BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevgili Peygamberimizin dünyayı teşrîfleri -2-

Sevgili Peygamberimizin dünyayı teşrîfleri -2-

Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, habîbi, mahbûbu olan Muhammed aleyhisselâmda toplamıştır...



Bundan 14 asır evvel yaşamış bulunan Resûlullah Efendimiz, günümüzde de bütün dünyâ milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyâset ve fikir adamlarının, ediplerin, târihçi ve askerî şahsiyetlerin alâkasını çekmekte, bunların her biri O’nu biraz inceledikten sonra hayrânlık ve şaşkınlıklarını dile getirmektedirler. “Ulemâ-i râsihîn” denilen hem zâhir ve hem de bâtın bilgilerinde üstâd ve Peygamber Efendimize vâris olan yüksek “İslâm âlimleri” ise O’nu bütün güzellikleriyle görmüş ve âşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebû Bekr-i Sıddîk (radıyallahü anh) gelmektedir. GEÇMİŞTEN HABER VERDİ Sevgili Peygamberimiz, kimseden bir şey okumamış, öğrenmemiş, hiç yazı yazmamış iken ve seyâhat etmeyen, geçmişlerden ve etrâfındakilerden haberi olmayan insanlar arasında hâsıl olmuş iken, Tevrât’ta, İncîl’de ve diğer bütün kitaplarda yazılı olan şeyleri bildirdi. Geçmişlerin hâllerinden haber verdi. Her dînden, her meslekten ileri gelenlerin hepsini huccet ve burhânlar söyleyerek susturdu... Sevgili Peygamberimizi bütün teferruâtıyla anlatmak elbette ki mümkün değildir. İşin zor bir tarafı daha vardır. Çünkü kendisinden bahsedeceğimiz zât, alelâde bir insan değil, çok müstesnâ bir şahsiyettir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, kâinâtın baş tâcı, ebedî rehberimiz, varlığımızı ve kurtuluşumuzu kendisine borçlu olduğumuz Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (aleyhis-selâm) hakkında yazı yazmak, makâle kaleme almak, konferans vermek, söz söylemek, vaaz yapmak, aslında çok zor bir iş. Sevgili Peygamberimizin şâirlerinden Hassân bin Sâbit (radıyallahü anh)’in şu sözü ne kadar mânidârdır: “Ben, Muhammed Mustafâ (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan bahs ederken, O’nu medhediyor değilim; bilakis O’ndan bahsetmek sûretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.” Gönüller Sultânı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (kuddise sirruh) kelâmı da çok ma’nâlıdır: “Ben, âlemler genişliğinde bir ağız isterim, tâ ki, meleklerin bile gıpta ettiği [imrendiği] O zâttan söz edebileyim.” Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, habîbi, mahbûbu, sevgilisi olan Muhammed (Aleyhisselâm)’da toplamıştır. Meselâ, insanların en güzel yüzlüsü ve gâyet nûrânî benizlisi idi. Mübârek yüzü, kırmızı ile karışık beyâz olup, ay gibi nûrlanırdı, parlardı. Sözleri gâyet tatlı olup, gönülleri alır, rûhları cezbederdi. Aklı o kadar çoktu ki, Arabistân yarımadasında, sert, inâtçı insanlar arasında gelip, onları çok güzel idâre ederek ve cefâlarına sabrederek, yumuşaklığa ve itâate getirdi. Çoğu dînlerini bırakıp Müslümân oldu ve dîn-i İslâm yolunda babalarına ve oğullarına karşı harb ettiler. O’nun uğrunda mallarını, yurtlarını fedâ edip kanlarını akıttılar. Hâlbuki, böyle şeylere alışık değillerdi. HER BAKIMDAN EN ÜSTÜN Her bakımdan insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, kendisine peygamberliği bildirilmeden önce de, güzel ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi davranması, sâkinliği, yumuşaklığı ve diğer üstün hâlleriyle sevilmiştir. İnsanlar, bu hasletleri sebebiyle O’na hayrân olmuşlardır. Mekke halkı, gördükleri şaşılacak derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı, O’na “el-Emîn”, yani “kendisine her zaman güvenilir” lakabını verdiler. Böylece gençliğinde bu isimle meşhûr oldu. Eğer bugün dünyâya gelmiş olsaydı, yine aynı şekilde davranırdı... Güzel huyu, yumuşaklığı, afvı, sabrı, ihsânı, ikrâmı o kadar çoktu ki, herkesi hayrân bırakırdı. Eğer bugün gelseydi, yine aynı şekilde olurdu. Onu görenler ve işitenler seve seve Müslümân oluyordu. Hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusûr görülmemiştir. Kendisi için kimseye gücenmediği hâlde, din düşmânlarına, dîne dil ve el uzatanlara karşı sert ve şiddetli idi. O, bugün gelseydi, yine böyle davranırdı. Herkese karşı yumuşak olmasaydı, Peygamberlik heybetinden, büyüklük hâllerinden, kimse yanında oturmaya ve sözünü dinlemeye tâkat getiremezdi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT