BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ramazan eğlence ayı mı?

Ramazan eğlence ayı mı?

İstanbul’un direklerarasından ibaret olmadığı vakıa. Ermeni kantoculara çanak tutanların maksadı neydi acaba?



Eğer, 20 yıl önce yayınlanan ramazan sayfalarına bakarsanız facia. Sanki İstanbullular aziz mübarek ay geldi mi hovardalığa çıkar! Bütün sene mütedeyyin yaşayan insanlar, teravihi kıldıkları gibi Direklerarası’na koşar, kantocu karılarla âleme akarlar (!) O yıllarda TRT de farklı değildir döner dolaşır Ermeni muganniyelere seranat yakar. Mübarek iftar vakti ulu perdeden çığlıklar... “Yangın var! Yangın var! Yetişin a dostlar...” Mikrafona hep aynı çok bilmişler ipotek koyar... Kimi Boğaz yalılarındaki, ekabir konaklarındaki teşrifatı anlatır, kimi de dolmalara köftelere takılır “sonradan gurmelik” yapar. Yok efendim buzdan kaseler içinde demirhindi şerbetleri sunulurmuş da filan... Diş kirası hikayelerini defalarca dinlersiniz. Bööö dersiniz artık. Dön dolaş, sar başa. Bazı amcalar da uttan neyden söz açar, tamburi bilmem kim efendinin ferahfeza taksiminden girer, acemâşiran makamından çıkar. Baygın baygın nağmeler, ağdalı ağdalı mısralar. Tuti guyemler, çeşm-i ahûlar... Derken yaşlı bir zampara bulurlar... İhtiyar tilki, titreyen sesine rağmen güvez fesli, beyaz eldivenli, sinekkaydı tıraşlı, bıyıkları pomatlı, yelekleri alamod desenli, gözlükleri kelebek çerçeveli, bastonu gümüş işlemeli alafranga jönleri anlatır. Şehzadebaşı sebilinin köşesini tutan çapkınların gelip geçen hanımları nasıl taciz ettiklerini ballandırır utanmadan. “Direklerarasına takılan gönül avcılarıysa teravihten çıkan dilberlere, mevsimine göre lâle, gül, mevsimine göre şeker atarlar, lavanta sıkarlar, göz süzerler, iç çekerler, harf atarak gönül eğlerlerdi. Kimi kendini bilmezlerin elle sarkıntılık yaptıkları dahi olurdu...” Atış serbest. Salla! Kimsenin tekzip edeceği yok nasıl olsa. VAAAY HACİ CAV CAV O yıllarda TRT’de mutlaka bir keloğlan keleşoğlan hikayesi anlatılır, bir de Hacivat Karagöz parodisi oynatılır. Vıy vıy vıy merhaba Karagözüm. Merhaba kara üzüm. Cancağzım, o nasıl laf? Beygire verdim yulaf. Sululuk, cıvıklık, vıcıklık... Bayat espriler ve sapır saçma kelime oyunlarıyla, insanı gerzek yerine koyarlar. Ardından bir Prof çıkarırlar. Hazret, “Türk Temaşa San’atı üzerine” derin derin nutuklar atar. Yok orta oyunu, yok tulûat... Meddahmış, pişekarmış, yok bacı kalfa... Pası aranıp sorulmayan bir tiyatrocuya uzatır, o da başlar anlatmaya: Efendim akortu bozuk bir musikadan İzmir marşı yayılırdı sokağa ... Halk tahta ayaklar üstüne tutturulmuş, suluboya resimli ilanlara bakar... Ve İbiş gelir, o işini bilir... HAYALHANE-İ OSMANÎ Gelin birlikte sayalım. Kel Hasan Efendi Tiyatrosu biir. Üniversite’nin Letâfet Apartmanı’na bakan tarafında Tulûatçı Şevki Efendi’nin kumpanyası ikiii. Ermeni Mınak’ın dram oynadığı Ferah tiyatrosu üç ... Kemânî Tatyos ile Kemençeci Vasilaki’nin tıngırdattığı frenk fasılları dört ve Hayâlî Kâtip Salih’in Karagöz sahnesi... Hepi topu 5 mekân... Hadi bir kaç tane de çadır olsun, ayna akisleri ile “kesik baş” gösteren göz boyayıcılar filan.... Hokkabazlar, maskaralar, cambazlar ve piyasa yapan “levantenimsi” gürûhlar... Diyelim bütün bunlar doğru. Kabul, İtthat Terakki ve işgal yıllarında Şehzadebaşı’nda böyle bir şenaat var. İyi de koca İstanbul üç beş tiyatrodan ibaret değil ki, niye Eyyûb Sultan’da, Fatih’te, Üsküdar’da, Beşiktaş’ta, Beykoz’da, Vefa’da, Mevlanakapı’da dolanmaz, selatin camilerine, mahalle mescidlerine, sahabe kabirlerine, veliyullahın türbelerine, tekkelere, dergâhlara, hanegâhlara uğramazlar? Sui misâl emsâl olur mu? Bu pespayeliklerin ibadet ile geçirilmesi istenen Ramazan-ı şerif ayı ile ne alâkası var? Halbuki Server-i Kâinat (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden azad olmaktır” buyurmuşlar. Herkesi Hızır bileceksin, her geceyi kadir... Bu şuurda olan elini tespihinden ayırmaz, alnını seccadeden kaldırmaz. O günlerde gazetelerde abdest namaz ne arasın. Oruç bile anlatılmaz, anlatılamaz! Oysa kısa bir kıssa konsa... Radyo’da iki satır Kur’an-ı kerim okunsa... Kulağımızın pası açılsa... Nerdeee? Yat kalk, bak maymuna!
Reklamı Geç
KAPAT