BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Yaramazlıktan değil, enerji birikiminden!

Yaramazlıktan değil, enerji birikiminden!

Bazı ailelerin “yaramazlık” ve “uslu olmak” kavramlarına yükledikleri yanlış anlam, çocukların birikmiş enerji durumlarının farkında olmadıklarının göstergesidir.



> Emre Aygın “Oyun” kavramının zihnimizde basitliği ve gayriciddîliği çağrıştıran bir anlamı vardır. Biz büyükler bazen yaptığımız işin ciddiliğine vurgu yapmak için bu kavramı kullanırız. Mesela “Bu iş çocuk oyunu değil!”, “Burada oyun oynamıyoruz!” gibi... Hâlbuki “oyun” sandığımızın tersine ciddiye alınması gereken bir iştir. Bir anlamda çocuklarımız için gerçek hayatın provası gibidir. Çocuklarımızın küçük yaşlardan itibaren oynadığı oyunların kalitesi, onun kişiliğini ve hayata bakışını önemli derecede etkiler. Bu yüzden çocuklarımızın ne oynadıklarının farkında olmak ve gerektiğinde onları doğru biçimde yönlendirmek en önemli görevlerimizdendir. Çocuklarımızın biyolojik işleyişi, yetişkinlerden son derece farklıdır. Onların yapısı, tükettikleri besinlerden çok daha fazla enerji üretmelerine sebep olur. Çocuklar bu enerjiyi tüketebilmek için yetişkinlerden çok daha fazla hareket etmek zorundadırlar. Ancak bu hareketlilik, bazen biz büyükler için katlanılması zor bir durum hâline gelebilir. Çocuğun koşarak, zıplayarak, deliler gibi enerjisini tüketirken çevresine rahatsızlık verdiğinin farkında olmaması ise gayet doğaldır. ASIL ANORMAL OLAN Bazı ailelerin “yaramazlık” ve “uslu olmak” kavramlarına yükledikleri yanlış anlam, çocukların birikmiş enerji durumlarının farkında olmadıklarının göstergesidir. Bazen ebeveynler, çocukları evde gürültü yaparak oyun oynadığında onları daha uslu olmaları konusunda uyarırlar. Özellikle yaşadığımız toplumda misafirliğe gidildiğinde, sürekli hareket etmek isteyen çocuk profiline hiç hoş bakılmaz. Hâlbuki yukarıda bahsettiğimiz üzere bunun yaramazlıkla bir ilgilisi yoktur. Koşmak ve bağırmak gibi davranışlar bir yaramazlık göstergesi değil çocukların biriken enerjilerini dışarı atmaları için bir ihtiyaçtır. Tam tersi, bir çocuğun bulunduğu mekânda uzun süre hareketlilik göstermemesi anormaldir. SAĞLIK PROBLEMİ OLUYOR Çocuklarımızın hareketliliğinden şikâyetçi olmak yerine, onlara enerjilerini atabilecekleri açık alanlar bulmaları konusunda yardımcı olmalıyız. Son dönemlerde çocuklarımızda sık görülmeye başlanan obezite ve dikkat eksikliği gibi sağlık problemlerinin temelinde de yeterince hareket etmemek olduğu tespit edilmiştir. Kalabalık şehir ortamında yaşayan çocukların eve mahkûm bir hayat sürmek zorunda kaldıklarını görüyoruz. Eğer geniş oyun alanlarından uzak, trafiğin yoğun olduğu bir bölgede yaşıyorsak, çocuklarımızın sokakta oynamaları konusunda kaygılanmamız doğaldır. Ancak, yavrularımızın hem psikolojik hem de fizyolojik sağlığı için güvenli oyun alanlarına gitmelerini sağlamak ve gerekirse bu işe bizatihi kendimizin zaman ayırması onlara karşı en önemli görevlerimizdendir. PENCERELER Utku Öztürk Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: GÖKTAŞI Yakalayabiliyorsan bunu yakala Süpermen > Göktaşı (meteor): Yunanca bir kelimedir ve “gökyüzünde gerçekleşen olay” anlamına gelir. Göktaşı teknik olarak, meteoridin arkasından çıkan ışık izidir. Meteorit ise, uzayda bulunan toz beneğinden de asteroitten de (küçük gezegen) büyük maddeye denir. > 4 milyar göktaşı: Her gün, neredeyse 4 milyar göktaşı düşüyor dünyaya, ama meraklanmayın bunların çoğu oldukça küçük. Atmosferden geçip dünyaya düşene kadar toz hâline dönüşüyorlar yani. > Hızları ışık hızına yakın: Perseid meteoritleri saatte 208.000 km hızla atmosfere girmektedir. Bu hız yaklaşık 300.000 km olan ışığın hızının üçte ikisi kadardır. Paylaşım merkezi Sahur denilince davul iftar denilince ezan! Çevremizde yaptığımız küçük bir ankette, iftar ve sahur denince akla ilk gelenleri araştırdık. Bakın mübarek ramazan ayının en önemli iki kelimesini duyunca insanların akıllarına neler geliyor: Sahur: Davul, hamur işi, çay, ezan, gözü kapalı yemek, dayanamama korkusu, sabahlama, sahura doğru, son dakikada içebildiğin kadar su. İftar: Ezan, su, açlık, top, bu top nereye düşüyor yahu, iftara doğru, trafikte iftar, sofranın gecikmesi, ramazan pidesi, sabır, hurma, dua, çorba, çay, baklava, şükür, göbek, soda. tweetçi - twitter.com/twtci UcamayanAdam Bir kadın bunalımı: Bunalım, bunaalım, bunu alıım, bunu alayım, bunu da alayım, bunu al bunu, al bunu da bunu da... vogueman Twittera “hava çok sıcak” yazanlar olmasa hiç farketmicez. Misal bugün kazak giyip çıkıyordum, son anda gördüm twiti. kafamagoreyim “Twitter’ın nesi eğlenceli ya ben bi şey anlamadım. Amaç ne?” diyen yeniler, gece siz uyuduktan sonra disko topu indirip dans ediyoruz. NaferErmis “Kısa kollu tişörtle balkonda oturuyorum.” - 137 sivrisinek bunu beğendi. UcamayanAdam ‘98 doğumlu bir kız “erkeklere güven olmaz” yazmış. Ne oldu? Sokakta oynadığın arkadaşın çikolata alacağım dedi de almadı mı? Kıyamam. AbSurDMaN_ Şike soruşturması kapsamında Galatasaray tesislerinde arama yapan polis, “arkadaş her yer kupa dolu, adım atacak yer yok” diye isyan etti. metinustundag Bildiğimiz tek psikolojik savaş / küsmek! NaferErmis Uzaylılar bizi Facebook’tan takip ediyorsa olduğumuzdan en az 3 kat güzel, Twitter’dan takip ediyorsa en az 5 kat daha akıllı zannediyordur. resulertas Mutluluğun resmini çizemesem de tarif edebilirim: “Sen kilo mu verdin” dediğim kadının yüzündeki devasa gülümseme. metinustundag Cahille msn’i kestim. (Âşık Yutubi) SS_sizofrenik “Facebook: 0-15 yas: coq quseL xD / 15-20 yas: guzeel / 20-30 yas: cok guzel :) / 40 ve uzeri yas: COK GUZEL CIKMISSIN CANIM ANNENLERE SELAM” ozguRugzo İnternet gülüşlerinin evrimi: 1995-2000: =D / 2000-2005: ehuehuehe / 2005-2010: puhaha zuhaha/2010 - .. : adskfjgsdkjghsdg kalemin yazdıkları “Eğer kendini başkalarıyla kıyaslar durursan, ya mutsuz ya da kibirli olursun. Çünkü her zaman senden daha iyi ya da daha kötü durumda birileri olacaktır.” Şeyh Edebâli BİLİYOR MUYDUNUZ? Benim milletimin ocağı yanmış Sultan Vahdeddin Han’ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı’nda, bir elektrik arızasından dolayı yangın çıkmış. Orada vazifeli bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını gören Sultan Vahdeddin Han’ın “Benim milletimin ocağı yanıyor, ben onu düşünüyorum, kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var!” dediğini biliyor muydunuz? GOOGLE ARENA Arama motorlarına göre karşılaştırma KLİMA 130 milyon YEL 60 milyon İFTAR 20 milyon SAHUR 8 milyon İNCİR REÇELİ 2.2 milyon VİŞNE REÇELİ 223 bin etkili- yorum İbrahim CEBECİ icebeci@ihlaskoleji.com Çöpe yatırım Son zamanlarda çöpten elektrik üreten merkezler çoğalmaya başladı. Çoğalmaya başladı başlamasına da bununla büyük bir sorun da (!) ortaya çıktı: “Bu merkezlere ham maddeyi nereden bulacağız?” Bu tesisleri büyük masraflarla kuran yetkililer tam büyük bir sıkıntıya girecekti ki yardımsever insanımız imdada yetişti ve çöpten elektrik üreten merkezlere çöp türetme merkezleri yaptı. Bu çöpler de rahat toplansın diye insanımız bu merkezleri çok merkezî yerlere kurarak yetkilileri iyice rahatlattı. Denizlere, karayollarına, piknik alanlarına, pazar yerlerine, sınıflara hep elimizdeki çöpleri attık, böylece her yer çöp oldu. Şimdi yetkililer artık iyice rahatlayıp derin bir nefes almıştır. Böylece elektrik üretiminde de ciddi bir artış olur. Zaten bu konuda bayağı bir sıkıntımız vardı. Bu sıkıntılar da sürekli, nükleer santral tartışmalarını alevlendiriyordu. İşte tam bu noktada, vatandaşımızın, kendine ait yerler hariç her yere çöp atma merakı devreye girdi ve hammadde sorunu da halledilmiş oldu. “Eğitim Şart” sloganını çok beğendik; fakat sanki bunu biraz yanlış anladık. Çünkü eğitimi sadece diplomaya endeksledik. Her türlü diploma için var gücümüzle mücadele ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Sadece “Diploma olsun da ne diploması ve nasıl bir diploma olursa olsun!” diye düşündük. Diplomalı insanımız çoğaldıkça sokakta, trafikte, sırada, alışverişte nasıl hareket edileceğini bilmeyen insanlar da çoğaldı. Sanki diplomasız insan problemi, diplomalı insan problemini beraberinde getirdi. Tabi ki buna “diploma eşittir problem” diyemeyiz. Bu problem, işin sadece diplomayla olacağını zannetme problemi. Kendimize çekidüzen vermenin vakti geldi de geçiyor. Hangimiz, kendimize ait olan bahçemizi çöplerle kirletiriz? Hangimiz, bahçemizdeki ağaçlara, banklara, masalara zarar veririz? Kendimize ait olan eşyaları ve mekânları gözümüz gibi korurken umuma ait olan yerlere neden aynı itinayı göstermeyiz? Hâlbuki umuma ait olan yerlere çok daha fazla dikkat etmeliyiz. Çünkü buradan yararlanma hakkına sahip olan milyonların hakkına girdiğimiz zaman daha sonra onlarla helalleşmek imkânsız. Cennet vatanımızı çöplük hâline getirmeye kimsenin hakkı yok. Bir arkadaşım yıllar önce: “Almanya’da ‘Lütfen yerlere çöp atmayın!’ yazısı Türkçe yazar” dediği zaman çok utanmıştım. Bizim ülkemizde ise bir yerlere yazı yazdığımız zaman mutlaka o yazının İngilizcesini de yazarız. Hem de Türkçesinden önce. Fakat ülkemizde “Lütfen yerlere çöp atmayın!” yazıları sadece Türkçedir. Mesaj çok manidar, anlayana! Hakikaten eğitim şart!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT