BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nedim’in diliyle sarayda bir bayram töreni

Nedim’in diliyle sarayda bir bayram töreni

Divan edebiyatındaki “Kaside”lere, bugüne kadar çokluk, eksik gözle ve ancak bir tarafları ile bakılmıştır.



Divan edebiyatındaki “Kaside”lere, bugüne kadar çokluk, eksik gözle ve ancak bir tarafları ile bakılmıştır. Oysa bunların bilhassa bahar, kış, şehir, semt, saray, yalı, bahçe, hamam vs. tasviri için veya bayram, nevruz, ramazan, düğün, fetih, zafer, şenlik, donanma gibi vesilelerle söylenmiş olanları, töre ve adetlerimizin tanınması bakımından başlıca hazinelerdir. İmparatorluğun sağlam devirlerine ait törenleri, kıyafetleri, teşrifat, sohbet, eğlenme ve gezip tozmaları, kır, deniz, ırmak, safalarını, saray, konak ve yalıların içleri ve dışları ile en güzel anlatılışlarını, hatta rastlaşma, bakışma, buluşma, sevişme sahneleri veya bunların tasavvurlarını, tarih ve mesnevi kitaplarından çok daha fazla kasidelerde görmekteyiz. Şair Nedim’in, Topkapı Sarayı Arz Odası’nda, III. Sultan Ahmed’in 18. yüzyıl, (Lale Devri) devlet erkanı ile bayramlaşmasını anlatan bir Iydiyye (= Bayram dolayısıyle yazılmış kaside) bizim Kurban bayramı hediyemiz olsun. Önce belirtelim ki, en üst devlet erkanı ile padişahın bu bayramlaşmasında, Nedim de, sadrazam Damad İbrahim Paşa’nın yakını ve memuru sıfatıyle bulunmuş; doğruca, gördüklerini anlatmıştır. Tarihçi, yazar veya şairlerin böyle “protokol”a girecek kadar padişah veya sadrazam yakını olmalarına çok nadir rastlandığı için Nedim’in bu müşahedesi, ayrı bir değer taşımaktadır. Nitekim Nedim dahi, bayramlaşanların en sonunda gelmekte, aslında gururunu inciten bu durumu: “Padişah’ın yüzünü herkesten daha fazla görmek istediği için oluyor” tarzında şairce bir yoruma bağlamaktadır: “Cemâl-i pâkini, başkalarından fazla ister dil Aceb mi cümlesinden sonra bûs etsem o dâmânı” Yine bu şiirde bayramlaşma törenini bir resim, hatta film gibi hareketli olarak tasvir eden büyük şairimiz, orada bulunanlar hakkındaki duygu ve düşüncelerini de yer yer dile getirmektedir. Kaside’de gördüğümüz bir başka özellik: Nedim’in o benzersiz üslubu ile kendi gönlünün, sarayın, halkın ve hatta gezinti yerlerinin ve bahçelerin de bayram sevinçlerini mısralara sığdırmış olmasıdır. Nitekim “Iydiyye”nin ikinci bölümü, bayram dolayısıyle şenlenen bu alemi anlatmaktadır. Kaside bir bestenin başlangıcı gibi şafağın ışık ve sesleriyle açılıyor: “Bayram sabahı, dünyayı nurlandırdı, haşmetli mehter davulunun sadası ufku doldurdu. Cihan padişahının sarayı karşılarında saadet güneşi gibi parlayınca büyük devletin erkanı, oraya koştular.” Sonra Arz Odası’nda “Yüce bahtlı taht kuruluyor, yerlere, nakışlı hünkar halıları döşeniyor” ve Cihan padişahı ihtişam ile tahtına çıkıp oturuyor. Padişah’ın sol yanında dört şehzadesi “kılıç gibi” durmakta, sağ yanını ise “cisimleşmiş ruh gibi cihanı gözetleyen” Sadrazam (İbrahim Paşa) tutmaktadır. Öbür vezirler (bakanlar) Sadrazamın sağında yer almışlardır. Biri Kaptan Paşa olan dört padişah damadı ise bir karenin dört noktası gibi tahtı kuşatmışlardır. Sarayın Has Ağaları, tahtın ardında, tek sıra halinde “devlet kitabının bir satırı gibi” duruyorlar. Bütün bu sayılar erkan, yerlerinden ayrılıp birer birer taht önünde yer öpüyor, yine dönüp “tertip ile yerli yerinde” duruyorlar. Şeyhülislam, bütün bu merasimde en sonra, ardında, birinci dereceden “İlim, fazilet ve takva sahibi” bilginler olduğu halde hünkar divanına varıyor. Kaside’nin sonlarına doğru, İstanbul’un bayramda en gözde semtleri sayılarak, söz ve övgü Sa’d-âbad’a (o zamanki mamur Kağıthane) getiriliyor ve Sultan Ahmed’in o semti şereflendirilmesi isteniyor. Nedim diyor ki: “Şimdi güzeller, naz ile atlarına binip At Meydanı’nda görünecekler. Bilhassa Eyüp semti ile Tophane meydanı, bir yolunu bularak, gençleri kendilerine doğru çekeceklerdir. Üsküdar tepeleri evet, biraz rüzgarlıdır ama, orada gezmenin güzelliği de inkar olunamaz...” “Fakat Sa’d-âbâd’ın bu bayramdaki güzelliğini hiç sormayın.” Onu Nedim bile anlatamaz! “Ferahlatır, gönül açar” seyri dahi insanı sarhoş eder. Orada, “Bütün bağlar, fıstıki atlastan bayramlıklar biçinmişlerdir. Yürüyen serviler, yeşil şallara bürünmüşlerdir. Oradaki Gümüş Kanal, şeffâf nûrdan bir elbise giyinmiştir.” “Gönül çeken fıskiye ise etrafındaki havuza, bayram bahşişleri verir gibi gümüşler saçmaktadır.” Nedim’in “Iydiyye’si, Padişah’ın Sa’d-âbad’a gelmesi ve Allah’ın yardımı ile İran ve Turan’a “ferman verici” olması dilekleriyle bitmektedir. Nedim’in çağındaki gibi bayram sevinçlerinin ve şehir güzelliklerinin bütün İstanbul ve Türkiye halkına yeniden mutluluklar saçmasını dileyelim.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT