BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Her yöre ayrı bir tat

Her yöre ayrı bir tat

Kütahyalılar ‘oruçları eksiksiz tutmak nasip olsun’ diye ramazanın ilk günü ‘tutmaç çorbası’ içer, Sakaryalılar ise bu ayda gelen misafire ‘gulugursa’ ikram eder.



RAMAZANDA HER ŞEHRİN MENÜSÜ KENDİNE ÖZEL... Hemen her yörenin ramazana özel menüsü vardır ki, bu yemekler neredeyse 11 ay boyunca hiç pişirilmez. Iğdır’da ramazan sofralarının en meşhuru piti kebabıdır. Mutfağıyla ünlü Gaziantep’te ekşili taraklık, ciğer kavurma, yuvarlama, kabaklama, doğrama, şiveydiz ve keme kebabı ilk akla gelenler arasındadır. Erzurum’da aş otlu yoğurt çorbası, kıymalı yumurta ve kadayıf dolması vazgeçilmez bir ramazan mönüsüdür. Ardahan’ın favorisi de pilavlı kazdır. Erzincan’da ramazan denince ilk akla gelen lezzetler ise kesme, gendime ve kırdo çorbaları, babuko, kelecoş ve kasefe tatlılarıdır. Muş’ta, içli Muş köftesi, hazüt dolması, kırçikli kelem dolması ve jağ yemekleri en popüler olanlarıdır. Kars’ta erişte pilavı, ekşili et ve elma dolması bu ayda en fazla tercih edilen yemekler arasında yer alır. KÜMBÜLMÜŞVÜYE VE ÖCCE Kilis’te ramazan sofralarının vazgeçilmezleri imambayıldı, Kilis tavası, teşrube, kümbülmüşvüye, öcce ve oruk, tatlı olarak da ramazan gerevicidir. Şanlıurfa’da soğuk servis edilen lebeniye (ayran çorbası) ile meyan kökünden yapılan meyan şerbeti, son yıllarda yaz aylarına denk gelen ramazanın en popülerleridir. Rize’de de ramazan sofraları mıhlama ve karalâhana sarması ile şenlenir. Gümüşhane, Artvin ve Bayburt’ta ise erişte ve siron baş tacıdır. Şanlıurfa’da “şıllık” ve “küncülü akıt” gibi tatlılar iftar ve sahur sofralarının vazgeçilmezidir. Çorum’da geceleri sahur için yapılan tava mayalısı ramazana özeldir. Karabük’te de yaprak dolması, gözleme, Safranbolu bükmesi, kara mancar, perohi ve haluşka hemen her sofrada bulunur. ZAHMETLİ YEMEKLER Edirne’de ramazan için özel yemekler hazırlanır. Hayli zahmetli olsa da bu ayda her ailenin sofrasına bir defa da olsa ciğer sarma mutlaka gelir. Kırklareli’nin özel menüsü ise bıldırcın kebabıdır. Salataları ve deniz ürünleriyle meşhur Akdeniz mutfağının hakim olduğu Antalya ve Burdur’da ramazan sofraları; sac börekleri, ebegümeci kavurması, kabak çintmesi, patlıcan cive, tahinli piyaz, dereotlu balık ile şenlenir. Yörük kültürünün etkili olduğu Burdur’un yöresel yemekleri testi kebabı ve kabak helvası ağızları tatlandırır. Adana’nın en ünlü yemeği olan içli köfte, ramazanda da baş tacıdır. Mersin’in maharetli hanımları da ramazan sofraları için kerebiç tatlısı hazırlar. Kütahya’da ise ramazanın ilk günü oruçları eksiksiz tutmak nasip olsun diye kentte tutmaç çorbası içilir. MİSAFİRE GULUGURSA Sakarya’daki köylerde ramazanda misafirlere gulugursa denen bir tatlı ikram edilmesi adettir. Hatay, iftara aya köfteli çorba ile başlar. Humus, zahter salatası, kaytaz böreği ve biberli ekmek ramazan sofralarının vazgeçilmezleridir. Konya’da yoğurt çorbası ile başlayan iftar sofrası yöreye has et yemekleri ile devam eder. Osmaniye’de de ramazanın sembolü olan kömbe pastaları hazırlanır, komşulara dağıtılır. Yöreye ait yemek ise Toga çorbasıdır. İzmir köfte, sakız yahnisi ve kuzu eti ile yufkadan yapılan kirde İzmirlilerin iftar sofralarını süsler. Duasız yemekten kalkmazlar Osmanlılar Peygamberlerine uymak için günde iki öğün yerler. Yemeklerin sonunda dinin emrettiği şekilde kısa bir dua okunur. Sofraya hiçbir zaman eller yıkanmadan oturulmaz. Sofradan kalkınca da sakal ve bıyık mutlaka sabun köpüğüyle temizlenir. Bu bir çeşit abdest almaktır ki, buna bütün Müslümanlar sadece şeriat bakımında değil, temizlik bakımından da uyarlar. Pek az balık yerler, hele midye, ıstakoz ve karides gibi şeyle asla sofralarında görülmez. Domuz etine gelince, bütün Müslümanlar Kur’an-ı kerîm tarafından haram edildiğini bildikleri için asla ağızlarına koymazlar. Türkler hayırseverlik ve misafirperverlik vazifelerini de asla unutmazlar. Onlar için, yemek sırasında gelen insanlara sofralarını açmak kadar tabiî bir şey olamaz. En küçük bir ekmek parçasını sokakta gören bir Müslüman, mutlaka alıp öper sonra cebine koyar yahut ayaklar altında kalmayacak bir köşeye bırakır. Ignatius Mouradgea d’Ohsson - 1789 İzmir Köfte Hazırlanışı: Soğan rendelenir, bayat ekmeğin içi, kıyma, tuz, biber, yumurta iyice yoğrulur ve 1 parmak uzunluğunda şekil verilir. Diğer tarafta patatesler yıkanır, ayıklanır ve altıya bölünür. Tuzlu suya doğranır. Yağ kızdırılır. Tuzlu sudan çıkarılmış, süzülmüş patatesler yağa atılıp çok az kızartılır ve bir fırın tepsisinin etrafına sıralanır. Köfteler aynı yağa atılır. Çok az kızartılıp tepsinin ortasına güneş şeklinde veya sıralı olarak dizilir. Aynı yağda 1-2 dakika kızartılan biberler de şekilli olarak tepsiye köftelerin üzerine konulur. Rendelenmiş ve hafifçe sulandırılmış domates veya hafifçe sulandırılmış salça tepsinin üzerine gezdirilir. Orta hararette bir fırında yarım saat kadar pişirilir. Pişirme esnasında yemeğin suyu hafifçe kaynatılıp bir miktar çektirilmelidir. Malzemeler > Yarım kilo kıyma > 1 baş soğan > 1 yumurta > Yarım bayat ekmek içi > 2 adet patates > 2 adet domates > 4-5 tane yeşil biber > Az karabiber ve tuz Mantar Çorbası, İzmir Köfte, Barbunya Pilaki, Çoban Salata, Sütlaç Eğer Yaradan Yoksul bir şeyh, kör bir ihtiyarın evine misafir olur. Evin duvarında asılı duran bir Kur’an-ı kerim vardır. Şeyh bu duruma hayret eder ama birşey söylemez. Bu düşünceyle yatıp uyur. Gece yarısı Kur’an sesiyle yatağından sıçrayıp uyanır. Kör ihtiyar, Kur’an’ı önüne almış okuyordur. Şeyh daha fazla dayanamayarak bunun hikmetini sorar. İhtiyar âmâ tebessümle, “Allahü teâlâya yalvardım. ‘Yâ Rabbi! Ben Kur’an okumayı her şeyden çok seviyorum. Kur’an okuduğum zaman gözlerime nur ver.’ Rabbim duamı kabul etti. Ne zaman Kur’an-ı kerimi elime alsam, Rabbimin lutfuyla gözlerim açılır, harfleri görürüm” der. nasip ederse... DOKUNARAK OKUYORLAR Burası Ürdün’ün Umman şehrinde bir medrese... Bu medresenin öğrencileri kendi akranları gibi gözleriyle değil, gönül gözleriyle görüyor, Kur’an-ı kerîmi parmak uçlarıyla dokunarak, hissederek okuyorlar. Günün Sözü Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir. [Nesâî] Ramazan ayı gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder. [Deylemî] İnsanın nefsi ve vesvese veren şeytân, kendisine düşmandırlar. Maksatları, terbiye eden ve ma’bûd olan [tapınılan] ve hakîkî ma’bûd olandan insanı uzaklaştırıp, [ona ita’ât ettirmeyip], onun mâ-sivâsına bağlarlar. [Mahlûklara bağlarlar.] Ve gizli ve açık şirke delîl olurlar. [Se’âdet-i Ebediyye] Her güne bir dua SIKINTILARDAN kurtulmak için... (Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî) (Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül’Arş-il-kerîm.) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Lâ ilâhe illallah, demek 99 belâyı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.” “La havle ve la kuvvete illa billah, okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır” “Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere ‘La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim’ derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.” “Sıkıntılı iken ‘Hasbünallah ve ni’mel-vekîl’ deyiniz!” “Sabah-akşam İhlas ve Muavvizeteyni [iki kuleuzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâları, afetleri, sıkıntıları ve istemediğin şeyleri giderir.” “Bir kimse, sıkıntılı zamanında on defa, ‘Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm‘i okursa, Allahü teâlâ üzüntüsünü giderir.” İmam-ı Rabbanî hazretleri, her türlü zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa “La havle vela kuvvete illa billah” okur, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüz defa Salevat-ı şerife getirirdi. MENKIBELER CÖMERTLİK işte budur... Cömertliği dillere destan olan Hâtim-i Tâi’ye dediler ki: - Cömertlikte çok ileri gidiyor, malını israf ediyorsun. - Ne kadar çok olursa olsun, hayra verilen mal israf olmaz. - Senden daha çok cömertlik yapan bir kimseyi gördün mü? - Evet gördüm. - Kimmiş o? - Anlatayım; Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. Koyunun bir yeri çok hoşuma gitti, burası çok lezzetliymiş dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birisini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Atıma binip giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum: - On koyunun onu da kesilir mi? - Sübhanallah, bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu? Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sordular: - Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi? Hâtim-i Tâi dedi ki: - Verdim, ama pek mühim sayılmaz. - Ne verdiniz? - Üç yüz deve ile beş yüz koyun. - O halde sen ondan daha cömertsin. - Hayır, o genç benden daha cömerttir. Zira o koyunların tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim.
Reklamı Geç
KAPAT