalkınma hızının 6-7, enflasyonun 3 civarında olduğu düşünülürse bu hedefin hayal olmadığı ortaya çıkıyor. Türk firmaları 200 milyar dolarlık potansiyelin yüzde 10’unu gerçekleştirebilseler 20 milyar dolar demek. Neredeyse bir yıllık toplam ihracatımıza eşit. Bir önemli tarafı da Hindistan para transferlerinde Arap ülkeleri ile yaşanan problemin yaşanmayacağını garanti ediyor. Kısacası çağı yakalamaya ve gelişmiş ülkeler arasında yer almaya niyetli Hindistan’da Türk izleri olacak. Darısı Pakistan’ın başına. IMF Enflasyonu IMF Türkiye Masası Şefi Cotterelli’den alacağımız “Aferin” bize ne kazandırır bunu kestirmek zor. Ancak, 2000’li yıllarda enflasyonu yenememiş tek ülke olmanın ayıbından kurtulmalıyız. Carlo Cotterelli’yi kendi bakanlarımızdan, bürokratlarımızdan daha çok görmeye, daha iyi tanımaya başladık. Adamın bir ayağı Türkiye’de. Daha da ileri giderek Ankara’da IMF’nin bir bürosunu açmayı ve yerleşmeyi düşünüyor. Biz enflasyondan kurtulalım derken IMF enflasyonu ile karşılaştık. Sık ,sık yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin ödevini iyi yaptığını, programın eksiksiz uygulandı-ğını anlatıyor. Hükümetimiz bu sözlerden çok memnun oluyor. Çok yavaş Bir de madalyonun diğer yüzü var. IMF Türkiye Masası Şefi Cotterelli’den “Aferin” almak hoşumuza gitse de asıl beklediğimiz bu değil. Artık şu para musluklarının açılması. Verilen kredi sözlerinin yerine getirilmesi. Borç ödemelerinin yeni vadelere göre düzenlenmesi. Bu konulardaki gelişmelerin çok yavaş olduğunu, şu ana kadar umduğumuzu bulamadığımızı yetkililerimiz her fırsatta dile getiriyor. Ödevimizi iyi yapıyoruz, ama karşılığını tam alamıyoruz. Sapma yok Enflasyonla mücadeleye gelince. İlk ayların sonuçları iyi olmasa da yüzde 25 hedefinden en küçük bir sapma yok. Hükümet bu hedefi tutturmak için üzerine ne düşüyorsa eksiksiz yapıyor. Meclis de bu konuda son derece duyarlı ve istenen düzenlemeler anında kanunlaşıyor. Ancak bu yetmiyor. Vatandaşın da yardımcı olması lazım. Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp kapı kapı dolaşarak tüketiciyi bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Şikayetleri özel sektörden. Devlet verdiği söze uyarak zammı sınırlı tutuyor ama aynı duyarlılığı özel sektör göstermiyor. Burada iş vatandaşa düşüyor. Fiyatı artan mallara ilgi gösterilmemeli. Arz talep dengesinin talep kefesi hep yukarda olmalı. Namus borcu Hükümetin kararlılığı ve bürokratların gayretinin yanında özellikle alım gücü olan vatandaşın da takipci olması ve yardım etmesi gerekiyor. Önemli olan imkan olduğu halde fiyatı artan malı talep etmeyerek dengeyi tutturmak. İlkokullara kadar bu bilinç yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu tamamen psikolojik bir durum. Bir kere sonuç alınırsa gerisi gelir. Cotterelli’den alacağımız “Aferin” bize ne kazandırır bunu kestirmek zor. Hiç önemli de değil. Ancak, 2000’li yıllarda enflasyonu yenememiş tek ülke olmanın ayıbından kurtulmanın yanında, pul olan paramıza yeniden itibar kazandırmak ve canından bezen ortadireği tekrar ayağa kaldırmak herkesin namus borcudur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT