BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ümitli olmalıyız

Ümitli olmalıyız

Cenab-ı Hakk, Sure-i Yusuf’un 87. ayet-i kerimesinde mealen: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira, rahmet-i ilahiyyeden ancak kâfirler ümit keserler” buyuruyor.



Cenab-ı Hakk, Sure-i Yusuf’un 87. ayet-i kerimesinde mealen: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira, rahmet-i ilahiyyeden ancak kâfirler ümit keserler” buyuruyor. Bu ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere, hep ümitli olmak lazımdır. Bütün olumsuzluklar ve kötü gidişat, bizleri ümitsiz kılmamalı. Zira, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan insan, cereyan eden herşeyin (hayır ve şer) Allah’tan olduğunu bilir. O’nun iradesi ve yaratması olmadan sinek bile kanadını kımıldatamaz. Bununla beraber, mü’mine düşen mükellefiyet: Güzelden ve iyilikten hoşlanıp, bu hal üzre yaşamak ve bu hali tavsiye etmek; kötüden ve kötülükten nefret edip bu halden sakındırmaktır. İşte, bütün çamlar burada devriliyor. Zira bu hal, inceler incesi bir haldir. Herşey usulü dairesinde yapılır. Aksi halde, kaş yapalım derken göz çıkartılır. Yani fitneye sebep olunur! Her şeyden önce bizim dinimiz kal (söz) dini değil, hal dinidir. Müslüman, söz söylemekten ziyade yaşantısı ile örnek olur ve bu haliyle kendini ve inancını ifade eder. Nitekim Yüce kitabımız: “Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz?” ihtarında bulunur! Demek ki, yapmadığımız şeyi söylemenin hiçbir faydası yok! Yaptıklarımızı da söyleyebilmenin usulü, yani şartları var. Yine, Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre; Allah, kullarına takat getiremeyecekleri mükellefiyetleri yüklememiştir. Evet, mü’min her hal ve şartta, imanının gereğini yerine getirecektir. Ama, bu nasıl olacaktır? Meselâ; cereyan eden bir kötülük karşısında mü’min, buna ya, gücüyle mukabelede bulunacak veya dili ile ikaz edecek, buna dahi imkan bulamazsa, içinden o şeyden nefret edecektir. Bu mealdeki Hadis-i şerifi ele alıp; üçüncü şık olan, kalbi ile beğenmemek halini imanın en zayıfı olarak ileri sürmek yanlıştır. Bu hal, yani imanın en zayıf olma hali, şartlar uygun olup, mü’minin gücü yettiği haldeki kayıtsız davranışıdır. Yoksa, yine şartlara göre bu hal, imanın en kuvvetli halini de gösterebilir! Çünkü, kişinin fitneye sebep olmasına ve kendisini tehlikeye atmasına asla izin yoktur. Zaten, Ahir Zaman’da kötüler ve kötülükler, neredeyse her yanı kaplayacaktır. Bu zamanda yaşayan mü’minin, dağ gibi kötülüklerle uğraşmasına hem imkanı yoktur, hem de gerek yoktur! Kısaca, kötülükleri yok etmek, mü’minin elinde olan birşey değildir. Daha açık bir ifade ile Don Kişot’luğun manası yoktur! O halde mü’minin yapacağı şey, iyiliği ve güzelliği bizzat yaşamaktır. Bu hali ile örnek olmaktır. Günümüz müslümanının eksiği, iyiliğin ve güzelliğin yani, en son ve en mükemmel din olan İslamiyet’in ne olduğunu bilmemesidir. Daha doğrusu biliyorum zannetmesidir. Unutmamak lazımdır ki, geceyi de gündüzü de yaratan Allah’tır. Hatta, gecenin içinden gündüzü, gündüzün içinden geceyi çıkaran da O’dur! Netice itibariyle her hal ü kârda ümitvar olmak lazımdır. İmam-ı Rabbânî Hazretleri, Hacı Muhammed Kasım’a gönderdiği mektupta; aranılmaya, gönlünü vermeye layık olanın ancak Allah olduğunu bildirerek şöyle buyurur: “...Dünya işlerinin bozuk gitmesinden ve halinizi toparlayamadığınızdan hiç sıkılmayınız! Çünkü, dünya işleri üzülmeye değmez. Bu dünyada olan herşey geçecek, yok olacaktır. Allah’ın razı olduğu şeylerin arkasında koşmak lazımdır. Güç olsa da, kolay olsa da, bunları yapmaya çalışmalıdır. Aranılacak, gönül verilecek (vacib-ül-vücud)dan, yani varlığı hep lazım olandan (Allah’tan) başka hiçbir şey yoktur...” 1. cilt 150. mektup.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT