BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Elektriği keşfetmemenin 2000 yolu!

Elektriği keşfetmemenin 2000 yolu!

Edison demiş ki ilk lamba ışıdığında... “Ben elektriği bulmadım ki, onu bulamamanın 2000 yolunu denedim, sonunda lamba yanıverdi...” Sevgili TFF’miz belli ki havuza atladığı sanılan ama hâlâ daha “beni kim itti arkamdan” diye hayıflanan bir perspektiften bakıyor bu işlere.



---------------- Hukuk eyyamı dansa kaldırmış, Etik Kurul, Disiplin Kurulunun ayağına basmış, tüm TFF ekibi “Ben kimim, burada ne oluyor, ne işim var benim şimdi” gibi debelenip duruyor. En kötüsünü yapıp “ceza vermiş” gibi görünüp, kimseyi gücendirmeden “sıyırtmaya” çalışıyorlar. UEFA güreşe girer mi korkusu bir yanda, “ne güzel ahlaksızca ve sevimli oyunu peşkeş çekerek yuvarlanıp gidiyorduk” diyenler öte yanda... ---------------- Edison demiş ki ilk lamba ışıdığında... “Ben elektriği bulmadım ki, onu bulamamanın 2000 yolunu denedim, sonunda lamba yanıverdi...” Sevgili TFF’miz belli ki havuza atladığı sanılan ama hâlâ daha “beni kim itti arkamdan” diye hayıflanan bir perspektiften bakıyor bu işlere. Malum açıklamadan önce binlerce, sonrasında da yüzlerce yorum geldi. Bir şeye yorum gelmedi... Ben de ona getireyim... Kendimden şüphe ediyorum artık... Ben ne biçim gazeteciyim, diye sorguluyorum kendimi. Bugüne kadar Ünal Aysal ile adaylık açıklaması dışında iki metreden yakına gelmişliğim olmamış. Yıldırım Demirören‘i ben basın, o şeref tribününde otururkenki durumdan daha yakın görmüşlüğüm de yok. Aziz Yıldırım ile bir kere gazeteci arkadaşlarımı davet ettiği bir yemekte bir araya gelmiştim. Mahmut benimle küs... Mehmet Ali Aydınlar ile aynı binada bile bulunmuşluğum yok. Levent Kızıl ile Şekip Mosturoğlu tarafından mahkeme tehditleri almışım, bazıları da gerçekleşmiş... Milletvekili tanıdığım da yok... Gazete patronu deseniz birkaç kere bu gazetenin sahibinin çayını içtim ve yemeğini yedim, çünkü sorumluluk verdiği bir çalışanıydım. Pekiii... O zaman birkaç gündür kendime sorduğum soruyu buraya alıyorum: “Ben ne biçim bir gazeteciyim?..” Yetersiz miyim?.. Öyle olsaydım bunca sorumluluk verip bunca yıl yazdırıp o kadar da ödül verirler miydi? Beceriksiz miyim? Öyle olsaydım 37 yıldır canlı yayın emanet ederler miydi?.. Öyleyse bende eksik olan ne ki, bu olayların hiçbir yerinde bir başkan veya yönetici benden hiçbir şey istememiş, ben onun için hiçbir şey yapmamışım, kirlenmeye bile değmeyecek kadar kötü bir gazeteci olarak yazıp ve konuşup durmuşum... Kimseyi memnun etmek kaygısıyla; ne konuşmuşluğum ve ne de yazmışlığım var ama 37 yıldır evime ekmeği bu işleri yaparak götürebilmişim... Beni seyrettiğim, anlattığım ve yazdığım maçlardan utanır hale getirmişler, malımızı “ayıplı mal” olarak 9 Eylül’den itibaren ortaya atmaya karar almışlar, beni yine bu “defolu maçların” peşine takacaklarını söylemişler... Onlar bundan utanmamışlar da, ben “ben ne biçim bir gazeteciymişim” diye hayıflanır olmuşum... Ceza vermemenin 2000 yolundan birini daha deneyen Türkiye Futbol Federasyonu topu taca atmış, ama bilir ki elbet; oyun bir taç atışıyla başlar ve maç bitmemiş... O lamba yandığında bakalım nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa... En güzel Türkçe dizedir malumunuz: “Sen yanmasan, Ben yanmasam, Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...” POST-İT Galatasaray aylardır Reyes ve Forlan‘ı getirip yanlarına kaptan olarak Arda‘yı koymanın hayalini kurmuştu... Oldu... Atletico Madrid Arda‘yı getirip Reyes ve Forlan‘ın yanına koydu... Bakalım üçü yan yana neler yapabilecekler?.. Kanaat, bir lokanta mıdır?.. Hani Üsküdar’dadır, tarihidir de hep aynı tadı korur. Kanaat, o mudur dersiniz?.. İlk ve tek kazancı “zaman” olan TFF, diğer her şeyi kaybetmiş midir?.. 26 klasörden kanaat oluşmayacak ama 8-10 sayfalık savunmadan kanaat oluşacak... Diyelim ki; PFDK açıkladı ve “1 yıl tüm haklarından mahkûmsun” dedi. Bunun gerekçesi “otobüste yankesicilik” veya “yaşı küçük kızı alıkoymak” mı olacak, yoksa “takımına menfaat sağlamak” mı?. Kanaat’in garantisi şöyle mi olmalıdır acaba: “Aşağıda imzaları bulunan ve kulübün antetli kağıdıyla parayı verdiğini söyleyen sayın başkan, bu parayı alıp maçı verdiğini söyleyen diğer başkanın itiraflarına rağmen yine de savunmalarının alınması...” Böyle mi olmalıydı, sizin “kanaat” etmeniz için?.. İnşallah, UEFA kanaat edivermez de, hep birlikte yırtarız... Hukuk ne diyor?.. Adli hukuka göre: “Mamalayın onları” hiçbir şey ifade etmeyebilir... Karar beraat olmalıdır. Spor hukukuna göre ise: “Sadece ve sadece doping ve para verilmesini anlatır.” Küme düşürmeye yeterlidir. Adli hukuka göre: “Şu parayı ona ver de onlara götürsün” büyük ve organize bir suçtur. 87 yılla yargılamaya yeterlidir. Spor hukukuna göre ise: Sahaya tesir etmeyen bir davranıştır ve hiçbir cezayı gerektirmez... Spor hukukunu adliye avukatları ile tartışırsanız, varacağınız sonuç da budur... S-ÖZ Ümit Aktan Büyük balık küçük balığı yutar da, bir gün yutacak küçük balık kalmadığında büyük balık da yok olmaz mı? İlk görüşme çıkışında Sayın Aydınlar’ın kullandığı “VAHİM” sözcüğü neyi içeriyordu acaba, diye sorup duruyorum kendi kendime...
Reklamı Geç
KAPAT