BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kanadıkırıkzâde Mustafa Efendi

Kanadıkırıkzâde Mustafa Efendi

“Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez”



Kanadıkırıkzâde Mustafa Efendi, kıymetli âlim ve velîler yetiştirmiş bir aileden olup eski Maraş Müftîsidir. 1918 yılında vefât etti. Kabri, Kahramanmaraş’ta Şâzibey Câmii bahçesindedir... Mustafa Efendi vefatından kısa bir zaman önce bir vaazında buyurdu ki: “Bir kimse, terk edilmiş, unutulmuş bir sünneti meydâna çıkarırsa, yüz şehîd sevâbı kazanır. Yâ bir farzı veyâ vâcibi meydâna çıkarmanın sevâbı ne kadar çok olur! O hâlde, namâzda, ta’dîl-i erkâna dikkat etmelidir. Ya’nî, rükü’da ve secdelerde ve kavmede ve celsede tumânînet bulduktan, ya’nî her azâ hareketsiz oldukdan sonra biraz durmalıdır ki, Hanefî âlimlerinin çoğu, buna vâcib demiştir. İmâm-ı Ebû Yûsüf ve imâm-ı Şâfi’î ve Mâlik ise, farz demiştir. Bazı Hanefî âlimleri de sünnet demişlerdir. Müslümânların çoğu, bunu yapmıyor. Bu bir ameli meydâna çıkarana, Allah yolunda harb edip cânını veren yüz şehîd sevâbından çok sevâb verilir. Ahkâm-ı şer’iyyeden hepsi de böyledir. Yanî helâl, harâm, mekrûh, farz, vâcib ve sünnetlerden birini öğretip, gereğini yaptıran, böyle sevâb kazanır... Bir kimseden sebebsiz, zor ile haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadaka vermekten, kat kat dahâ sevâbdır. Bir kimse, Peygamberlerin “alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalevâtü vesselâm” yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremiyeceği bildirilmiştir... “KURTULUŞ YOLU BUDUR!” Hülâsa, zâhiri, yanî bütün azâları ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla bezedikten sonra bâtına teveccüh etmeli, böylece, yapılan ameli gafletten uzak tutmalıdır. Kalbin imdâdı olmadan azânın ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla bezenmesi çok güçtür. Âlimler, böyle olur, şöyle olmaz diye fetvâ verirler. Bunları yapmak ise, Allah adamlarının işidir. Kalbin temizlenmesine, nûrlanmasına çalışmak, her azânın, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmasına sebeb olur. Yalnız kalb ile uğraşıp, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmayan mülhiddir. Doğru yoldan sapıktır. Böyle kimselerin kalblerinde ve rûhlarında bir şeyler hâsıl olması, istidrâcdır. Yanî, onları derece derece, yavaş yavaş Cehennemin derinliklerine indirirler. Kalbde ve rûhta hâsıl olan şeylerin doğru ve iyi olmasına alâmet, bütün azânın ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla süslenmesidir. Doğru yol, kurtuluş yolu, işte budur!..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT