BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Nihat Erim ve Talat Halman

Nihat Erim ve Talat Halman

Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı ve eski dostum Talat Halman’ın, Hürriyet Gazetesi’nde, Yener Süsoy’a 12 Mart’taki Bakanlığı dönemi hakkında anlattıklarını, doğrusu onun hesabına, biraz üzüntü ile okudum.



Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı ve eski dostum Talat Halman’ın, Hürriyet Gazetesi’nde, Yener Süsoy’a 12 Mart’taki Bakanlığı dönemi hakkında anlattıklarını, doğrusu onun hesabına, biraz üzüntü ile okudum. Talat Halman “Rönesans Adamı” tarifine en çok yaklaşan, benim tanıdığım, en kültürlü, çok taraflı kişilerden biridir. Modern Türk edebiyatını da Osmanlı edebiyatını ve kültürünü çok iyi bilir. Türk edebiyatından İngilizce’ye çevirileri, en az asılları kadar güzeldir. Konuşmalarını dinlemeye doyum olmaz. Dostluğu da çok cömerttir. New York’ta ve Amerika’da Kültür Bakanı ve Kültür elçisi olmadan da, yıllarca fiilen bu görevi yapmış ve eşi Seniha ile birlikte orada adeta bir Türk müessesesi haline gelmişlerdir. Talat yıllarca benim yakın dostumdu... Ta ki, bir olay dolayısı ile karine yoluyla verdiği bir peşin hükümle, çok sıcak dostluğumuz soğuyuncaya kadar! Ne yaptımsa, belki Karadenizli inadı yüzünden kendisini ikna edemedim ve eski dostluğumuzu yeniden ısıtamadım, bunun acısını da hâlâ çekerim. OLAY OLMAYAN OLAY Yeri gelmişken, dostluğumuzun soğumasına sebeb olan olayı, aradan bunca yıl geçtiği ve gerçekleri tahrif etmekten artık bir çıkarım olmayacağına göre, açıkça anlatmalıyım: Halman 12 Eylül’den sonra, dönemin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen tarafından, Büyükelçi ünvanı ile New York’ta Atatürk’ün 100. yılı faaliyetlerini yönetmekle görevlendirilmişti ve bu görevi başarı ile yapıyordu. Ulusu Hükümetinde, 12 Mart’tan sonra kurulan Nihat Erim hükümetinde, kısa süre yaptığı Kültür Bakanlığı görevine, yeniden tayini söz konusu idi, hatta kararnamesi bile hazırlanmıştı. Sonra bu tayin birdenbire, durduruldu ve en fazla üzülenlerden biri de ben oldum.. Tayinin iptal sebebi, Halman’ın birkaç yıl önce, New York Times Gazetesi’ne, benim tavassutumla yazdığı bir makale idi. Birileri, bu makaleyi Başbakan Ulusu’nun dikkatine “arzetmişlerdi”... Talat bu yazısında gelecekte etnik grupların özgürlüklerinin gündeme geleceğini söylüyordu. Ben, daha yazı çıkar çıkmaz, kendisine bu fikirlerin bazıları tarafından yanlış anlaşılabileceğini ihtar etmiştim. Bu makalenin mevcudiyetini ve sakıncalı olabileceğini benim bildiğimi Talat da, tabii biliyor ve karine yoluyla, onu hükümete benim gammazladığım hükmüne varıyor, bunun için de bana küsüyordu. Allah şahidimdir ki, böyle bir şey yapmadım, yapmadığımı bilen de çoktur ama Talat’ı bir türlü inandıramadım. Oysa, O’nun tepeden inme Büyükelçi oluşunu ve Kültür Bakanı olmasını yadırgayabilecek başkaları vardı, ama Hazret bir defa karar vermiş, beni mahkum etmişti. NİHAT ERİM’E TARİZLERİ... Ama şimdi Yener Süsoy’a, rahmetli Başbakan Nihat Erim hakkındaki sözlerini, kendi açımdan ve kendi bildiklerime göre, eleştirmek durumundayım. Bir defa, ölmüş ve kendisini artık savunamayacak olan, rahmetli Nihat Erim’e, acımasızca tarizlerde bulunmasını, mert ve dürüst karakterine pek yakıştıramadım. Benim de, şahsen içinde bulunduğum o 12 Mart döneminde yaşananları, şimdi o zamanın gerçek şartları ve çerçevesi içinden çıkarıp Erim’i suçlamaya kalkışmak, bence hem yanlıştır hem de Talat Halman’ın çok inandığı ahlak kurallarına da aykırıdır.. Erim, bir Kabine toplantısında, Mahir Çayan’ın kaçış olayının ayrıntılarının ve görüşülenlerin basına açıklanmamasını istemiş... Bu sanki dünyada ve Türkiye’de ilk defa mı oluyor, bir Başbakan ilk defa olarak mı böyle bir karar veriyor, böyle bir talepte bulunuyordu? Acaba kendisi bir Bakanlığın toplantısından sonra herşeyi tamamiyle açıklamış mıdır ve açıklar mı idi? Talat, “Bir devlet adamının kasden, sözüm ona memleket menfaatı için basını ve kamuoyunu aldattığını ilk defa orada bütün çıplaklığı ile gördüm” demiş... O zamanın şartları içinde mahzurlu görülebilecek bir gerçeğin, illa ki de hemen basına açıklanmasında hangi büyük yarar olur, açıklanmamasında da hangi büyük zarar olabilirdi? Talat, Ulusu hükümetinde Bakan olsaydı, Sayın Bülent Ulusu, bir hükümet toplantısında ele alınan bir konuda açıklama yapılmasını, o günün şartlarına göre mahzurlu görse idi. Halman buna karşı mı çıkacak, şimdi de Sayın Amirali “kamuoyunu aldatmakla” mı suçlayacaktı? Galiba bunun en masumane izahı, “kültürel” Halman’ın, “hikmet-i devleti” pek farketmemesi... Daha başka ve Talat Halman’ın karakterine pek yakıştıramadığım bir izahı da..bunca yıl sonra, bugünün havası içinde, 12 Mart dönemini ve Başbakan Erim’i, kötülemenin prim yapabileceği! Halman’ın “Nihat Erim bize sonra sırt çevirdi, çoğumuzu harcamaya çalıştı çok haşin davrandı, hayal kırıklığı oldu bizi topluca aldattı” hükümleri de, çok medyatik ama benim ve birkaç kişinin o dönemde bildiklerimize, yani bazı Bakanların Erim’e neden ve nasıl ters düştüklerinin gerçek hikayesine pek uymuyor. Sonra, hatırımda olduğuna göre, bazı Bakanlar, Erim’e ters düşüp ayrılırlarken, kendisi onlarla birlikte hemen ayrılmamış, tabir caizse, parmaklığın üzerinde oturup beklemişti! Yani, Süsoy’a söylediği gibi “Altı ay güç dayanması” diye birşey yoktu, hatırladığım kadar. Halman Bakanlığının hakkını veriyordu ve ayrılmaya pek niyeti yoktu! Talat’ın rahmetli Memduh Tağmaç ve Cevdet Sunay için anlattıkları, bazı tayin istekleri vs. bürokraside çalışanlarımızın hep başından geçenler... Bu istekler ve baskılar hep olurdu, hâlâ da olmaktadır ve olacaktır da. Maharet, bu baskılara yerinde zarafet ve maharetle karşı koymak ve gene de, çok önemli ilke meseleleri haricinde Cumhurbaşkanlarını, Başbakanları ve Bakanları kırmamaktır.. YAŞAR KEMAL’ E NOBEL Halman’ın, Yaşar Kemal hakkında söyledikleri de ilginç; Nobel adaylığı hususunda hâlâ ümitli imiş. Haklı; ama acaba o ödülü, “Türk Yazarı” olarak değil de, “Büyük Kürt Romancısı” olarak verirlerse ne der? Yoksa, Yaşar Kemal’in bir Alman dergisine verdiği beyanatta, Bakan olarak temsil ettiği Türkiye Cumhuriyetinin “yetmişbeş yılına” “zulüm yılları” dediğini duymadı mı? İSMAİL CEM’E METHİYE Hemen söyleyeyim, hiç kimseye, hiçbir makam uğruna müdara etmesine gerek olmayan, çok yetenekli ve saygın Talat Halman’ın, geçenlerde İsmail Cem hakkında vıcık vıcık yağlı bir şiir yazmasını da çok yadırgadım. Gerçek ve eski dostluğumuzun bu yazdıklarıma dayanacağını umarım, çünkü Talat Halman, herşeye rağmen, benim için gerçekten çok değerli bir insandır! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “İktidardaki bir dost, kaybedilen bir dosttur” Henry Brook Adams “Düşmanı olmayanın dostu da olmaz!” Lord Alfred Tennyson “Hakiki dost insana, kendi kendine söyleyemeyeceği şeyleri söyler!” Francis War Welle
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT