BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki anlaşmazlık!..

Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki anlaşmazlık!..

Parlamenter Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, bu gibi görüş ve yetki anlaşmazlıkları normal sayılır. Fransa’da böylesi bir durum iki yıldan fazladır kuluçkada idi.



Parlamenter Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, bu gibi görüş ve yetki anlaşmazlıkları normal sayılır. Fransa’da böylesi bir durum iki yıldan fazladır kuluçkada idi. Nihayet geçen hafta Başbakanın Kudüs’e yaptığı bir resmi ziyaret sırasında “Hizbullah”ı terörist olarak tanımlaması, önce Lübnan’da ve dolayısı ile Ortadoğu Arap Aleminde ve Fransa’da büyük tepkilere sebep oldu. Başbakan L. Jospin, halen İsrail işgalinde bulunan Güney Lübnan’daki bir üniversitede konuşma yapacaktı. Bu üniversitenin restorasyonu için Fransa pek büyük maddi fedakarlıklara katlanmıştı. “Hizbullah” hakkında Terörist sıfatını kullandığı için konuşmasını yapamadı. Üstelik kameralar önünde dayak yedi. Taşlandı. Üniversite hocaları ve yöneticilerinden hiçbiri ile tek kelime bile konuşamadı. Yalnız Lübnan’da değil Ortadoğu Arap dünyasında Jospin ve Fransa aleyhinde bir hiddetli feveran, İsrail’de ise memnuniyeti gizleyen sinsi bir sükünet vardı. Paris’te Cumhurbaşkanı Chirac telaşlandı. Fransa’nın geleneksel Arap taraftarı Ortadoğu politikası temelden tartışılır hale gelmiş, Fransa prestij kaybediyordu. Başbakanına ters düşen beyanlarla Fransa’nın Ortadoğu politikasının değişmediğini yüksek sesle tekrarladı. Araplar’ın ve özellikle Lübnanlılar’ın gönüllerini almak istedi. Oralarda Hizbullah İsrail işgaline karşı bir “Mukavemet Hareketi” olarak tanımlanıyordu. Konuyu görüşmek üzere Jospin’i Elysee sarayına davet etti. Başbakan bu davete icabet etmeye gerek görmedi. Hafta sonunda nasıl olsa “Bakanlar Konseyi” var, orada görüşürüz mukabelesinde bulundu. Parlamentoda sağ muhalefetin tenkitlerine ise Başbakan Jospin’in hiddetli, şiddetli cevaplarını tesadüfen TV’deki canlı yayından izlemiştim. Konu çok daha derinlerde ve sistemin belirsizliğinde ve Başbakan’ın ilk seçimlerde Cumhurbaşkanlığı özleminde yatıyor izlenimini edindim. * * * Politika, her yerde olduğundan fazla Fransa’da insanların günlük yaşamlarını yönlendiren konuların başında gelir. Orada Cumhuriyetin esas kaynağı 1789 büyük ihtilaldir. O günden bu yana bir iki arızi kesintiyi, saymazsak, Cumhuriyet rejimi siyasal sistem olarak 150 seneden beri Fransa’da hükmünü sürmektedir. Ama arada bir hayli değişikliğe uğramıştır. Bugün yürürlükteki 5. Cumhuriyettir. İki yıl sonra yapılacak seçimlerde 6.sının eli kulağında gibi görünmektdir. Anayasada Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yetki sınırları pek kesin olarak belirtilmiş değildir. Fransa’nın “Yarı Başkanlık Sistemi” ile yönetildiği var sayılır. Aslında General De Gauelle’den bugünlere kadar devam eden bir uygulamanın oluşturduğu bir teamülün sonucudur. Bizde çok şükür, düşe kalka da olsa 76 yıldır birinci Cumhuriyet bazı “2. Cumhuriyet”çilerin bütün gayretlerine rağmen devam etmektedir. Herhangi yanlış bir anlamaya mahal vermemek için hemen belirtelim ki bizde çok şükür ki böyle bir anlaşmazlık söz konusu değildir. Tam tersine, bu iki makamı işgal etmekte olan bu iki seçkin devlet adamının geçmişte birbirlerine bakışları ne olursa olsun bugünlerde ilişkileri şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yakın ve güvenlidir. * * * Bizde Cumhurbaşkanlığı makamı iktidarda veya değil bütün siyasi partilere eşit mesafede bir konumdadır. Parlamento tarafından seçilmiştir. Fransa’da Başkanı halk seçer, Hükümet Parlamento içinden çıkar. Orada politika, özellikle dış politika üç ayrı yerden yönetilir. 1.’si Paris’ün ünlü Faubourg St Honore üzerinde Elysee Sarayı. 2.’si Avenue Matingon üzerindeki Matignon Sarayı, 3.’sü de Quai D’orsay diye tanımlanan Seine Nehri rıhtımı üzerindeki eski saray.. 1.’sinde Cumhurbaşkanı hem oturur hem çalışır, ikincisi Başbakanın, üçüncüsü ise dışişleri bakanının makamıdır. İki saray arasında sıkışmış kalmıştır. Daha ziyade Cumhurbaşkanı ile irtibatlı çalışır. * * * De Gauelle döneminde bu iki makam arasında bir anlaşmazlık söz konusu olamazdı. Pompidou’nun Başkanlığı süresinde de pek olamazdı. Her iki makamda aynı siyasi cenah tarafından dolduruluyordu. Sosyalist François Mitterrand’ın yedişer yıldan iki dönem başkanlığı sırasında durum değişti. Elysee sarayına bir eski tüfek sosyalist gelip oturmuştu ama sağcılar, De Gauelle’cüler Başbakanlıkta, devam ediyorlardı. Fransa’da “Cohabitation” “Bir hanede birlikte ikamet” dönemi başlamıştı. O dönemin Başbakanı da bugünkü Cumhurbaşkanı Jacques Chirac idi. Sanırım bu izahlar Fransa’daki Başkan-Başbakan anlaşmazlığının nedenlerini yeteri kadar anlatabilecektir. Fransız Anayasasında ve bizimkinde Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini kapsayan hükümlere bakıyorum. Bizdeki teker teker sayma yerine, Fransa’dakinde daha yuvarlak ve tefsire daha müsait ifadeler kullanılmış. Örneğin Cumhurbaşkanı’nı tarif ederken “Ülkenin bağımsızlığının ve bütünlüğünün bekçisi” tabiri kullanılmış. Bu yüzden De Gaulle’den bu yana bütün Fransız Cumhurbaşkanları bu noktadan harket ederek Dış Politika’yı Başkanlık Sarayının has bahçesinde, Başkanın özel bakımındaki nadide bir gül fidanı olarak görmeye devam etmişlerdir. * * * Bu konuya bizdeki Anayasa değişikliklerinden sonra yeniden avdet etmeye çalışacağız.. Zira Avrupa Birliği’ne adaylığımız kanımca, önümüzdeki Temmuz başında Fransa’ya geçecek olan “Dönem Başkanlığı” sırasında olumlu bir yönde hareketlenebilecektir. Bundan akıllıca faydalanmasını bilelim diyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT