BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tsunamiden sonra sıraya girmek

Tsunamiden sonra sıraya girmek

Günlerce Japonya’nın her şeyini konuştuk. Depremini, tsunami görüntülerini, nükleer santraldeki patlamaları, sızıntıları, ekonomisini borsasını..



Günlerce Japonya’nın her şeyini konuştuk. Depremini, tsunami görüntülerini, nükleer santraldeki patlamaları, sızıntıları, ekonomisini borsasını.. Bütün bunların dışında ekranlarda alışık olmadığımız sahneleri de görüyoruz. Yağmalama yok. İnsanları sıraya sokan asker, polis, yok. Market önünde birbirini çiğneyen insanlar yok. Feryat figan eden yok. Hepsi her yerde kendiliğinden sıraya giriyor, kendine o an yetecek kadarını alıp evine dönüyor. Bir daha bulamam diyerek ne bulursa toplamıyor. Milli Japon’umuz gibi olan Ayumi Takano, depremden sonra Japonya’daki abisini aramış.. Markete git, ne bulursan al, bir daha bulamazsın, sıkıntı çekersin, demiş. Abisi, ben çok alırsam benden sonra gelene bir şey kalmaz, sen Türkiye’de fazla kaldığın için değişmişsin, demiş. Türkiye bu sahneleri neden konuşmuyor. Uzmandan vazgeçtik sizin açıklamanız ne? Eğitimle mi oluyor.. Ahlakla mı ilgili.. Ahlaksa neyin ahlakı.. Yahut biz ahlaksız mıyız?. Irkın özellikleri mi.. Disiplin mi.. Biz de yakın geçmişte bu faciaların 40-50 kat küçüğünü yaşadık. Birkaç tabur asker küçük bir yerleşim yerinde düzen kuramıyordu. Çalan, çırpan, fırsat budur deyip yağmalayan.. Çalıp çırpmasa da her dağıtımda birbiri ile kavga eden, çadırda, tüpte, yiyecek dağıtımında.. Hep bağıran insanlar gördük. İki sene önceki sel baskınında (ki, bu facianın yanında devede kulak değil kıl kalır) sahneleri unutmadık. Bu farkın sebebi ne.. Üzerinde kimin konuşması lazım. ... Ben iki sebep üzerinde duruyorum. İsteyen yenilerini ilave etsin, isteyen alakası yok deyip listeyi yeniden yapsın. Birincisi referans yokluğu.. Sarıkamış, Çanakkale, Cihan Harbi, İstiklal Harbi derken bu ülkenin görmüş, geçirmiş, yetişmiş eğitilmiş insanları ölmüş.. Köyde kasabada yaşlı erkekler, dul hanımlar, çocuklar kalmış. Sonradan gelen neslin referans alacağı ahlakını, dinini öğreneceği kimse kalmamış. İkincisi rejim değişikliği.. yeni tesis edilen rejim, insanların 1000 yıllık alışkanlıklarıyla, ahlakıyla, inancıyla, doğru bildikleriyle örtüşmemiş. Herkesin iki doğrusu olmuş.. Özel hayatındaki ve dışarıdaki doğrusu.. İkilemde kalan insanlar uzun süre direndikten sonra ayakta kalmanın yolunu sahtekârlıkta bulmuş. Bu bildiğimiz anlamda sahtekârlık değil.. ikiyüzlülük gibi.. Kurallara inanmadığı halde inanıyormuş gibi yapmak.. Bu, zamanla insanları iki tarafta da hem özel hayatında hem dışarıda, diğer insanlarla ve kurumlarla ilişkilerinde sahtekâr konumuna sokuyor. Rejimle gelenekleri, özel hayatı, inancı örtüşmeyen ülkelerin hemen hepsinde böyle tutarsızlıklar var. Bir de insanların geçmişiyle bağlarını koparmak için kullanılan acımasız metotlar kullanılmış.. Bu metotlar da en az iki nesli tsunami gibi sağa sola sürüklemiş. Dipte köşede, kuytuda kalanlar, bir dala tutunabilenler nekahet döneminde.. Sonraki nesiller daha tutarlı ve sağlıklı olur inşallah..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT