BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yağmur ve tarih

Yağmur ve tarih

Aklıma yurtdışında geçirdiğim zamanlar geliyor bazen. Beni Avrupa’da en çok etkileyen, binaların damları olmuştu. Bizden çok farklı olarak damların dış görünüşlerine önem veriyorlar. Özellikle İngiltere, Fransa, Almanya ve Avusturya’da.



Aklıma yurtdışında geçirdiğim zamanlar geliyor bazen. Beni Avrupa’da en çok etkileyen, binaların damları olmuştu. Bizden çok farklı olarak damların dış görünüşlerine önem veriyorlar. Özellikle İngiltere, Fransa, Almanya ve Avusturya’da. Sokaklarda amaçsız dolaşırken bile o binaların görüntülerini fark ediyorsunuz. Mimari zaten bunun için önemli. Tıpkı moda gibi. Örtünmekten öte, kişiliğinizi ve dünya görüşünüzü vurgulayan bir tarz edinmek meselesi... Bana göre binaların da kişiliklerini sergilemesi gerekir. Yapıldıkları tarihi ve o tarihte, ülkenin içinde bulunduğu ruh durumunu yansıtmalı. Tıpkı Avrupa’nın birçok yerinde rastlayabileceğiniz romantik akım teması gibi. İkinci dünya savaşı sırasında bombalanarak yerle bir olan binaları, özellikle Almanlar’ın ve Fransızlar’ın, eski fotoğraf ve şehir planlarına bakarak yeniden ve aynen eskisi gibi inşa etmeleri örneğinden yola çıkılabilir. İstanbul, dünyanın en eski ve en önemli şehirlerinden birisi. Tarihi boyunca çeşitli kültürlere beşik olmuş ve bu kültürlerin izini taşımış bir hazine... Bana göre Paris’ten de Roma’dan da daha güzel. Ama bu örneklerin yanında çok boynu bükük kalıyor. Yanlış anlamayın. Onların da eksikleri çok. Mesela ben hiçbir yerde rastlamadığım pislik ve sefalete Paris’te şahit oldum. Metro istasyonlarında gazete kağıtlarına sarılarak soğuktan korunmaya çalışan evsizleri ilk kez Avrupa’da gördüm. Ama kötü, örnek değildir. Bize göre daha başarılı oldukları su götürmeyecek bir dal var. Şehircilik! Havadan bakıldığında cetvelle çizilmişçesine düzgün görünen sokaklar, insanların ne olursa olsun uydukları kurallar mevcut. Öyle kaçak inşaat falan söz konusu bile olamaz. Hele bitmemiş sıvasıyla içinde insanların yaşamaya başladıkları, tepesinde “belki ileride bir kat daha çıkarız” mantığı ile bırakılmış duran demirleri görmeniz mümkün değil. Kısacası disiplin var. Bütün bunların nereden çıktığını merak edebilirsiniz. Bu yazıyı yazmaya karar vermeden önce evimin camından dışarıyı seyrediyordum. Sabah kalktığımda açık olan hava birden değişti ve müthiş bir fırtına başladı. Aniden kararan hava, ürkütücü olmakla beraber güzeldi de. Tam benim hizamda bulunan karşı dama takıldı gözlerim. Hızla yağan yağmurun kamçılarcasına vurduğu kiremitleri izledim bir süre. Baktığım, çok eski olduğu her halinden belli olan tipik bir Yeşilköy evi idi. Kim bilir kaç fırtınaya direnmiş, inatla ayakta kalmıştı. Sonra geçen yıllar içinde etrafındaki benzerlerinin birer birer yıkıldığına şahit olmuş, kendi kaderini merak etmişti herhalde. Ama şansı yaver gitmiş olmalı ki kimse onu yok etmeye kalkışmamıştı. O da diğerlerinin acısına bakarak tuhaf bir yalnızlığı tatmıştı sanırım. Şimdi bulunduğu yerde komşusu olan modern yapılarla iyi geçinebildiğini zannetmiyorum. Büyük ihtimalle küçümsüyordur onları. Keşke o ve benzerleri daha bakımlı ve sayıca daha çok olsalardı. O zaman fırtına seyrederken geçmişini merak edeceğimiz ve kendimizce hikayeler uyduracağımız daha çok tarihi eserimiz olurdu. Bir geçmişimiz olduğunu unutmazdık... Sözün özü Düşünmek kendini unutmaktır. LEVHA Boş çuval dik durmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT