BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lânet olsun böyle takım taraftarlığına!

Lânet olsun böyle takım taraftarlığına!

İstanbul’da, ramazan davullarının çalınmasından şikâyetçi olanlar varmış. Hastalarını zorla uyutanlar, sahurda gümbürdeyen davul sesleriyle uyanıyorlarmış. Güç-bela uykuya dalan hastaları, yeniden uykuya dalamıyorlarmış. O bakımdan sahurda davul çalmak yasaklanmalıymış.



İstanbul’da, ramazan davullarının çalınmasından şikâyetçi olanlar varmış. Hastalarını zorla uyutanlar, sahurda gümbürdeyen davul sesleriyle uyanıyorlarmış. Güç-bela uykuya dalan hastaları, yeniden uykuya dalamıyorlarmış. O bakımdan sahurda davul çalmak yasaklanmalıymış. Bu şikâyette elbette haklılık payı var. Çünkü İslâm: Nezaket demektir; incelik, güzellik, huzur, aydınlık demektir. İslâmda gönül kazanmak, bir gönüle girmek, hacca gitmekten daha önemlidir. Büyük İslâm şairi Yunus Emre’nin hitabı hepimizedir: Yunus Emre der: Hoca İstersen var, bin hacca Hepisinden iyice Bir gönüle girmektir Hiçbir Müslüman, aklı başında hiçbir insan, binbir zorlukla uykuya dalan bir hastanın, gecenin bir yarısında uyanmasını elbette istemez. Ancak, bana öyle geliyor ki, ramazan aylarında, davul çalınmasını istemeyenler, bir İslâm geleneğinin yaşamasından, yaşatılmasından rahatsızdırlar. Belki evlerinde hasta olan bir kişi de yoktur. Ramazan ayından, oruçtan, ezandan, namazdan... rahatsızlık duyanlar ramazan davullarının da çalınmasından şikâyet etmektedirler. Bunu nereden çıkarıyorsunuz? diyeceksiniz. Çünkü ben, bugüne kadar o hasta yakınlarının, bâzı futbol maçlarından sonra caddelere, meydanlara dökülen on binlerce kişinin saatler süren şamatalarından, korna böğürmelerinden şikâyetçi olduklarını duymadım, görmedim, okumadım. Geçenlerde, bir maç sonrası, arabamla evime dönüyordum. Göztepe kavşağında trafik tamamen kitlenmişti. Bindikleri otomobillerin pencerelerinden, yarı bellerine kadar dışarıya uzanan binlerce kız, kadın, çocuk, delikanlı... boğazlarını yırtarak yeri göğü inletiyorlardı. Güya, tuttukları takımlarının galibiyetini kutluyorlardı. Onların, Afrika yamyamlarını bile utandıracak ölçülerdeki feryatları, dövünmeleri, karşısında derin bir üzüntü duydum. Kendi kendime dedim ki: Vazgeçtim evlerdeki hastaların uyanmalarından, şu anda bir hasta, cankurtaranla hastaneye yetiştirilmek istense, bu kördüğüm haline gelmiş yollarda çoktan hayatını kaybedebilirdi. Bizde futbol maçlarına; bıçaklarla, kamalarla, palalarla... giden zavallı taraftarlar var. Türkiyemizde bir Kürt-Türk çatışması, bir Alevî-Sünnî gerginliği yaşıyoruz. Galiba yakın bir gelecekte bir de falan takım-filan takım düşmanlıklarıyla da ayrılacağız. Çok yakın dostlarımdan biri, geçenlerde dedi ki: “Oğlumu dünyalar kadar seviyorum. Bugüne kadar, onun bir dediğini iki etmedim. Onu üzmedim, kırmadım. Ama o, bir akşam sofrasında, tuttuğu takım yüzünden bana homurdanmaya başladı. O gece, üzüntümden saat 3.5’a kadar uyuyamadım. Lanet olsun böyle futbol hastalığına!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT