BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Güzel paşalarımız

Güzel paşalarımız

Allahın bildiğini, kuldan niçin saklayayım: Ben general kelimesini sevmiyorum. General Almanca asıllı bir kelime. Paşa kelimesindeki sıcaklık, güzellik, aydınlık, yücelik...



Allahın bildiğini, kuldan niçin saklayayım: Ben general kelimesini sevmiyorum. General Almanca asıllı bir kelime. Paşa kelimesindeki sıcaklık, güzellik, aydınlık, yücelik... general kelimesinde yok! Paşa özbeöz Türkçe bir kelime. Eskiden bir ailenin en büyük oğluna baş ağa deniliyordu. Baş ağa, zamanla başaaa diye telaffuz edildi. Başaaa da zamanla paşa zarafeti ve asaletiyle dilimizde yer etti. Pekâlâ, bir ailenin en büyük oğluna baş ağa deniliyordu da o ailenin veya muhitin sevilen, sayılan, övülen hanımlarına nasıl hitap ediliyordu? Şu güzelliğe bakınız: Onlar da paşa hanım diye sayılıyor-seviliyorlardı. Erzurum’da sözü-sohbeti dinlenilen, asaleti bilinen kadınlarımız, bizim paşa hanımlarımızdırlar. Atatürk, Türkiye’mizde, hem yabancı kelimelerin kullanılmasını yasakladı; hem de paşa gibi yüzde yüz Türkçe olan bir kelime yerine yüzde yüz yabancı olan general kelimesinin kullanılmasını istedi. Sadece paşa kelimesi değil, bey, beyefendi, efendi, hanımefendi, şeyh, seyit, şerif gibi kelimelerin kullanılması da kanunla yasaklandı. Ama bu yasağı önce Atatürk bozdu: İsmet İnönü’ye hep İsmet Paşa diye hitap etti. Diğer silah arkadaşlarını da Fevzi Paşa, Ali Fuad Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa... diye andı ve anlattı. Bu sütunda belki kırk defa yazdım: Ordusuz millet, ordusuz devlet olmaz. İstiklâlimizi, hürriyetimizi ordumuza borçluyuz. Ordumuzu yüceltmek için “Peygamber ocağı” gibi bir isim tamlamasından daha güzel, daha mübarek bir kelime, bir tamlama olabilir mi? Ben bu yazıyı, Necmettin Erbakan’ın cenaze merasimine katılan paşalarımız için yazıyorum. Başta Genelkurmay Başkanımız, 1. Ordu Kumandanımız olmak üzere, o cenaze merasimine ilgi gösteren, katılan komutanlarımız, bizim güzel paşalarımızdırlar. Hemen açıklamalıyım ki, ben ömrümün hiçbir döneminde Necmettin Erbakan’ın partisine oy vermedim. 1973 seçimlerinden önce, Erbakan, Sivas il başkanları olmamı ısrarla istemesine rağmen kabul etmemiştim. Ama o, siyasî hayatımızda, birtakım ezberleri bozan, partileri, tamamen siyasî sebeplerle kapatılan, fakat bütün engellemelere rağmen, bu milletin Başbakanlık koltuğunda oturan bir devlet adamımızdır. Bir ilim ışığımızdır. Bu bakımdan, onun cenaze merasimine katılan paşalar, bizim güzel paşalarımızdırlar. Bana göre, Atatürk’ün paşa gibi güzel bir kelimemizi yasaklaması ne kadar yanlışsa, bazı paşalarımızın da halkımızdan kopmaları o kadar yanlış bir davranıştır. Mesela ben hep hüzünle görmüşümdür ki, bazı cenaze namazlarına katılan komutanlarımız, bir köşeye çekilip durmakta, cenaze namazına uzaktan bakmaktadırlar. Yanlıştır. Ordu-millet kaynaşmasını sağlamak için komutanlarımız da cenaze namazlarına katılmalıdırlar. Hatta tabutun altında hiç olmazsa yedi adım atmalıdırlar. Komutanlarımız, paşalarımız, içinden çıktıkları halkla omuz omuza olduklarında kaybımız ne olur? Laiklik mi elden gider, kıyamet mi kopar? Komutanlarımız baş örtüsü korkusunu da artık bir tarafa bırakmalıdırlar. En sevgili varlıklarını, oğullarını, kardeşlerini, eşlerini, PKK teröründe şehit veren kadınlarımızı, başörtüleri yüzünden orduevlerine almamak gibi büyük bir yanlış olamaz. Güzel paşalarımız, artık bu haksız, bu garip, bu gayri medenî davranışlardan sıyrılıp çıkmalıdırlar. Ordu-millet dayanışması, savaşta olduğu kadar, barışta da en büyük gayretlerimizden biri olmalı.
Reklamı Geç
KAPAT