BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Siyaset, insan
kazanma sanatıdır

Siyaset, insan
kazanma sanatıdır

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, ‘insan kazanma sanatı’ olarak tanımladığı siyasetin uzun soluklu bir iş olduğunu belirtiyor.



RÖPORTAJ ŞÜKRAN KABAN sukran.kaban@tg.com.tr Siyasete en alttan başlayın Kadınlara siyasete en alt kademelerden başlamaları ve zorluklardan yılmamaları çağrısında bulunan Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf “Siyaset uzun soluklu ve daha çok pratikte yaşanıp öğrenilen bir iş. Onun için önce il teşkilatları, il genel meclisleri, belediye meclisleri ve benzeri pozisyonlarda siyasete talip olmak gerekir. Hareketin aşağıdan yukarıya doğru olması gerekir” diyor. Siyasette tecrübe ve birikim çok ÖNEMLİ!.. Tecrübe ve birikim kazanılarak gelindiği takdirde siyasi mekanizmaların içinde daha uzun süreli yer almanın mümkün olduğunu belirten Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, fırsat buldukça spor yaptığını, kitap okumayı sevdiğini, eşi ve oğlunun ise kendisinin yoğun çalışma temposuna artık alıştıklarını ifade ediyor. Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, kadınlara siyasete en alt kademelerden başlayarak yılmadan mücadele etmeleri çağrısında bulundu. Kadın ve Aile, SHÇEK ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı’ndan sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ile görev alanıyla ilgili konularda yaptıkları çalışmaları, siyaset dışında neler yaptığını ve kadın gözüyle siyasete bakışını konuştuk. Kabinenin iki kadın Bakanı’ndan biri olan Kavaf’ın gazetemizin sorularına verdiği cevaplar şöyle: > Kadınların Türkiye’de siyaset yapma zorluğu var mı sizce? Zorluk çalışan kadın için her nerede çalışıyorsa çalışsın var tabii ki. Sadece siyaset için değil, iş hayatı için de geçerli bu. Çünkü işinizin dışında bir yardımcıya dahi yaptırıyor olsanız dahi yine de evdeki bir takım sorumlulukları siz organize ediyorsunuz, akışını siz kontrol ediyorsunuz. Tabii ki çocuk sahibi oluyorsunuz, onun ekstra bir sorumluluğu var. Anne babanın sorumluluğu ne kadar eşdeğer gibi görünse de annenin sorumluluğu biraz daha fazla. Aynı zorluklar iş hayatında da siyasette de var. Siyaset tabi ki zaman ve mekan açısından sınır tanımayan 24 saat yapılan bir iş. Ama artık bir değişim ve dönüşüm süreci yaşıyoruz. Bir kısım mesleklerde ve işlerde de kadınlar zaman ve mekan tanımadan 24 saat çalışıyorlar. Hayatı nasıl yaşamak istediğiniz, nasıl planladığınızla alakalı bir şey. > Kadınlar geri mi duruyorlar siyasetten. Bütün partilerde her kademede daha az görülüyorlar? Siyaset uzun soluklu bir iş. Her ne kadar akademisi kitapları teorisi olsa da onları tabi ki bileceksiniz ama siyaset daha çok pratikte yaşanıp öğrenilen bir iş. Bu konuda ne kadar çok pratiğiniz olmuşsa, o anlamda siyaseten tecrübe ve dayanıklılık kazanıyorsunuz, çevreniz genişliyor, ondan sonra siyasette var olabilmeniz, ayaklarınız üzerinde durabilmeniz ve daha uzun süreli siyasetin içinde kalabilmeniz mümkün oluyor. Onun için il teşkilatları, il genel meclisleri, belediye meclisleri ve benzeri pozisyonlarda siyasete talip olmak gerekir. Erkeklere de baktığınız vakit, büyük bir kısmı teşkilattan başlayarak büyük bir siyasi serüven yaşamışlardır, bunu milletvekilliğiyle noktalamışlardır. > Kadınlar bu sabrı mı gösteremiyor? Kadınlar milletvekilliğine kadarki gelinen bu süreci yıpratıcı buldukları için o kısmına çok dahil olmadıkları için doğrudan seçimle gelinen noktalara aday oluyorlar. Biraz katılımın az olmasının nedenlerinden biri de o diye düşünüyorum. Hareketin aşağıdan yukarıya doğru olması gerekir. Geride bir başarı öyküsü tecrübe ve birikim kazanılarak gelindiği takdirde siyasi mekanizmaların içinde daha uzun süreli yer almak mümkün. > Öğretmendiniz, annesiniz, bir oğlunuz var. Görevinizi yaparken anne olmanın, öğretmen olmanın meseleye bakışınızı, çözüm üretmenizi kolaylaştıran bir yanı var mı? Siyasetin bir sürü tanımı var, tanımlarından biri de insan kazanma sanatıdır diyoruz. Öğretmenlikle de insan şekillendiriyorsunuz, bir insanı geleceğe hazırlıyorsunuz. Ama onun dışında her insanın mesleği işi ne olursa olsun insanlara karşı bir sorumluluğu olması gerektiğine inanıyorum. En iyisini yapmaya gayret ediyoruz. > Yurtlarda koğuş sisteminden çıkıyorsunuz. Önümüzdeki dönemde neler yapılacak? Geçmişte konjonktür gereği bu kurumlar koğuş sistemine göre yapılmış. Çocuklar su gibiler yana çok kolay akabiliyorlar. Bu şekilde toplu olarak bir arada yaşayan çocukların birbirlerini negatif etkileme eğilimi ne yazık ki pozitiften her zaman daha fazla. Bir de ev ortamının sıcaklığından ayrı olmanın getirdiği bir tahribat da oluyor çocuklarda. Bunların hepsi birleştiği vakit hayatla barışık ol mayan, sürekli problem üreten insan profilleri ortaya çıkabiliyor. Buradan hareketle ev tipi sosyal hizmet modeline geçilmesi için planlama yapıldı. Türkiye’de 35 ilde sevgi evlerimiz var. Sevgi evlerimiz her birinde 8-12 çocuğun kaldığı villa tipi evlerden oluşan siteler, sosyal donatı alanları da var. Buralarda çocuklarımız evlerde kendilerine yardımcı olan bakım elemanları, yardımcılar ve sosyal hizmet uzmanlarıyla beraber kalıyorlar. Bunun dışında muhtelif semtlerde kiraladığımız evlerde kalan çocuklarımız var. Mahalledeki okula gidiyorlar. İlişkileri geliştiriyorlar. Hayatın içerisinde sosyalleşiyorlar, yaşayarak öğreniyorlar her şeyi. Evin işleyişine karşı sorumlulukları var. Ev için birlikte alışveriş yapılıyor. Bir aile gibi. Şu anda Türkiye’de 313 tane çocuk evimiz var. > Uygulama ne zaman Türkiye’nin tamamında olacak? Bu hızla gittiğimiz taktirde 4 yılda koğuş tipi kurumlarımızın hepsini bitirmiş olacağız. > Hem yurtlarda hem de bu evlerde çocuklara iyi davranılıp davranılmadığı nasıl kontrol ediliyor? Kamera sistemi var her yerde. Ayrıca sıkı bir denetim mekanizması işletiyoruz. Ama tabii insanla iş yapıyoruz. Sonuçta her zaman insanların bunalımları olabilir, olumsuz örnekler olabilir. > Kadına yönelik şiddetle ilgili yeni bir yasal düzenleme gelecek mi? Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için hükümetlerimiz döneminde bir dizi yasal düzenleme yapıldı. Ama bunun tamamen kökünü kazımak ve sıfırlamak mümkün değil. Mücadele ediyoruz ama elbette bunalımları olan, psikolojik bozukluğu olan davranış bozukluğu olanlar her zaman olacaktır, toplumda, dünyanın her yerinde de var. Kanun eşlere karşı koruma öngörüyor. Aralarında hukuken evlilik bağı sona ermiş insanlar için karar vermede hukuk mekanizması zorlanabilir ifadeden dolayı. Dolayısıyla o konuda hareket alanını genişletmek için hukuken evlilik bağı sona ermiş olanların da bu kapsamda değerlendirilmesinin uygun olacağını düşündük. Böyle bir taslak çalışmamız var. > Çalışma ne zaman sonuçlanır? Şimdi hızla görüş alacağız, hukuki kısmıyla ilgili prosedürü tamamlamak zorundayız. Seçimden önce yetiştirmeye çalışacağız. > Uygulamada bir sorun var mı? Polis hâlâ daha mı az duyarsız? Bu konuda biz protokollerde 40 bin 900 polis eğittik. 59 bin sağlık personeli eğittik. 326 aile mahkemesi hakimine eğitim verildi. Hâlâ bu eğitimler devam ediyor. En çok şikayet edilen konulardan biri de efendim işte gidiliyor polis zorla barıştırıyor diye. Bu tip polisi de tahakküm altında bırakan suçlamalarla ilgili bir form yöntemi geliştirdik. O formun sonuna herkes imza atıyor. Polis de, sosyal hizmet uzmanı da şiddete uğrayan mağdur da. Böylece kim nereye gideceğini kendi iradesiyle beyan etmiş oluyor. > Kadına yönelik şiddette artış var mı? Toplumda duyarlılık arttı. Eskiden iletişim kanalları bu kadar çeşitli ve yaygın değildi. Ama şimdi dünyanın en ücra köşesine kadar ulaşmış durumda. Nerede ne olduğundan anında haberiniz oluyor. Ama önceden haberdar olunmuyordu. > Tenis oynadığınızı biliyorum. Zaman bulabiliyor musunuz? Spor yapmaya çalışıyorum. O insanı zinde tutan bir şey. Zaman bulmak lazım ben de o zamanı bulmaya çalışıyorum. > Televizyonla ilişkiniz nasıl? Seyretmeye çok vakit olmuyor. Genelde haber programı oluyor. Toplumda tartışılan diziler var. Kamuoyu bize de beklentilerini taleplerini şikayetlerini iletiyor bize de. O zaman ne oluyor nasıl bir şey diye seyrediyorum. > Şu an okuduğunuz bir kitap var mı? Taha Akyol’un Bilim ve Yanılgı kitabını okuyorum. > Oğlunuz şikayetçi mi sizi görememekten? Artık bu düzene alıştı. > Eşinizden ya da oğlunuzdan ‘şu yemeğini özledik, artık bize yapmıyorsun’ diye sitem geliyor mi? O konuda hiç iddialı olmadım. Onun için öyle talepler gelmiyor. > Özürlü kontenjanları tartışmalı. O konuda neler yapıyorsunuz? Burada temel problem geçmişte özürlülerimizin eğitimine yönelik bir alt yapı oluşturulamadığı için özürlülerimizin meslek eğitimi almamış olmasından kaynaklanıyor. Yeterli eğitim alamadıkları için istihdam edilemiyorlar. Özürlülerimizin meslek edinilmesine yönelik programlar geliştiriyoruz. Önce onun geliştirilmesi lazım.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT