BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Şu bizim nesil...

Şu bizim nesil...

12 Eylül darbesinde 12 yaşındaydım. Banka önünde, okulumuzun kapısında bekleyen mavi bereli askerler, o askerleri sabah ‘servis aracı gibi’ dağıtan askerî kamyon, üniformasıyla miting yapan Evren vs. büluğ çağımın figürleri idi.



12 Eylül darbesinde 12 yaşındaydım. Banka önünde, okulumuzun kapısında bekleyen mavi bereli askerler, o askerleri sabah ‘servis aracı gibi’ dağıtan askerî kamyon, üniformasıyla miting yapan Evren vs. büluğ çağımın figürleri idi. Sonra yumuşak üslubu, tonton ve güven veren haliyle sahici bir figür girdi hayatıma: Özal... Tabuların gölgesinde dünyadan bihaber yaşarken, Özal’la birlikte dünyayı fark ettik. Daha doğrusu, başka bir dünya olduğunu... Dışa açılma, özel teşebbüs, özgürlük, yıkılan tabular, bozulan ezberler o güzel insanla birlikte girdi zihin sınırlarımın içine... Özal’ın arkasından 10 yıllık bir karanlık dönem, 28 Şubat kepazeliği ve 2001’de duvara çarpan bir ülke ve tarumar olan ekonomi... Ve tabii,her biri bir ülke için travma olmaya yetecek Demirel,Çiller, Yılmaz, Ecevit figürleri... Sonra AK Parti iktidarı ile ilk defa ‘ötekinin iktidarı’... Özal ile şişeden çıkan ‘ülkenin dönüşümünün, siyaseten belirginleşmesi... 2007’de Ordu’nun muhtıra denemesinin ‘toplumsal itiraza çarparak’ akamete uğraması ile başlayan bir yeni dönem... Cesaretlenen hükümet, ardı ardına gelen belgeler, günlükler, ses kayıtları... Ve soruşturmalar, davalar...İdeolojik vesayete dayanan jakoben statükonun sonu... Direnen bürokratik elite ve etraflarındaki laik ulusalcı zümreye rağmen, giderek kuvvetlenen dönüşüm ve toplumun özgürlük talebi... Yukarıda çok muhtasar olarak anlattığım süreci, yaşları 40-50 arasında olanların hepsi yaşadı. Bizim nesil, birkaç nesilde yaşanacak dönüşümü, travmayı, uyanışı bir ömrün içine sığdırmak zorunda kaldı. Belki sarsıcı oldu. Yılların ezberlerini, belletilen doğruları, klişeleri silkelenip atmak hiç kolay değildi. Lakin, çok geç bırakılmış, Kemalist ideolojinin prangasında güdük kalmış bir ülkenin ‘hızlı dönüşümüne’ şahitlik etmek de bizim nesle nasip oldu. Yorulduk , belki yıprandık, kendimizle, zihnimizle, ezberlerimizle mücadele ettik. Ama değdi... Bu paradigma da değişecek Yukarıda ‘ulusal ölçekte’ özetlemeye çalıştığım dönüşümle beraber, bizim nesil ‘küresel ölçekte’ de muazzam dönüşümleri yaşadı. İki kutuplu dünya 90’larda bitti. Küresel ekonomi denilen çok yönlü, çok bilinmeyenli, çok değişkenli bir ‘yeni gerçek’ dünyanın -ve tabii bizim neslin- son 20 yılını etkiledi. Şimdi ise küresel ekonominin kaotik paradigma değişikliğini tecrübe ediyoruz. Esasen, soğuk savaşın bitmesiyle birlikte, savaş endüstrisine dayanan konvansiyonel ekonomiden bilgi teknolojisine dayanan yeni ekonomiye yumuşak geçişi beceremeyen küresel finans ve maliye sisteminin zorunlu dönüşümü de diyebiliriz buna... Nasıl ki Türkiye siyasi ve iktisadi yapısını 1930’ların ideolojisinin ezberlerinden kurtaramadığı için geç kaldığı dönüşümü 10 yılda paldır küldür yapmak zorunda kaldıysa; Dünya da iki kutuplu ekonomik yapıdan küresel ekonomiye geçiş esnasında eski yapıyı dönüştüremediği için şimdi bir hayli patırtılı ve ızdıraplı bir dönüşüm yaşıyor. Türkiye paradigmasını büyük oranda değiştirdi. Dünya -özellikle de gelişmiş ülkeler- ekonomik paradigmalarını değiştirecekler. Zor ve yıpratıcı olsa da... Bayram Ramazan Bayramınızın evinize huzur, gönlünüze sürur getirmesi dileğiyle...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT