BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Balyoz’un hesabı kime sorulmalı?

Balyoz’un hesabı kime sorulmalı?

istanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz darbe planı davasında, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünün zeminine gizlenmiş halde ele geçirilen 10 çuval yeni belgeye dayanarak 164 sanıkla ilgili verdiği tutuklama kararı epeyce tartışılacak gibi.



istanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz darbe planı davasında, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünün zeminine gizlenmiş halde ele geçirilen 10 çuval yeni belgeye dayanarak 164 sanıkla ilgili verdiği tutuklama kararı epeyce tartışılacak gibi. Tutuklananlardan bir kısmı ile geçmişte birlikte çalıştım, bir kısmını da tanıyorum. Çok üzüldüğümü söylemeliyim. Ancak diğer taraftan ‘eğer bir suç işlemişler ise sonucuna da katlanacaklar’ diyorum. 2001 yılından bu yana Ankara’daki gelişmeleri yakından takip eden bir gazeteciyim. Seçimle 2002 yılında işbaşına gelmiş bir siyasi partiyi TSK komuta kademesinde görev yapan bazı üst düze komutanların korkutarak-sindirerek, baskı yaparak veya gerekirse illegal yollara başvurup iktidardan uzaklaştırmak için cansiperane çalıştıklarını biliyoruz. Onlara göre bu iktidar ülkeye şeriat getirecekti güya bunu engellemeye soyundular. Eğer Başbakan Erdoğan korkak ve pısırık birisi olsaydı veya dönemin Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök onlarla birlikte hareket etseydi bugün Türkiye demokrasi açısından çok utanç verici bir noktada olacaktı. Kasım 2002’de partisini tek başına iktidara taşıyan Erdoğan’ın “Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözünü sadece bir slogan gibi algılayanlar yanıldılar. Kısacası özellikle 2002-2006 yılları arasında bazı Kuvvet Komutanları ve bazı Ordu Komutanları millet iradesi ile iktidara gelmiş olan AK Parti’nin muktedir olmasını engellemek ve öncelikle 28 Şubat benzeri post-modern bir müdahale ile iktidarı bırakmasını sağlamak için çaba sarf ettiler. Başbakan Erdoğan’ın bu tür baskı-muhtıra ve ikazlara pabuç bırakmayacağını gören bazı hayalperestlerin işi ileriye götürüp darbe planları yaptıkları iddia ediliyor. Doğru mu, yanlış mu, buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bir zamanlar yüksek yargı kurumları kendi vesayetleri altında iken ‘hukuka saygı’ sözcüğünü ağzından düşürmeyenlerin bugünkü tutumları şaşırtıyor insanı. Orgeneral, oramiral rütbesinde gelmek Kuvvet Komutanı, Ordu Komutanı makamına gelmek, ülkenin bekası için kahramanlıklar yapmış olmak, görevinde üstün başarı göstermiş olmak hiç kimseye hukuk dışına çıkma, yasaları çiğneme, kendisini ve makamını millet iradesinin üzerinde görme hakkını vermez. Gerçekten tutuklananların içinde kahramanlıklarına şahit olduğum insanlar var ama meziyetleri onlara eğer iddialar doğru ise yasalara aykırı işler yapma ayrıcalığı vermez. Bu tür kapsamlı davalarda ‘yaşın yanında kurunun da yandığı’ olur, olmuştur. Yargının görevi gerçek suçluyu bulup cezalandırmak, çürük elmaları en kısa sürede ayırmaktır. Mart 2003 tarihli Balyoz plan semineri TSK’da alışık olduğumuz, bildiğimiz sıradan bir plan semineri değildir. Tehlikeli, demokrasilerde olmayacak bir harp oyunudur. Dünyanın hiçbir demokrasisinde millet iradesi ile oluşmuş olan milli bir Meclis, kendisine bağlı bir ordunun böyle bir çalışma yapmasına göz yumamaz. Hem Ergenekon belgelerinde hem de Balyoz dosyasında yapılan birtakım eklemelerle işin ciddiyeti kuşkulu hale getirilmeye çalışılmış. Ama adama sorarlar, Gölcük’te İstihbarat Şube Müdürlüğünün odasının zemininden çıkan belgelere eklentileri de herhalde siviller yapmamıştır. Daha önce de yazdım tekrarlıyorum. Askerlik mutlak itaat esasına dayalı bir meslektir. Eğer 2002-2006 yılları arasında yapılan yanlış bir iş varsa bunun hesabının sorulacağı kişiler, o tarihlerde görev yapan Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Ordu Komutanlarıdır. Gerisi emir kuludur. Astsubay Çavuştan korgeneraline kadar benim askerlik anlayışıma ve vicdani kanaatime göre günahsızdır. Verilen emirlerin gereğini yapmaktan başka bir suçları yoktur herhalde.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT