BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ateş bacayı sardı

Ateş bacayı sardı

Trabzon‘da ligin ikinci yarısıyla birlikte buharlaşan 9 puan, şampiyonluk yarışı şarkılarının yerini, hüzne ve endişeli ağıtlara bıraktı... Çünkü liderlik, en büyük rakip olan F.Bahçe‘de şimdi...



Trabzon‘da ligin ikinci yarısıyla birlikte buharlaşan 9 puan, şampiyonluk yarışı şarkılarının yerini, hüzne ve endişeli ağıtlara bıraktı... Çünkü liderlik, en büyük rakip olan F.Bahçe‘de şimdi... Üstelik sarı-lacivertli takım önüne geleni devirerek, sıfır kayıpla yoluna hızla devam ediyor... İşte bu hız, Trabzonspor‘un elini ayağını birbirine dolaştıran ana sebep... Şampiyonluğu kafasına tam koymamış bir takım, sahasında ligin ikinci yarısı ile birlikte maç kazanamaz hale geldi... Peki, neden böyle oldu? Bir defa F.Bahçe gibi bir rakibin, 9 puan geride bırakılması, Trabzonspor‘u erken havaya soktu... Zannedildi ki, sermaye bitmeyecek... İşte bitti... Öte yandan, F.Bahçe’nin başkanından başlayan, teknik direktöründe sona eren “sataşma” taktiği “cuk” oturdu... Trabzonspor,bu tuzağa düşerek “efendilik” çerçevesi içinde, büyük rakiplerine lâf yetiştirmeye çalıştı... Ama beceremedi... Kibarlık fayda etmedi... Ve esas ana sebep ise, devre arasında yapılan transferlerin “sıfır” çekmesi... Niye alındılar? Belli değil... Brozek biraderler ve Mehmet Çakır‘ın, zerre kadar Trabzonspor‘a katkı sağlayamamaları, hem Şenol Güneş, hem de ona onay veren yönetimin, en büyük yanlışı olarak karşımızda duruyor... Tabii, bu yüzden, takımda alternatifsiz kalan Umut, Alanzinho, Colman, Selçuk, Cale gibi isimler “Nasıl olsa yerim garanti” rahatlığı içinde, sahada sıradan görev yaparlarken, kendilerini zorlayacak birilerinin olmaması yüzünden de, hırslarına hırs katamadı... İşte bütün bu nedenler, alt alta konup toplandığında karşımıza çıkan tablo, pek de parlak olmuyor halince... Trabzonspor, bundan sonra ne yapar? Şu halinden bir adım öteye gidemezse, sadece bugün için averajla kaybettiği lig liderliğini değil Şampiyonlar Ligi‘ni de göz göre göre ateşe atar... Çünkü ateş bacayı sardı bir kere... Bırak bu işleri Şenol Hocam “Hukukun işlemediği, adaletin olmadığı bu ülkede, saha içinde bunları tartışırsak kan gövdeyi götürür!” Bu sözler, eğitmen bir teknik direktör olan Şenol Güneş’e ait... Kandan; adam götürmekten bahsediyor... Ülkede adalet olmadığından dem vuruyor... O adalet, Trabzonspor, F.Bahçe‘ye 9 puan fark atarken vardı da, şimdi mi yok oldu? Adaletten yana, hangi konuda canı yandı sayın hocamın? Eğer Trabzonspor‘un sahada hakkı yenmişse o zaman Güneş, kandan, götürmekten değil, direkt hakemler ve federasyon hakkında konuşacak... Ona buna gönderme yaparak, ortaya soru işaretleri ile dolu bir sofra kurmak, kendisine her zaman büyük saygı duyduğumuz Şenol Güneş‘e hiç yakışmıyor... Şenol Hoca, önce sahadaki askerlerine yapacaklarını ezberletecek... O Şenol Güneş; hâlâ daha topa kafasının tepesi ile vuran bir santrfordan gol umuyorsa... Hâlâ daha, yıllarca tipi, kıyafeti, neşesi ile bir Karadenizli olsa da, henüz saha içinde takımı için kolektif bir futbol anlayışını yakalayamayan “sarı saçlıdan” bir şeyler bekliyorsa... Hâlâ daha, en kritik bölgede rakibe “bodoslama” girilmeyeceğini öğrenemeyen savunma adamlarına güveniyorsa... Hâlâ daha, rakibin her dokunuşunda kendisini yere bırakan, bu yüzden “gerçekten evi yanan ve evim yanıyor, yetişin” diye bağıran ama kimseleri inandıramayan bir mahalleli gibi, hakemlerden “kıyak” bekleyenlerle savaşa giriyorsa... Hâlâ daha orta sahanın en iyi ismi Selçuk‘la anlaşma zemini bulamıyorsa... Defansta bir Egemen‘in alternatifini aramıyorsa... Ve de, ara transferde aldıklarının “fason” çıkmasından rahatsızlık duymuyorsa; Şenol Güneş‘in yolu pek de açık değil... Ama biz yine de “Hayırlı yolculuklar” dileyelim kendisine... Bakarsınız “Eğri gemi, doğru sefer yapar“ belki... Hakemlerin Demoklesler’i Türkiye‘de “şamar oğlanına” döndürdüğümüz hakemleri, ne beğeniyoruz, ne de vazgeçebiliyoruz... Tribünlerdeki herkesin, kahvelerde vakit geçirenlerin bile teknik direktör (!) olduğu Türkiye‘de, hakemlik adına yaptıkları, aslında alkışı hak eden büyük bir olay... Oysa bizler, didik didik ettiğimiz bitmiş 90 dakikalarda bulduğumuz hataları, simitçi kovalayıp yakalayan zabıta memuru gibi göğsümüzü gere gere deşifre edip “Mal bulmuş Mağribî gibi” sevincimiz her hafta tüm hızıyla devam ediyor... Oysa bir takıma yapılan haksızlık, daha doğrusu yanlışlık, az çok diğer takımlara da ucundan kenarından mutlaka vurur... Yani eksiler, artıları götürür her zaman... Elde kalanlar da üç aşağı, beş yukarı aynıdır... Trilyonluk bütçeye sahip Futbol Federasyonunun, yüzlerce kulübün, binlerce yöneticinin, milyonlarca seyircinin, mutluluğunu ve de üzüntülerini omuzlarına yüklediğimiz hakemlerimize, bir hoş görüyü çok görmeyi bırakınız; halı döver gibi, elimizde şimşir sopalarla vur Allah vur... İnanıyoruz ki, futbolumuzun namusunu emanet ettiğimiz o kişiler, saha içinden değil, saha dışındaki, bilhassa eski meslektaşlarının hücumundan daha çok yılıyor ve zorlanıyor... Kafası rahat olmayan insan, nasıl ki, hata yapmaya müsait kişiliğe bürünür, biz de hakemlerimizi el birliği ile giyotin korkusu ile hataya itiyoruz... Öyleyse, kurunun yanında yaş olan birilerinin de yanması gerekmez mi?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT