BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Üniversite bir araç

Üniversite bir araç

Nasıl ki otomobil kullanmak için “sürücü belgesi” resmî evrak ama bizzat sürücünün kendisinin yeterliliği mecburiyet ise diploma da belgenin ötesinde bir şey değildir. Tersi olsa idi şahsa değil diplomaya talip olunurdu.



> Azmi Aksoy Gençlerimizin üniversite için tercih yaptığı şu günlerde, “İlköğretimden liseye kadar uzanan süreçte mutlu bir finali nasıl yaşarız?” heyecanı yaşanıyor. Birçok adayın ve ailesinin “Hele bir üniversiteye gireyim de/girsin de gerisi gelir!” anlayışının mezuniyet sonrası yaşanan hayal kırıklıklarında çok büyük payı var. Çünkü meslek; günü, haftayı, ayı değil bütün hayatı etkileyen bir olgu. Dolayısıyla bireyin o mesleği icra ederken mutlu olacağı, haz duyacağı gerçeğini göz ardı ederek salt maddi düşüncelerle meslek seçip istemeye istemeye bunu devam ettirmesi bedene hiç uymayan bir elbise ile uzun bir seyahate çıkmak gibidir. Ne kendi rahat eder ne de kimseye rahat verir. Maalesef bu durumdan dolayı sırf ailenin sözel yaylım ateşinden korunmak için rastgele bir üniversiteyi siper edip mutsuz olan yüzlerce genç var ülkemizde. PEMBE GÖZLÜKLER... İnsan hayatının bütününü etkileyen böylesine önemli bir karar öncesi, mutlaka, akademik geçmiş iyi bir süzgeçten geçirilip adeta kuyumcu terazisinde tartılmalı, mükemmel ve yetkin bir laboratuvarda analiz edilmelidir. Öğrencinin üniversite tercihinde mutlaka kullanılması gereken bu uzmanlık alanı, öğretim kurumlarının bünyesinde mevcutken ebeveyn ve akrabaların -komşu çocuklarının durumlarını da hesaba katarak- yaptıkları istek ve yönlendirmeler, körün, yönünü bile bilmediği hedefe ateş etmesinden farksız olmaktadır. İkinci, belki de ilki kadar önemli bir husus, gençlerin üniversiteye girdikten sonra mutlu sona ulaştıkları rehavetine kapılmalarıdır. Öyle ki büyük çoğunluk, okul bitip diplomaya kavuştuktan sonra pembe gözlüklerinin arkasında işverenlerin üniversite kapısına kadar kırmızı halı serdikleri ve limuzinle iş teklifine geldiklerinin tatlı hayalini kurarlar. Ama zamanla eski bir kilimin bile yolu gözlenir olur. Kaldı ki “Ben kendim bir iş kurayım da istihdam oluşturayım, yanımda birçok çalışanlarım olsun.” düşüncesinde olan hemen hemen yok gibidir. BELGEDEN BAŞKASI DEĞİL Şimdi başlıktaki “Diploma ne işe yarar?” sorumuza dönelim. Nasıl ki otomobil kullanmak için “sürücü belgesi” resmî evrak ama bizzat sürücünün kendisinin yeterliliği mecburiyet ise diploma da belgenin ötesinde bir şey değildir. Tersi olsa idi şahsa değil diplomaya talip olunurdu. Tıp fakültesi mezunları gibi ülkedeki eleman ihtiyacı eksikliğinden dolayı hemen işe başlayabileceğiniz bir mesleğimiz olmayabilir. Kaldı ki doktorlar bile altı yıllık ağır bir öğretim sonunda Anadolu’nun ücra bir yerinde pratisyen hekim olarak sıkışıp kalmamak için “Tıpta Uzmanlık Sınavı”na hazırlanmak ve seçtikleri alana göre üç ila beş yıl daha okumaları gerekiyor. YETERLİLİK VE FARKLILIK Önemle üzerinde durduğumuz husus, mezuniyeti müteakip meslektaşlarımızdan birkaç adım daha önde olmak ve ortaya fark koymak meselesi. Çünkü mezuniyetten sonra öğrenciliğimizdeki kadar vaktimiz olmayacak. Bundan dolayı, hangi mesleği yapacaksak, “o mesleğin yeterliliklerini” etraflıca araştırıp dört yıl boyunca onları edinmeye çalışmalı (bilgisayar ve yabancı dili söylemeye bile gerek duymadan), zaman zaman da o mesleğin icra edildiği ortamda bulunulmalı. “İnşaat mühendisliği öğrencisi isem takım elbise ile masa başında oturma hayalinden uzak, yazın gönüllü olarak inşaatlarda çalışmalı, yerine göre tuğla taşımalıyım. Hukuk öğrencisi isem avukatlık bürosunda vazife talep etmeli, çay getirip, boş bardak toplamalıyım. Gazetecilikte okuyorsam, sokağın tozunu yutmalı, haber peşinde koşmalıyım” diye düşünmeli ve bunu hayata geçirmelidir. Diplomayı prosedür gereği resmî kurumlar istiyor. İşverenin istediği tek şey “Yeterlilik ve farklılık”. Gerek aile gerekse iş hayatının olmazsa olmazı insanı insan yapan değerleri, önemine binaen burada zikretmedik. Onlar olmazsa zaten insan olunmaz. PENCERELER Utku Öztürk Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: MONA LISA Da Vinci, Mona Lisa’yı çizerken yanında kim vardı? > Da Vinci’nin Mona Lisa adlı tablosuyla ilgili çeşitli teoriler var: Bunlardan birisi, Mona Lisa’nın mütebessim hâli, hamile olduğunu fakat bunu gizlediğini gösteriyor. Fakat başka bir teori bunu yalanlayarak “Bu tebessümün sebebinin, Da Vinci onu çizerken müzisyenlerin ve soytarıların onu eğlendirmesidir” diyor. > En ilginç teori ise; Mona Lisa portresi, aslında bizim Leonardo’nun ta kendisi (Bu teori, birinci teori ile çakışıyor olsa gerek.) Fakat bu teoriye de Columbia Üniversitesi sanat tarihi öğretmeni James Beck karşı çıktı: “Ay’ın Tom ve Jerry çizgi filmlerindeki gibi peynirden olmadığı ne kadar kesin ise, bu tablodakinin Leonardo da Vinci olmadığı da o kadar kesin!” > Mona Lisa mutlu: Amsterdam Üniversitesi araştırmacıları, yüz tanıma yazılımı kullanarak Mona Lisa’nın resminin çizildiği zamanki ruh hâlini araştırdı. Bu araştırmaya göre Mona Lisa %83 mutlu, %9 midesi bulanıyor, %6 korkuyor ve %2 sinirli. Paylaşım merkezi Yeniçeri kıyafeti bile Fransız zulmünü bitirdi 19. yüzyılda, Almanya’nın Mülhaym şehrindeki Ren Nehri’nin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. Henüz tam birlik sağlayamayan Almanlar, bu hâl her sene böyle devam edince çareyi Osmanlı’dan yardım istemekte bulurlar ve padişaha bir mektup yazıp “İslamiyetin halifesi bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin” derler. Bu isteği inceleyen padişah, asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez. Onun yerine üç çuval dolsu askerî elbise ve bir mektup yollanır. Mektupta, “Fransızlar korkak âdemlerdir. Onların yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın” denilir. Almanlar, hemen denileni yapar. Yeniçeri kıyafetli insanları görüp Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, bölgeyi terk eder. Bu olay, Mülhaymlilerin gönüllerinde taht kurar. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Karlsruhe Müzesi’ne koyup ziyarete açar, şehre Osmanlı bayrağı asarlar. Halen olayın yıldönümünde şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar. Tweetçi - twitter.com/twtci ceriLevis Show tv Acun’la yıllık 155 milyon liraya anlaşmış. Adamın günlüğü 424 bin. Varın saatlik ücretini de siz hesaplayın. Ben ağlamaya gidiyorum. erdilyasaroglu Eve klima tamircisi geldi, hep klimasız ortamlarda çalışmak zorunda kalıyom abii diye dert yandı. Hey Allahım hehe. onderseren Iphone6 kablosuz şarj olcakmış, i7 bulaşık yıkayabilcekmiş, i8 açık kalp ameliyatı yapabilcekmiş, i9 iyilerin dostu kötülerin düşmanı olcakmış. bilenadam Oruç tutana öcü gözüyle bakılmayan, tutmayana dayak atılmayan bir ramazan olması dileğiyle. beyinsiz_adam Teravih öncesi ısınmayı ihmal etmeyin. 12. rekatta çapraz bağlarınız kopar, bütün bir ramazanı cemaatten ayrı düz koşu yaparak geçirirsiniz. resulertas Türk işi Navigasyon cihazı: “Caminin ordan dön, sola gir, orda artık kime sorsan gösterirler abiciğim” rezzep Davulcular, eskiden mani okurlardı. Ama şimdiki davulcular bildiğin tezahürat yapıyorlar. (bkz: hobaaa) (bkz: löy löy löy löy leeeey) OrjinalKorsan Ramazan ayı boyunca haber bülteni başlıkları: Hurmanın kilosu ne kadar. Sakız orucu bozar mı? Madencilerin yerin altındaki iftar görüntüleri. Kalemin yazdıkları “Herkesi haklı, kendini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp başkalarının kabahatleri ile meşgul olduğu sürece, bir insan noksandır, olgunlaşması mümkün değildir.” Hüseyin Hilmi Işık BİLİYOR MUYDUNUZ? İlim öğretme aşkı Son devrin kıymetli âlimlerinden Hüsrev Efendi’nin, sınıfta ders okuturken üzerinde hâsıl olan durgunluğun sebebini soran öğrencilerine: “Buraya geleceğim sırada yatağında dehşetler içinde yatmakta olan kızım vefat etti. Onun cenazesi, defin işi vardı ortada. Dersinizi ihmal ederim diye Allah’tan korktum ve derse geldim. Onun için üzerimde durgunluk var, hemen gidip onun defni ile meşgul olacağım. Kusura bakmayın, o yüzden biraz cansız konuştum.” diyerek ilim öğretmenin ehemmiyetini gösterdiğini biliyor muydunuz? GOOGLE ARENA Arama motorlarına göre karşılaştırma VERİŞ 19 milyon ALIŞ 10 milyon BANYO 30 milyon DUŞ 9 milyon GOOGLE 12.8 milyar BİNG 484 milyon etkili- yorum Salih UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Ramazan lügati Ramazan ayı cemiyet hayatımızı aydınlatırken bu ayı anlatan kelimeler, eşsiz bir mücevheri süsleyen inci, elmas taneleri gibi parıldıyor. Oruç, sahur, iftar, teravih, sadaka, rahmet, bereket... Her biri tek başına azamet, cümle içinde zarafet... Her kelimede manayı kanatlandıran ayrı bir keramet... Ramazan, insanın Müslüman olduğu için belki de en çok şükrettiği ay... Gündüzü sabır, gecesi şükür vesilesi olan huzur tüneli... Oruç, maneviyata aç ruhlar için besin değeri en bol gıda... İnanmayanlar için aç kalmak, inananlar için tıka basa doymak... Huzura, rahmete, berekete boğulmak... Sahur bir göl kadar sessiz, bir bulut kadar hafif... Misafirlikte uyuyakalmış çocuğun, eve dönerken babasının omzunda yarı uyur, yarı uyanık yaşadığı serin mutluluk gibi bembeyaz bir huzur... Lezzetli bir rüya, çapak çapak saadet... İftar biraz telaşlı, biraz da kalabalık... Güneşin batışıyla doğan şölen, karanlığa kurulan en aydınlık sofra... Ezan sesine hasret bekleyişlerin müjdesi, hasret kalınmış dost meclislerinin en leziz bahanesi... Hurma mütevazı ama vakur... Kimine ilk lokma, kimine iftarın ta kendisi... Elden ele dolaşan bir sevap vesilesi... Maniler davulun bilge yoldaşı... Şehrin karanlık pencereleri ışıldayana kadar nasihat eden inatçı vaiz... Teravih yemyeşil bir huzur... İftarda ağırlaşan bedenleri hafifleten ibadet, kubbelerden taşan nur... Kadir Gecesi, gözyaşıyla ıslanmış duaların bütün kainatı yıkadığı mübarek gece... Rüzgârın esmeye çekindiği, bulutların dinlenmeye çekildiği bir sükunet ve rahmet iklimi... Günahkâr kulların ümidi, kurtuluş arayanların can simidi... Sadaka, fakirin cümlesini gizli özneyle mutlu eden kelime... Zekât zengini rahatlatan, fakiri ferahlatan sigorta... Arife, bayramlık sevinçlerin koşturduğu gün... Sevincin dünü, sabrın yarını... Bayram geçmiş zamanın en mutlu hikâyesi... Şimdiki zamanın neşesi, gelecek zamanın tesellisi... Takvim yapraklarının en mütebessimi, her rengin en güzel tonu... Nokta koymaya kıyamadığımız güzel kelime, cümlenin sonu... İnşallah cümlemizin sonu bayram olur. Hayırlı ramazanlar...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 96994
    % -0.47
  • 5.6168
    % -0.15
  • 6.4416
    % -0.17
  • 7.3047
    % -0.44
  • 222.318
    % 0.23
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT