BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir yudum
insan!

Bir yudum
insan!

Son raundu oynayan dağ gibi Hadi Türkmen’in yaşadıkları tam bir hicran. Anlatırken bile insanın içi burkuluyor ama o, kaderine razı acıyı yudum yudum içiyor.



“F.Bahçe’yi bekliyorum” Yaşadığı dram sonrası hayata tutunma mücadelesi veren TÜFAD eski Genel Başkanı Hadi Türkmen’in iki arzusu var. Biri Şampiyon F.Bahçe’nin kupayla ziyaretine gelmesi. Diğeri AMPUTE Futbolu için ürettiği projenin uygulanması. ÖZEL RÖPORTAJ HASAN SARIÇİÇEK Ringlerde dans eden o ağır bedeni taşıyan ayaklar santim santim kesilDİ. Spor adamı Hadi Türkmen’in yaşadıkları ADETA?BİR ROMAN GİBİ Sabır taşı olsa inanın çatlardı, lakin o yaşadığı ağır travmalara inat hiçbir şey olmamış gibi hayata tutunurken, manalı şekilde gülümsüyor; “Şükür” diyor, “Çok şükür!” Onu görenler; “Neye şükrediyor?” diye soruyorlar. O; “Aklım yerinde, gözüm görüyor, kulaklarım duyuyor, dilim ifade ediyor, ellerim tutuyor, ona şükrediyorum, ayaklarım olmasa ne yazar!” diyor. Tüylerim diken diken... Nasıl olmasın ki; dağ gibi insan iki bacağını da kaybetmiş. Ama sebep, sadece şeker hastalığı mı, “O bende kalsın” dercesine derin iç çekiyor. Lügatte yer almasını istemediği bir cümle ile “İki bacağımı da kestiler!” diye özetliyor yaşadıklarını. “Kesilmek” ne kelime, yaşadıkları tam bir hicran; önce ayak parmakları tek tek... Sonra Çapa Tıp Fakültesi’nde sol bacağı diz kapağından, GATA’da sağ bacağı kalçadan kesilmiş. Dramı bitmemiş, Anlatırken bile içi burkuluyor insanın ama Hadi Türkmen, kaderine razı bu acıyı yudum yudum içiyor. Allah’ım, ne büyüklük, bu! Kolay değil... Bir dönem ringlerde kelebek gibi uçan, dans eden, arı gibi sokan ve “Yerli Muhammed Ali” diye takdim edilen o eski ağır sıklet boksörümüzü taşıyan ayaklar şimdi yerinde yok. TEHDİTLERE ALDIRMADI AMA... Türkmen’in yaşadıklarını, yazsan roman olur. Çile, Kökler dizisi gibi, ecdadından başlıyor... Ataları, Afrika’dan köle ticaretiyle Anadolu’ya getirilmiş. Osmanlı Ordusu’na katılmışlar. 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesinde Girit’ten gelip, Ege’ye yerleşmişler. Göç, yokluk ve çile... Uzatmayalım; “Her karanlık gecenin parlak bir sabahı vardır” sözündeki gibi. O, güçlü boksör, evlenmiş, iş hayatına atılmış, basamakları hızla tırmanmaya başlamış. Türkmen kadife ve Davutpaşa Kulübü Başkanlığı, 3. Lig Kulüpler Birliği’nin Kurucu Başkanı, İTO Yönetim Kurulu üyeliği... F.Bahçe’nin 103 golle rekor kırdığı dönemde Yönetim Kurulu üyeliği zirvesi olmuş... TÜFAD Genel Başkanı, Futbol Federasyonu başkan vekili... Hadi Bey, ülkenin ekonomik dar boğazdan geçtiği dönemde, iş dünyasının önüne “Malı Mal ile değiştirecek” BARTER sistemini getiriyor. En yakın dostları bile, “Hayal dünyasında geziyor” diye tenkide başlıyor. Türkmen de proje çok, yeni dağıtım işletmelerine verilecek ruhsatlarla petrol pastasının farklı dilimlere ayrılması üzerine kafa yoruyor. Sen misin, böyle düşünen... Fincancı katırlarını ürkütüyor. Tehditlere, aldırmıyor, ne de olsa eski boksör! Federasyon’dayken naklen yayın hakları, dönemin en netameli konusu... Kulüpler üçe ayrılmış; Beşiktaş ve Trabzonspor, “şampiyonlara eşit pay” istiyor, F.Bahçe “maçlarımızı kendi kanalımızdan yayınlarız” diyor. O da ne? NİYE ÇAĞIRDI? Gece yarısı, telefonum çalıyor, Türkmen, titreyen bir sesle, “Sana hayatının röportajını vereceğim, yazabilir misin?” diyor. Federasyon’da dönemin en karizmatik Başkan Vekili’ne, “O nasıl söz? Niçin yazmayayım?” “Konu ne?” “Telefonda anlatamam!” diyor. “Niçin sabahı bekliyoruz ki, neredeyseniz hemen geleyim.” “Hayır, yarın 11.00’de Perili Köşk’te Federasyon binasında buluşalım!” Uykum kaçıyor, sabahın ilk ışığıyla Federasyon’a gidiyorum. O da ne? Olağanüstü güvenlik var, perili köşkte... Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Başkanlık katında, Hadi Bey, tedirgin bir halde karşılıyor, beni. Toplantı odasına geçiyoruz, “telefon bağlamayın” diyor. Fakat dakika başı ya çay servisi ya da bir başka sebeple sekreter odaya girip, çıkıyor. Soruyorum, Türkmen’e “Konu ne?” Duvardaki tablodan ses geliyor, Türkmen’den çıt çıkmıyor. Tam bir ölüm sessizliği... Mübalağasız bir saat, başı iki elinin arasında kara kara düşünen adamı seyrediyorum. Belli ki, Türkmen’in en kara günü bu... “Tehdit mi alıyorsun?” açıklama yok... “Beni buraya niçin çağırdınız?” Türkmen’in ellerinin titrediğini görüyorum... Sadece “Şey” diyor, “Bu röportajı ertelemek zorundayız. Şu an açıklayamayacağım çok önemli gerekçem var.” “Korkak” diye kızıyorum. “Cesur olan cahillerdir” diyor. Bir hafta sonra gerekçe bildirmeden istifa ediyor. O günden sonra.. O, hayat dolu İstanbul beyefendisinin dünyası kararıyor, genetik şeker katsayısı katlanıyor, önce ayak parmakları daha sonra bacakları santim santim kalçaya kadar kesiliyor. Kaç kişi, bu dramatik durumda ümitli olabilir ki? Çikolata renkli insan direniyor, Ankara Bilkent’te TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’ndeyken aldığı haberle, FIFA doktoru Opr. Dr. İsmail Baloğlu’yla Almanya’ya uçup, orada 1.5 aylık tedavi sonrası iki bacağına takılan protez ile Hadi Bey, şimdi yeniden doğmuş gibi. Takma bacaklarla hayata tutunuyor. BANA O KUPAYI GETİRİN NE OLUR! “F.Bahçe’nin kazandığı şampiyonluk en büyük ödül, benim için. Aziz Başkana, Aykut Hocaya ve futbolculara teşekkür ediyorum. Eğer, o kupayla ziyaretime gelirlerse beni dünyanın en mutlu insanı kılarlar.” Sonra, engelli futbol için Almanya’da yaptığı projeden söz ediyor. “Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar” diyerek.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT