BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yalvaran gözlerle baktı Şehnaz!..

Yalvaran gözlerle baktı Şehnaz!..

Karşıya geçip başını kaldırdı. İyice baktı üçüncü kata. Tül perdeleri çekiliydi. Hiçbir hareket yoktu. Birden Şahin’in gölgesini gördü perdenin arkasında. Dikkatle baktı. Karşısında kimse gözükmüyordu. Ama adamın konuştuğunu fark etti. Demek evde birisi vardı.



Karşıya geçip başını kaldırdı. İyice baktı üçüncü kata. Tül perdeleri çekiliydi. Hiçbir hareket yoktu. Birden Şahin’in gölgesini gördü perdenin arkasında. Dikkatle baktı. Karşısında kimse gözükmüyordu. Ama adamın konuştuğunu fark etti. Demek evde birisi vardı. Eğer deli değilse bu adam yalnız başına konuşacak hali yoktu. Derin bir nefes aldı. Bugünlük bu kadar yeterdi. Keşke bu haberi anasına verebilseydi. Ona koşup: - Ana, tamam artık, düşme yollara, buldum ben aradığımızı... diyebilseydi. Oysa ortaya çıkmak için çok erkendi. Görülmesi gereken hesabı görecek ondan sonra çıkacaktı meydana. Geri döndü evin yerini iyice belleyip. Ayaküstü bir sandviç yedi. Ta karşı tarafa gitmek zor geliyordu şimdi. Tekrar yaşadı o yalnızlığı. Kimse yoktu, kapısını çalabileceği bir dost, derdini, sevincini paylaşabileceği bir arkadaş, hiç kimse... Oysa bunda bir süre önce bu değerlere dudak bükerek bakıyor: - İnsanın parası olması lazım, paran oldu mu dostun da olur... diye düşünüyordu. Ne kadar yanıldığını şimdi görüyor, insanın namusuyla, alnının teriyle kazanacağı iki kuruşun onu dünyanın en mutlu insanı yapacağına inanıyordu. Yeter ki yanında sevdikleri, dostları, arkadaşları olsundu. “Maddiyat hiç önemli değilmiş” diye geçirdi içinden. Güç, kuvvet, kabadayılık, bütün bunlar göstermelik, sadece insanın eksikliklerinin örtülmesi için ulaşmak istedikleri kavramlardı. Yüce Allah’ın verdiği o sadece insana has olan düşünce gücünü iyi yerlere yönlendirdiğin zaman peşi sıra gelen manevi huzur hiçbir şeye değişilmezdi. Anacığının sevgi dolu, şefkatli kollarında çocukken olduğu gibi uyumak, onun sıcacık sevgi sözcüklerini kulaklarında duymak özlemiyle yanıp tutuştu bir anda. - Bunları ona yaşatmaya hakkımız yoktu... diye mırıldandı ağır ağır yürürken. * * * Şahin içeri girer girmez başını uzatıp yatak odasına baktı. Şehnaz hâlâ yatıyordu. Genç kızı hırpaladığı o günden sonra bu tavrını devam ettirmiş, hemen her gün şiddet kullanır olmuştu. Sabah uyanır uyanmaz bir posta dayak atıyor, zor kullanarak kendine hizmet etmeye mecbur ediyordu zavallıyı. Kapıdan çıkar çıkmaz kızcağız kendini zor atıyordu yatağa. Kımıldayacak hali yoktu vücudundaki berelerin sebep olduğu acıdan. Kollarında derman kalmamış, iyice zayıflamıştı. Çektiği acılar bir yana içindeki korku, tedirginlik ve bulunduğu durumun getirdiği karamsarlık eriyip bitirmişti. Sırttı pis pis: - Kalk haydi, kahve yap bana!.. Güçlükle doğruldu Şehnaz. Hiçbir şey demeden aciz bir halde mutfağa geçti, cezveyi ateşe koydu. Bu durumun nereye kadar süreceğini tahmin edemiyor, umudunu yitirmiş bir halde boyun eğiyordu. Kahveyi güçlükle adım atarak getirdi. Başını hiç kaldırmıyordu bu zalim adamla göz göze gelmemek için. - Hazırlan, yarın gideceğiz buradan. İrkildi. “Nereye?” diye sormak geldi içinden. Konuşamadı. Ürkek bakışlarını dolaştırdı adamın yüzünde. - Bakma öyle aptal, aptal... Kendimi riske atamam. Seni başka yere götüreceğim. Ömrümün sonuna kadar sırtımda taşıyacak değilim ya! Biraz para kazanayım senin sayende. Birçok filmde görmüş, birçok sefer komşu sohbetlerinde duymuştu kendisi gibi olan genç kızların başına neler geldiğini. Ürperdi. Şahin höpürdeterek içti bir yudum kahvesinden. Yüzünü buruşturdu: - Şuna bak, bulaşık suyu gibi. senden kadın mı olur be! Sen ancak gönül eğlendirmeye yararsın. Şeytani bir gülümseme belirdi dudaklarında. - Ben de sana bu işi yaptıracağım işte. Gönül eğlendireceksin... Hem de bana para kazandıracaksın. Genç kız bu şeytan ruhlu adamın kendisini nasıl bir çirkefin içine acımadan atacağını anlamıştı. Yalvaran gözlerle baktı: - Yapma ne olur, kulun kölen olayım, ömrümün sonuna kadar hizmet edeyim sana, beni o batağa atma... - Kes! Yeter be! Dır dır edip durma kulağımın dibinde... Ne sanıyordun, senin gibi bir can düşmanıma hayat boyu hamilik mi edeceğim ben? Nerede görülmüş bu?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT