BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuklarımıza Çanakkale ruhunu nasıl anlatabiliriz?

Çocuklarımıza Çanakkale ruhunu nasıl anlatabiliriz?

Bugün 18 Mart... Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü. Her yıldönümü olduğunda hatırladığımız Çanakkale destanının, aslında bir Türk olarak hepimizin içini burkan hazin bir hikâyesi var. Peki, tarihimize altın harflerle yazılan bu destanı çocuklarımıza yeterince aktarabiliyor muyuz?



> Faruk Levent Neredeyse hepimizin akrabaları arasında Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybetmiş bir şehit vardır. Benim dedemin dedesi Abdullah da, bu savaşta şehit düşmüş. Bize ondan kalan ne bir mezar ne de bir fotoğraf var. Şehitlerimiz bize sadece bu vatanı miras bırakmışlar. Bu nedenle bizler için anlamı çok büyük. Buna rağmen Çanakkale destanını, çocuklarımıza aktarma konusunda toplum olarak ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır. Bu haftaki yazımda, milli ruhun çocuklarımıza nasıl aktarılması gerektiği konusuna dikkat çekmek istiyorum. ANZAKLARIN TÖRENİ Avustralya ve Yeni Zelanda’da her yıl, Çanakkale çıkarmasının yıldönümü olarak 25 Nisan’da “Anzak Günü” adıyla anma törenleri düzenlenir ve o gün Avustralya ile Yeni Zelanda’da milli tatildir. Ayrıca, Avustralya ve Yeni Zelandalı turistler her yıl saatlerce süren uçak yolculuğu yaparak kafileler hâlinde Çanakkale’ye gelirler. Atalarının savaştıkları Gelibolu Yarımadası’nda toplanarak Anzakların çıkarma yaptıkları Anzak Koyu’nda tören yaparlar. 94 yıl önce çıkarma yaparken hayatlarını kaybeden dedelerinin ayak bastıkları bölgeden hatıra amacıyla taş toplarlar. Gelen turistlerin birçoğunun gençlerden oluşması oldukça anlamlıdır. MİLLİ BİRLİK MESELESİ Vietnam Savaşı, süper bir devletin 17 milyonluk küçücük bir ülkede bataklığa nasıl saplandığının bir hikâyesi olarak nitelendirilebilir. Yine bu savaş, Amerikan kamuoyu için sebebi anlaşılamayan manasız ve amaçsız bir savaş olarak algılanabilir. Zira o zamanın Amerikan gençliği tarafından, Vietnam Savaşı ve Amerikan politikaları hep protesto edilmiş. Çok ilginçtir ki 55.000 Amerikan askerinin ölümüne mal olan Vietnam Savaşı, Hollywood tarafından çekilen yüzlerce filme konu olmuş. Bu filmlere binlerce dolarlık dev bütçeler ayrılmış. Bu filmlerin tamamına yakınında Amerikan askerlerinin kahramanlıkları anlatılıyor. Bu yolla, milli birlik ve beraberlik ruhunu kendi vatandaşlarına kazandırmaya çalışıyorlar. ON HİROŞİMA EDER Rahmetli Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay hep anlatılır: Japon eğitim uzmanları ülkemize gelmiş ve Türk eğitim sistemini incelemiş. Bu uzmanlar, Özal’ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunları söylemişler: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Özal’ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlar: “Biz Japonya’da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu hâlde hızlı trenlere bindirir, ardından onlara dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir, ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazaki’ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösteririz. Orada çocuklara şöyle deriz: “Eğer siz mücadele etmez, bilinçli olmaz ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur!” Bürokratlarımızdan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima’mız yok ki!” Japon uzmanın cevabı ise tokat gibidir: “Sizin Çanakkale’niz on Hiroşima eder!” PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul’da kalan İspanyol yazar Cristobol de Villalon, yazmış olduğu eserini dönemin en büyük Hristiyan hükümdarı II. Filib’e takdim eder ve Osmanlı topçuluğu hakkında şunları söyler: “Dünyada hiçbir devletin, Türk topçusu ile mukayese edebilecek topçusu yoktur. İstanbul’da eski model olduğu için kullanılmayıp süs için surlara konan topları inceledim. Bunlar bile İspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi. Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan topları hayretle seyrettim. Bu topları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti yoktur!” “Tweetçi” twitter.com/twtci Mrsoyupak İstanbul’da öyle bir yere gittik ki, navigasyon, “300 metre sonra birine sorun” dedi. Multeci Bugün Karl Marx’ın ölümünün 128. yıldönümü.. Toprağı bol olsun demek isterdim ama diyemiyorum. Özel mülkiyete karşıydı çünkü. Musmulapenguen Japonya depremi sonrası Türkiye’de TV’ye çıkan uzman sayısı, Japonya’daki depremde hayatını kaybedenlerin sayısıyla yarışır. Metinustundag Bir İngiliz, bir Fransız, bir uzaylı ve bir laz yasa dışı fıkra örgütü kurmaktan gözaltına alındı. istiklalAkarsu Apple’ın yakında iphone5’i çıkaracağını duyan yüzbinlerce iphone4 kullanıcısından Steve Jobs’a mesaj var: “Abi daha taksitleri bile bitmedi” omerfaruk Bu Google ne zeki abi. Hıyar ayran yazıyom cacık çıkıyo. istiklalAkarsu Steve Jobs’tan iphone5 için ilk açıklama “O değil de iphone 6 çok acayip” istiklalAkarsu Sevgili Balkanlar, bi kere de soğuk hava yerine bi selam gönder, bi hal hatır sor, varsa kar, yoksa tipi. ozguRugzo Telefonla konuşan adamın eline kağıt kalem tutuşturun; ilham gelir Picasso olur, Salvador Dali olur. Van Gogh olur kulağını bile keser. l_OMER_l 140 karakterin twitterdan başka sığdığı yer varsa o da halk otobüsleridir. AsafVodville Bütün yaşlılar, “Gençliğimde filinta gibiydim...” diye başlayan cümleler kuruyor. Ben dahil bütün çirkinler yaşlanmadan ölüyor mu yoksa? HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY -ALTIN- > Altın dövülerek levha haline getirilebilen ve çok kolay biçimlendirilebilen bir madendir. Sadece kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi, yufka gibi açılarak bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir, ya da bu külçeden 5 mikrometre kalınlığında (insan saçının onda biri kadar) 90 km uzunluğunda kablo elde edilebilir. > Altın çevre dostudur. Bazı evlerde pencereler altın kaplamadır, bu sayede yazın güneş ışınlarını daha iyi yansıtır ve evi serin tutar. Kışın ise içerideki ısıyı muhafaza eder. Yalnız, altını çıkarırken çevre ile olan dostluğunun arasına girmiş oluyoruz: Bu süreçte su yollarına siyanür, havaya ise sülfür oksit ve nitrojen karışabiliyor. 2000 yılında, Romanya’da bir altın madeninden içme suyuna karışan siyanür, o civarın bütün suyunu içilemez hâle getirmişti. > M.Ö. 7. yüzyılda, İtalya’daki dişçiler, takma dişleri damağa tutturmak için altın tel kullanırlarmış. 1600’lü yıllara kadar da dişteki çukurlar sadece altın dolgu ile doldurulurmuş. YAZILI YOKLAMA > Soru: Hayalinizdeki okulu yazınız. Cevap: Okul koridorlarına iki kale bir top konulsa... > Soru: Hayalinizdeki öğretmeni yazınız. Cevap: Öğretmenimiz sınav yaptığı zaman dışarı çıkmalı, dikkatimizi dağıtmamalı, sürekli dik dik bize bakmamalı. > Soru: Beynin görevlerini yazınız. Cevap: Beyim işsiz, çalışmıyor, ben diploma alınca çalışacağım. (Lise dışarıdan bitirme imtihanı) PAYLAŞIM MERKEZİ PARMAK ÇITLATMAK Çevrenizde el veya ayak parmaklarını garip şekillere sokarak, birbirine geçirerek, ya da onları gererek ses çıkaranları görmüşsünüzdür. Çoğumuz bu sesin kemiklerden geldiğini sanırız, fakat aslında öyle değildir. En çok çıtlatılan yerler, vücudumuzda bulunan sürtünmeli eklem yerleridir. Bu tip eklem yerlerinde, mesela parmaklarımızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü vardır. Bu kapsülün içinde de, kemiklerin hareketleri sırasında, buraları yağlayan bir sıvı bulunmaktadır. Bu sıvının içinde erimiş hâlde oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. İçindeki sıvının basıncı azalır ve parmaklarımızla yaptığımız o “garip şekillerle” gaz kabarcıklarını patlatırız. İşte duyduğumuz sesler, bu patlamalardır. Bu işi alışkanlık haline getirmek ise zararlıdır. GOOGLE ARENA Arama motorlarına göre karşılaştırma Einstein 19 milyon Justin Beiber 238 milyon Bilim 24 milyon Sanat 42 milyon iPhone 1.3 milyar Blackberry 546 milyon SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Destandan bir satır Genzi yakan bir barut kokusu vardı arazide. Gökyüzünü kızıla boyayarak geniş bir yay çizen top mermisi az öteye düştüğünde kendini yere attı. Ve karanlık... Gözlerini açtığında nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sıhhiye çadırındaydı. Etrafta telaşla koşturan askerler vardı. Eyvah! Yaralanmış olmalıydı. Başını hafifçe kaldırıp baktı. Sol bacağının üzerinde kalın bir battaniye seriliydi. Bacağını kıpırdatmaya çalıştı. Yok.. Hiç his yok.. “Bacağını kesebiliriz!” diye bir ses duydu. “Fena yaralanmış!” “Hayır!” diye inledi genç asker, “Yapmayın!” Dayanılmaz bir acı, çadırdaki ışığı yutarak bacağından yukarı doğru tırmandı. Yine zifiri karanlık... Gözünü açtığında: “Lütfen bacağımı kesmeyin!“ diye inledi. “Lütfen!” “Kestiler bile!” dedi yanındaki sedyede yatan asker. “Bu kadar korkma, bir şey olmaz!” “Beni eve gönderecekler!” diye inledi genç adam. “Daha iyi ya, çocukların yok mu? Sevinirler işte!” “Çocuklarımla vedalaştım ben!” dedi genç asker sert bir şekilde. “Beni bekleyen yok!“ “Ben vedalaşamadım!” dedi yan sedyedeki asker hırıltılı bir sesle. Sesi çok zor çıkıyordu. “Çocuğum iki ay sonra doğacak. Savaş o zamana kadar biter değil mi?” Cevap vermedi. Eğilip bacağına baktı. Bir parçası kopmuştu. Evden ayrılırken hissettiği şeye benzer bir duyguya kapıldı. Oğlu: “Ne zaman döneceksin baba?” diye sormuştu. O da kulağına eğilip: “Bilmiyorum oğlum. Dönmezsem sen annene bakar mısın?” diye fısıldamıştı. Oğlu, gözlerini kocaman açıp camdan dışarı bakmıştı sadece. Karısı sessizce ağlıyordu. “Şehit olmam için dua et!” dediğinde karısının yüzüne düşen gölgeyi hatırladı. Çok özlemişti. Bakışları yumuşadı. Burnuna ıhlamur kokusu doldu. Sonra birden doğrulup gözlerini açtı. Beyninden kıvılcımlar saçarak bir atlı geçti. Gözleri alev alev yanıyordu. Az önceki hâline büyük bir öfke duydu. Kafasındaki evle ilgili bütün düşünceler çadırın talaş ve kan dolu zeminine boşaldı. “Beni eve gönderecekler!” diye bir kez daha inledi. Yan sedyede yatan asker Kelime-i şehadet getirdi. Dışarıda top sesleri vardı. Gecenin zifiri karanlığını yırtan top mermileri, Boğaza nurdan bir set çekiyordu. Çanakkale’de tarihin en büyük destanı yazılıyordu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT