BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Rüyalar gerçek olsa!

Rüyalar gerçek olsa!

Bir yorgunluk kahvesi alıyorsunuz, sonra serin şerbetler geliyor.



Şehir yekpare ayağa kalkmış, hasretle yolunuz gözleniyor. Tayyare merdiveninden inerken bir lâhza duruyor, elinizi kaldırıyorsunuz. Alkış, tufan gırla gidiyor. Bando çavuşu elindeki çubuğu daldırıp çıkarıyor. Trampetler takırdıyor, trompetler inliyor Mahalli kıyafetler giymiş iki çocuk (elbette biri kız, biri oğlan) koşup geliyor, eğilip buket sunuyor. Kırmızı halının üstünden yürüyorsunuz, elinize kapanan kapanana. Halkım benim, sizlere canım feda... Hava meydanından çıkıyorsunuz. Konvoyun bir ucu şehre varmış bir ucu en yakın kasabada... Bir anda kendinizi omuzlarda buluyorsunuz. “Ya! Ya! Ya! Şa! Şa! Şa!” Üzerinize gül yaprakları atılıyor. Yollar çoktaaan kesilmiş, siz geçtikçe polisler, zabıtalar selâm duruyor. Vilayete alıyorlar, Vali, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, Tugay Komutanı, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve Rektör gülümsüyor... Lütfedip fahri hemşerilik teklifini kabul ediyorsunuz. Şehrin altın anahtarı sunuluyor. Hakkaten altın mı ne? Alamet kurşun gibi yerinden kalkmıyor... Ah bu halkım yok mu? Can.. Can! Bir yorgunluk kahvesi alıyorsunuz, sonra serin şerbetler geliyor. Önünüzde çerez tabakları, kuru meyveler. Ziraat Odası Başkanı düğmesini ilikleyerek yaklaşıyor, yetiştirdikleri yemişleri methediyor... “Evet, Malatya’nın da kayısısı meşhur” gibi kel alâka bir lâf ediyorsunuz, adam hikmet buyurmuşsunuz gibi kafa sallıyor. Belediye Başkanı, Özel Kalem Müdürüne “Beyfendiye bir sepet hazırlayalım” diye fısıldıyor, muhatabı kendinden emin “merak etmeyin efendim “diyor “o iş tamam!” Öğlen yemeğini şehrin ünlü lokantası üstleniyor. Dolmalar, köfteler... Son künefe dilimini de aldığınızda rejim de olduğunuz hatırınıza geliyor. “Rejim halkın kendi kendini aç koymasıdır” gibi bayat bir espri yapıyorsunuz herkes gülüyor. Yanınızdakilere yine perhizi bozduk diye yakınıyorsunuz. Tapu Kadastro Müdürü saygılı tavırlarla yaklaşıyor “Efendim kollestrol için cevizi akşamdan suya bırakıyorsunuz...” Canım ya kıyamam sana, bak nasıl da sıhhatimi düşünüyor. Öğleden sonra Halk Eğitim Merkezinde halıcılık üzerine bir seminer var. Uzmanlar ilmek sayısından girip kök boyadan çıkıyor. İyi ki koyu camlı gözlüğü almışsınız gözleriniz kapanıyor. Derken adınız anons ediliyor. Kürsüye çıkıyorsunuz ama nasıl bir uyku, yer gök karışıyor. - Biiiz! Bugün buradaaa! Fazla heyecanlı girdiğinizi hissediyor tonu düşürüyorsunuz. -Şair ne demiş? Yerli malı yurdun malı... Her Türk onu... Alel usul cümlelerle geçiştiriyorsunuz, konuşma sizin bile hoşunuza gitmiyor. Ama kalabalık ayakta alkışlıyor. Kurs müdürü en albenili halı ve kilimleri paket ettiriyor... Vali bey bir miktar dinlenmek isteyip istemediğinizi soruyor. Yemek ağır geldi, biraz uyusanız iyi olacak... Şehrin tarihi konağı emrinize açılıyor, sağolsunlar koru havası alasınız diye gölgeye hamak kurmuşlar. Akşam yemeği filan ağadan... Kaç hayvan kesilmiş bilmiyorsunuz ama pilav tepsileri etten görünmüyor. Ağa iri parçaları eliyle koparıp önünüze koyuyor. Mübarek güzel de pişmiş helva gibi eriyor. Derken helvalar da geliyor. Yemesem iyi ama diyorsunuz sizi kıramayacağım. Ağa elini göğsüne koyup, “başım gözüm üstüne” diyor. Bahçenin kenarında saz heyeti tıngırdamaya başlıyor. Yörenin meşhur türküsüne katılıyorsunuz. Bayılıyorlar. Fahri hemşerilik bu işte... Halkım mutluluktan uçuyor. Akşam şehrin en mutena otellinde kalıyorsunuz. Zatı devletlülerinizin başına bir hal gelmesin diye emniyet tertibat alıyor. Civar caddelerde geçiş kontrollü olarak sağlanıyor. Bir ambulans sabaha kadar çalışır vaziyette bekliyor. Devlet hastanesindeki odalardan biri boş tutuluyor. Kahvaltıda bal, kaymak, katmer; bazlama, gözleme, tuzlama yiyor, yanınızdakilere marul maydanoz tavsiye ediyorsunuz. “Devlet adamlığı böyle bir şey işte” diyorsunuz “yemeseniz olmuyor, halkım güceniyor!” Vali ve belediye başkanı bizzat ve şahsen görüşlerinize katılıyor. Yollar yine kesilmiş, bir uğultu, bir gürültü. Kadillaklar kükrüyor. Havaalanına varmanız on dakikayı bulmuyor. Uçuş saati çoktan geçmiş ama tayyare yolcularıyla birlikte (eskiden çok olurdu) sizin için bekletiliyor. Tam hostes hanım elindeki portakal suyunu size uzatıyor ki kahrolasıca saat yırtınıyor. Uyanıyorsunuz ne mevki ne mâkam... Yatak aynı yatak. Tavan aynı tavan.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT