BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eşref Edib’den Akif hatıraları

Eşref Edib’den Akif hatıraları

Gençlerimiz kim bu Eşref Edip Fergan diyecek? İstiklâl Savaşı kahramanlarından yazar, Sıratımüstakim ve Sebülürreşad dergilerinin sahibi Mehmet Akif merhumun en yakın dostu.



Gençlerimiz kim bu Eşref Edip Fergan diyecek? İstiklâl Savaşı kahramanlarından yazar, Sıratımüstakim ve Sebülürreşad dergilerinin sahibi Mehmet Akif merhumun en yakın dostu. İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabul edilişi sırasındaki günleri şöyle anlatıyor Eşref Edib rahmetli. Diline aynen sadık kalarak, özetle alıntılıyorum: 79 YIL ÖNCE BAŞKENT “O günler ne kudsi, ne mübarek günlerdi! Herkes nefsine ait herşeyden feragat etmiş, memleketin halâsından başka bir şey düyünmüyor..herkes şahsi emellerini bir tarafa bırakmış..bütün fikirler, gönüller bir noktada toplanmıştı..hırslar, husumetler hep ayaklar altına alınmış, ortada yalnız uhuvvet, samimiyet dalgalanıyordu. Müşterek tehlike bütün kalpleri sımsıkı bağlamıştı. Bütün gönüller, bütün meclisler, Ankara’nın dağları taşları samimiyet ve sevgi içindeydi. Bu mukaddes mücadelenin büyüklüğünü, kudsi heyecanını trennüm edecek, onu gelecek asırlara nakşedecek zaman artık gelmişti. Maarif vekâleti memleketin bütün şairlerini, harekete davet etti. 724 parça şiir geldi. Bütün meclis azalarına dağıtıldı. Vakıa bu marş için, vekâletçe bir mükafat vaad olunmuştu..Fakat bu mevzubahs değildi. 724 şairimiz hiç şüphe edilmez ki, sırf manevi bir şeref için milletin heyecanını ifadeye çalışmışlardı. Asıl aranan şiir bulunamamıştı. Mücahedenin azameti nisbetinde kuvvetli bir şiir, gönülleri heyecana verecek heyecanlı bir ses istiyordu. Öyle bir ses ki, gelecek nesillere her an, o kudsiyet ve azâmeti terennüm etsin. Yurdun bütün afâkını o heyecanla inletsin. Bütün seslerin fevkinde yükselsin. Arşın kapılarına yapışarak bağırsın: Ruhumun senden ilahî şudur ancak emeli/Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli! Bu kadar azametli, heyecanlı, bu kadar kudsi hisleri, bu kadar ilahi nağmeleri kim terennüm edebilirdi? Senelerden beri memleketin kederlerini, ıstıraplarını, bütün mefahirini söyleyen Millet Şairi Mehmet Akif’ten daha güzel kim söyleyebilirdi? Maarif Vekili bunu biliyordu. Fakat ne çare ki, büyük şair (mükafatı nakdiye verilecek) diye müsabakaya iştirak etmemişti. Maarif Vekili bunu sezdi ve müsabaka haricinde olmak, müsabaka şartlarından azade kalmak şartıyla Üstad’a müracaat etti. İstiklâl Marşı’nın O’nun yüksek ve ilahi belagatlı kalemiyle yazılmasını rica etti. YEKPARE KALP HALİNDE Üstad Taceddin Dergahı’na kapandı. İstiklal Marşı’nı yazdı. 17 Şubat 1337 perşembe sabahı “Kahraman Ordumuza” ithaf edilen bu muazzam şiir, Sebilürreşad’ın baş sahifesi’nde intişar etti. 21 Şubat’ta da Kastamonu’daki Açıksöz Gazetesi’nde neşrolundu. Üstad bir nüsha kendi eliyle yazıp Açıksöz’e göndermişti. Birkaç gün sonra 1 Mart 1337’de Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver bu marşı Büyük Millet Meclisi Kürsüsü’nden okuduğu zaman me’busların alkışlarından meclisin tavanları sarsılıyordu. Ruhları o kadar heyecan kaplamıştı ki, bütün meclis yekpare bir kalp halinde dalgalanıyordu. Üstad ise mahcubiyetinden, başını kollarının arasına sokmuş, sıranın üstüne yumulmuştu. Meclisin o günkü heyecanı fevkalâde idi. Mebusların hissiyatı cuş-u huruşa gelmişti. Herkes imanının yükseldiğini görüyordu. Al sancağın dalgaları, gönülleri heyecandan heyecana sürüklüyordu: “Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet/Hakıdır, hakka tapan, milletimin istiklâl!” O gün fezalar yalnız bu sesle dolmuştu. ÜMİTSİZLİK GERİDE KALDI Mustafa Kemal Paşa Meclis’e riyaset ediyordu. M. Kemal Paşa bir sene evvelki feci vaziyetle, şimdiki ferahlı günü mukayese ediyordu: -Muhterem arkadaşlarım, bütün bir millet ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak, bu kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir defa daha tahattür edelim. Artık yeis ve fütur günleri geride kaldı. Ben ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların bütün felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda, bir sabah hayır olmasına dua ediyorum. Biraz sonra üstadın şiiri okunuyordu kürsüden: Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın, Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın. Mebuslar coşuyor. Ateşli nutuklar söylüyorlar. Ordu kumandanlarına, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine teşekkür ediliyor. Ufak bir müzakereyi müteakip, Maarif Vekili kürsüye çıkarak büyük bir heyecanla İstiklâl Marşı’nı okuyor. Sürekli alkışlarla karşılanıyor. Abdulgafur Efendi dua ediyor. Büyük Meclis “aminhan” oluyor. O gün üstad için en muazzam gündü. Hayatında bu kadar heyecanlı bir gün geçirmediğini söylüyordu. MİLLETİN RUHUNA TERCÜMAN OLMAK 12 Mart 1337 içtimaında da İstiklâl Marşı’nın resmen kabûl merasimi yapıldı. Birçok takrirler verildi. Nihayet bütün meclisin ve halkın takdirlerini celbeden Mehmet Akif Bey’in şiirinin tercihan kabulünü teklif eden Balıkesir Me’busu Hasan Basri Bey’in takriri reye konularak kabul edildi. Mebuslar, milletin ruhuna tercüman olan İstiklâl Marşı’nın ayakta dinlenmek üzere Maarif Vekili tarafından bir defa daha Meclis Kürsüsü’nden okunması teklif edildi. Bütün azalar ayağa kalkarak bir vecd ve heyecan içinde İstiklâl Marşı okundu, dinlendi. 12 Mart Cumartesi saat 17.45’te üstad heyecanından, mahcubiyetinden Meclis’te duramamış, salona çıkmıştı. İstiklal Marşı denilince üstadın hasta yatağında bile gözleri büyürdü: -O günler ne samimi, ne heyecanlı, günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir fecayi karşısında bunalan ruhların ıstıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. Onu kimse yazamaz. O’nu ben de yazamam. O’nu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. PALTOSUZ BİR VEKİL İstiklâl Marşı için tahsis edilen beşyüz lira mükafatı Üstadın kabul etmemesi o zaman çok kimselerce tuhaf görülmüştü. Bahusus o sırada sıkıntısı da vardı. Ankara’da ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Baytar Şefik Bey bir gün: “-Akif Bey, şu mükafatı reddetmeyip, bir muşamba yahut bir palto alsaydın iyi olmaz mıydı?” diyecek oldu, azar yedi, iki ay Üstad Şefik ile konuşmadı. Kendisi de hiddetinden ne hâllere geldiğini görmeliydiniz. (Mehmet Akif, Hayatı ve Eserleri-Eşref Edip, Birinci Cild shf. 152-165 İstanbul-1962)” HER GÜN SAFAHAT RUHU İstiklal Marşı’mızın parlamentoda kabulünün 79., TBMM’nin de bu sene 80. yıldönümü, Genel bir mutabakat ile kabul edilerek, defalarca ayakta alkışlar arasında okutulan İstiklâl Marşı’nın ruhunu, heyecanını yeniden yakalamanın ve anlatmanın ihtiyacı içindeyiz. Sonra da “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” özdeyişinin yani candamarının acilen yeniden hatırlanmasında, hayata geçirilmesinde, gençlere aktarılmasında gelişmeler öyle zaruri kılıyor ki, ilaç gibi hissediliyor. Bugün ve her gün Safahat Günü. Dün bu önemli yıldönümünde İstiklâl Marşı’nın yazıldığı Hacettepe Üniversitesi kampüsü içindeki Taceddin Dergahı’nı ziyaret ettik Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı mensuplarıyla. Sonra da Ulus’taki ilk TBMM ile ikincisini ziyarete vardık. Siz hiç bu mekanları gördünüz mü? O günleri yaşamak isterseniz lütfen buyurun başkente. Hem de hiç vakit kaybetmeden.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT