BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Demokratik özerklik boş laf

Demokratik özerklik boş laf

PKK’nın eski avukatı Hüseyin Yıldırım, “Demokratik özerkliğe karşıyım. İçi boş, Kürtlere tanınacak bir statü yok” dedi. Yıldırım, İmralı görüşmelerini de “Bir halkın geleceği bir kişinin ağzından çıkacak iki söze bağlanamaz” diye konuştu.



RÖPORTAJ > ADEM DEMİR - TUNCELİ MEMLEKETİMİ ÇOK ÖZLEMİŞTİM Hüseyin Yıldırım, “İstanbul’da 1 hafta kaldım. Bambaşka bir kent gördüm. Türkiye, şu anda Avrupa ülkelerinden geri değil. Onlar krizde, Türkiye’de büyüme var. Bu, AK Parti’nin en büyük başarısıdır. Tunceli de çok değişmiş. Manzara bambaşka. Memleketimi çok özlemiştim” dedi. PKK’NIN ESKİ AVUKATI HÜSEYİN YILDIRIM’IN ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR “Halk problemleri çözsünler diye onları seçiyor. Çözüyorlar mı, hayır! İradelerini Öcalan’a teslim etmişler. Her şey İmralı ile çözülecekse, sen neden varsın?” “Demokratik Özerkliğe karşıyım. İçi boş. 12 yıldır İmralı’yla görüşülüyor. Ne çıktı? Devlet bir halkın geleceğini bir kişinin ağzından çıkacak iki söze bağlayamaz” Avukat Hüseyin Yıldırım ile yaptığımız söyleşinin bugünkü bölümünde, hem Diyarbakır zindanında çektikleri hem de Türkiye’ye geldikten sonra edindiği izlenimler var... Burada ilgimi çeken şey, insanların atılan adımları inkar etmemesi oldu. Zira geçmişte sadece avukatlık yaptığı için harcanan Yıldırım, bugün itibarıyla ‘kin duymayacak’ bir olgunluk gösteriyor. AK Parti hükümetini oldukça cesur bulan Yıldırım, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kürt meselesini çözerse, Türk ve Kürtlerin milli kahramanı olarak tarihe geçer” diyor. > 30 yıl sonra geldiniz İstanbul’da neler hissettiniz? - Beni birkaç gün alıkoyar ve ifademe başvururlar diye düşündüm. PKK yöneticisi suçlaması getirebileceklerini kafamdan geçirdim. Polis ‘hoş geldiniz’ dedi. Pasaportuma damgayı bastı ve geçişime izin verdi. “Vay, memleketime demokrasi gelmiş” diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Çifte vatandaşım. Cebimde Türk kimlik ve pasaportu yok. En kısa zamanda bir Türk kimliği almak istiyorum. > Ya sorgulansaydınız?.. - Hazırlıklı geldim. Öcalan’ın hakkımda, ‘PKK Dış İlişkiler Sorumlusudur’ diye bir beyanı var. Bunun bir hükmünün olmadığını, PKK’nın hiçbir kongresinde adımın geçmediğini söyleyecektim. > 1980 yılında illegal görülen örgüt mensuplarına avukatlık yaptığınız için başınıza gelmeyen kalmadı. Şimdi ise Öcalan’ın avukatları milletvekili ve belediye başkanları oluyor. Bunca acı neden yaşandı? - Türkiye’de değişimi engelleyecek kararların alınmasında en önemli konu Kürt meselesiydi. Kimse tabuları yıkamadı, bir tek AK Parti buna cesaret etti. Başbakan’ın Diyarbakır’da “Kürt meselesi vardır ve herkesten önce bu, benim problemimdir” sözü yiğitçe bir çıkıştı. Meclis’te, “Dersim’de katliam yapılmıştır” diye haykırdı. Gözlerimi yaşartmıştı. Silvan’daki hadiseden sonra yaşanan ümitsizliği telafi etmek de yine onun sorumluluğunda... > Hangi adımlar atılmalı? - Bu dönemde silahlı çatışma olmamalı. Bence Kandil’e bağlı bütün güçler tamamıyla geri çekilip barış sürecini izlemeli. Güven telkin edici konuşmalar yapılmalı. Sonrasında Anayasa çalışmalarına paralel olarak Kürt meselesinin detaylı bir şekilde görüşülmesi ve bir yol haritası çıkarılması sağlanmalı. Hükümet bunları yaparken, Kürt siyasal hareketi de sorumlu davranacak. > Ama onlar da ‘demokratik özerklik’te direniyorlar? - Onların işine karışacak değilim. Eleştiri hakkımı kullanarak şunu söylemek istiyorum: Halk bunları, problemlerini çözsünler diye seçiyor. Peki çözüyorlar mı? Hayır. İradelerini Öcalan’a teslim etmiş durumdalar. Eğer, her şey İmralı ile çözülecekse, sen nesin? Niye varsın? Bakın ben onların içinde bulundukları zorlukları da iyi anlıyorum. Aysel Tuğluk çıkıp diyor ki; ‘Keşke özerkliği o gün ilan etmeseydik...’ Emine Ayna ise ‘Tartışamayız’ diyor... Bu ne tutarsızlık? Üstelik pek çok Kürt‘ün ne düşündüğünü de önemsemiyorlar. Ben bu konuda çok düşündüm. Demok-ratik özerkliğe temelden karşıyım. Bunun içi boştur ve Kürtlere tanınacak bir statü de yoktur. Hani federatif yapı, bölgelere ayırma ilkellikti!.. Ne değişti? > Kürtler için makul nedir? - Kürtler için en makul çözüm birinci sınıf vatandaş olma temelinde eşit yurttaşlıktır. Bu olmadan bir şey olmaz. Sınırlara, bayrağa kesinlikle saygı gösterilmeli. Ama Kürtlerin de bazı simgeleri kabul edilmeli. AK Parti’nin çok cesur ve zeki bir ekibi var. Eğer Erdoğan Kürt meselesini çözerse tarihe geçer ve milli kahraman olur. > Öcalan hükümlü olmasına rağmen düzenli açıklamalar yapıyor ve tehditler savuruyor... - Bunu söyletiyorlar. Böyle konuştuğuna göre demek ki bir garantisi var. Devlet, onun ifadelerini açıklamalı. Sadece Öcalan’ın ifadeleri değil, geçmişten günümüze bütün Kürt hareketlerini ilgilendiren belgeler kamuoyuna açıklanmalı. Bebek katili, terörist başı diyorlar... Ve “sayın” diye hitap edenleri cezaevlerine tıkıyorlar. Ama devlet onunla görüşüyor. Bu bir garabettir. Sonra, 12 senedir görüşülüyor. Ne çıktı? Devlet bir halkın geleceğini bir kişinin ağzından çıkacak iki söze bağlayamaz. > Son olarak İsveç’te neler yaşadınız? Geleceğe dair planlarınız neler? Gelip gidecek misiniz yoksa kesin dönüş mü yapacaksınız? - İsveç’te çok iyi yaşamadım. Orada da sıkıntılar çektim. İki defa tutuklandım. Örgüt mensubu olmakla suçlandım. Ancak dava açtım ve kazandım. Yıllardır ayrılmış olmama rağmen İsveç hâlâ beni gizli bir PKK’lı sanır. 30 yıl boyunca hiç çalışmadım. Sosyal yardım da almadım. Akrabalarım, eşimin dostumun desteğiyle geçindim. Vatandaşlık davasını kazandıktan sonra İsveç hükümeti sağlık problemlerim sebebiyle beni emekli etti. İlk etapta gelip gideceğim. Ama en nihayetinde Tunceli’ye yerleşmeyi düşünüyorum. Umarım memleketime bir gün tam anlamıyla huzur ve demokrasinin geldiğini görürüm... BİR HEVES UĞRUNA... Hüseyin Yıldırım, “Ülkemin değiştiğini ve kalkındığını görünce sevindim. Geçmişte statükocular bir çember çizdiler ve insanların bunun dışına çıkmasına izin vermediler. Bir heves uğruna ülkeyi perişan ettiler” diyor... İşkenceyi savcıya anlatacak Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadığı işkenceleri anlatan Hüseyin Yıldırım, “Çok defa ölmeyi istedim. Yaşatılmam için talimat geldiğini anladım. Sonra serumlarla hayata döndüm” dedi Avukatlık yapmaya başladığı dönemlerde devletin baskıcı tutumunun ve gençliğin ‘devrimcilik’ adı altında yaptıklarının kendisini kahrettiğini söyleyen Hüseyin Yıldırım, şunları anlattı: Dersim’de anarşi havası hakimdi. Herkesi çok uyardım ve olayların bitmesi için uğraştım. 1979’da sıkıyönetim ilan edildi. O zaman Elazığ’da insanlara çok kötü işkenceler yapılıyordu. Diyarbakır’da tutuklu sol örgüt mensuplarının çoğunun avukatıydım. Davalar başlayınca Diyarbakır’a gittim. Hayatımın alt üst olacağını bir uçak yolculuğu sırasında anladım... Ankara’dan Diyarbakır uçağına binerken herkesin selam durduğu bir subayla yan yana oturdum. Hostesler ona ikramda bulunuyorlardı. Benimle selamlaştı. Bana bir çay istedi ve sohbet etti. Kim ve ne iş yaptığımı sordu. Avukat Hüseyin Yıldırım olduğumu söyledim. O subay birden, ‘Demek o sensin öyle mi?’ dedi ve sırtını dönerek tek kelime konuşmadı. Meğer o kişi, Diyarbakır Sıkı Yönetim Komutanı Kemal Yamak imiş... Hakkımdaki karar Genelkurmay başkanlığından alınmış. Yamak’la yolculuktan sonra bana yönelik tavırlar sertleşti. Savcı, mahkemede PKK’yı savunduğumu ileri sürdü. > Siz zaten onların avukatı değil miydiniz? - Sadece onları değil. Kavacılar, Rızgariciler, Ala Rızgariciler, KUK’çular ve daha pek çok örgüt mensubunun avukatlığını yaptım. Bendeki dosya sayısı 3 bine ulaşmak üzereydi. Bir gün müvekkillerimle buluşmak üzereyken cezaevine gidiyordum. Tam cezaevinin önüne geldiğimde, daha araçta iken Esat Oktay Yıldıran beni gördü ve askerlere “yakalayın” talimatı verdi. Sonra beni 1. Şube’ye teslim etti. > Burada neler yaşadınız? - Yedi günde beni felç ettiler. İlk gün falakaya yatırdılar, elektrik verdiler ve feci şekilde dövdüler. Bir günde öldürüleceğimi bekliyordum ama öldürmediler. Uzattılar. Diyarbakır polis soruşturma bölümünde her odadan işkence çığlıkları yükselirken, radyoda Kenan Evren, ‘Türklerin karakterinde işkence yoktur’ diye bağırıyordu. > Sizden neyi öğrenmek istiyorlardı? - Hiçbir şey... Zaten sürekli ‘konuş’ diyor, ardından da dövüyorlardı. Hiç unutmuyorum, kırmızı suratlı iri birisiydi. Bana vurmaya başladı. Kafamı, dişlerimi kırdı. Kafamı tuvaletin içine bastırıyor ve sifonu çekiyordu. Tam boğulmak üzereyken, kafamı klozetten çıkarıyordu. Bir saatten fazla sürdü bu işkence. Her tarafımdan su gibi kan akıyordu. Şubedeki yedinci günün sonunda doktor hastaneye gönderilmemi istedi ama götürmediler. Beni mahkemeye çıkardılar ve askeri hâkim tutuklama verdi. > Tutuklanma sebebi ve gerekçesi neydi? - Silvan ve Siverek’te PKK sorumluluğu yapmış Mustafa Karasungur diye bir öğretmen vardı. O, “Tuncelili Hüseyin” kod ismi kullanıyordu. Beni, Karasungur diye tutukladılar. Oysa bütün kurumlar onun gerçek kimliğini biliyordu. PKK iddianamesinde hüviyeti açıkça yazıyordu. Cunta döneminde gördüğüm feci manzaralara itiraz ettiğim ve mahkemelerdeki hukuksuzluklara karşı direndiğim için cezalandırıldım. > Sizi, 1. Şube’ye Yıldıran teslim etti. Tutuklanmadan sonra yeni adresiniz onun yanı mı oldu? - Evet. Beni Diyarbakır Cezaevi’ne götürdüler. Daha aracın kapısı açılmadan, bahçede “geldi geldi” diye bir çığlık koptu. Gelenin kim olduğunu anladım. Cezaevi iç güvenlik amiri, işkenceci Yüzbaşı Yıldıran... Çok fena olmama rağmen karşısında dik durmaya çalıştım, böbreklerime ağrı girdi ama hissettirmedim. Yıldıran, ‘Sen kimsin?’ diye sordu. Ben de ‘Kim olduğumu iyi biliyorsun’ diye cevap verdim. ‘Burası neresi’ diye sorunca ‘Yiğitlerin yattığı yerdir’ diye cevap verdim. Sopalarla dövmeye başladılar beni... Ardından Yıldıran; “Hadi aslanlarım, Avukat Bey’e helva yedirin” talimatı verdi... Beni büyük bir salona götürdüler. Açık alanın orta yerinde lağım akıyordu. ‘Soyun’ dediler, soyundum. Lağımın içinde bir aşağı bir yukarı sürüklediler. Gerisini anlatamam. Burada yaşadıklarımdan dolayı bir an önce ölmek istedim. İşkence ölümden beterdi... Bir gün Türkiye’ye Almanya Dışişleri Bakanı geliyor. Beni soruyor. Kenan Evren, ‘Yok bir şey, bir gardiyanla tartışmış, birkaç gün sonra bırakırlar’ demiş. Ardından yaşatılmam için talimat geldiğini anladım. Hemen bir doktor beni muayene etti. Ondan sonra serumlarla yaşatıldım. > Savcıya ne zaman ifade vereceksiniz? - Diyarbakır’daki avukatlarımı aradım. Diyarbakır zindanıyla ilgili tanık olarak savcıya ifade vermek istediğimi söyledim. Avukat arkadaşlarım, “İstediğin zaman gelip savcıya ifade verebilirsin” dediler. BİTTİ
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT