BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sırtlan çıkabilir

Sırtlan çıkabilir

Osmanlı aç kurtlara et bırakırken, Habeş halkı da sırtlanları beslemiş, ortaya ilginç bir dostluk çıkmış!



ÖZEL HABER HABEŞİSTAN’IN UYSAL KEDİLERİ Hazırlayan: İRFAN ÖZFATURA www.irfan.ozfatura@tg.com.tr Habeşistan’da Türklere karşı adı konmadık bir ilgi ve muhabbet var. Bilhassa Harar eyaletinde Osmanlı sevgisi dorukta. Şehrin sakinleri kendilerinin Türk asıllı olduğuna inanıyorlar. Ecdadın az da olsa izine rastlanıyor. Ulucami yıkılıp kilise yapılsa da 1800’lü yıllarda inşa edilen konsolosluk binamız dimdik ayakta, hali hazırda belediye sarayı olarak kullanılıyor. Harar şehri geçmişte büyük alimler yetiştirmiş, sadece Habeş şehirlerine değil Yemen’e, Somalı’ye ve Sudan’a hafızlar, müderrisler yollamış. Dile kolay o yıllarda surlarının içinde 99 tane cami ve sayısız medrese varmış. Harar’ın dar sokaklarında fotoğraf çekmeye doyamıyoruz. Bizi ısrarla çağırıp evinde ağırlayan esnaf Şerif Abdurrahim “şehrimizin sakinleri mutedil insanlardır” diyor, “Hayvanları bile incitmez, mahlukâta şefkat nazarı ile bakarlar. Kıtlık yıllarında bir sırtlan sürüsü şehre musallat oluyor. Avcılar ‘nasıl kurtulsak’ diye tedbir düşünürken Ensar Ahmed isimli bir gönül ehli çıkıyor, ‘hayır öldürmeyelim’ diyor. ‘Belki hayvancıklar açtırlar, karınları doysa niye saldırsınlar?”. BAŞLARINA BUYRUKLAR Ve mübarek, sırtlan meselesini bizzat sırtlanıyor... Surların dışına elceğizi ile yiyecek bırakıyor. İşte o gün bu gündür canavarlar halkın arasında dolaşıyor, kimseye ilişmiyorlar. Ama diyorum, sırtlan evcilleştirilmesi en zor hayvanlardan biri değil mi? Belgesellerde görüyoruz, aslanlar bile çekiniyor. Şerif Abdürrahim gülüyor “inanın burada tavuklara bile dokunmuyorlar. Zaten çocuklarımız sırtlandan çekinmez, yanlarında top oynarlar.” - Peki onları nasıl görebiliriz? - Gece kalın kolay! Programımız kesif ama kalmaya karar veriyoruz. Yatsıyı müteakip buluşuyoruz. Şehrin elektrikler netameli, yine kesileceği tutuyor. Bir süre kör karanlıkta yürüyoruz. Mısır kavuran, kahve pişiren kadınların mangallarından sızan ışıklar yolumuzu aydınlatıyor. Çarşının hitamında Ensar Ahmed’in türbesi görünüyor, tamam diyorlar duralım, birazdan burada olurlar. Nitekim bir hareketlenme hissediyoruz, gözleri çakmak çakmak yanan sürü ormandan kopup geliyor. İyi de bu karanlıkta ne çekebilirim ki? Minibüsçünün biri o iş kolay diyor arabayı çevirip farları yakıyor. Eh bundan iyisi can sağlığı, stüdyo kuracak halimiz yok ya... Yerlilerin, Haina dedikleri sırtlanlar on adım kadar ötemizde duruyor. Abbas isimli bir genç, elindeki kovayla aralarına dalıyor. Sanırım gündüzden kasap artıklarını toplamış, yağdır, sinirdir, gırtlaktır, mancardır. Hani ticari değeri olmayan atıklar. Kiminin sırtını, kiminin başını okşayarak beslemeye başlıyor. Hayvanlar iki ayak üzerinde kalkıyor, âdeta kucaklaşıyorlar. Beklediğimden de büyük ve okkalılar, çığlıkları kahkahaya benziyor. Yalanı yok ya, içimizi ürpertiyor... GÖRMESEM İNANMAZDIM Bir ara Abbas’a gayri ihtiyari “dikkat” diyorum “elini kapar!” Delikanlı umursamıyor, “istersen ağzımla besleyeyim” diyor. Latife yaptığını sanıyorum. Meğer ciddiymiş ağzına ufak bir çubuk alıyor etleri asıyor. Neredeyse dudak dudağa denilecek mesafeden sırtlanlara sunuyor. Yetmiyor, yere yatıyor, sırtlanlar gol sevinci yaşayan futbolcular gibi üstüne atlıyor, kule oluşturuyorlar. Yakından görünce anlıyorsunuz ki çok güçlü hayvanlar, kiloları gelişmiş bir insandan aşağı değil. Kemikleri galeta gibi kırıyor, kıtır kıtır öğütüyorlar. O bıçak kesmez parçaları yalamadan yutuyor, derileri kağıt gibi yırtıyorlar. Ağızları kafanızı içine alacak kadar büyük. Çenelerinde iri iri dişler sıralanıyor. Eskaza boynunuza bir dalsalar var ya... Krikoyla açamazsınız bir daha. Hararlıların rahat tavırlarını görünce cesaret alıyoruz. Hatta Müştak arkadaşımız gidip elceğizi ile besliyor, kulakları ile oynuyor, enselerini okşuyor. İnsanın aklına ister istemez Avustralyalılar geliyor. Yıllar önce bu kıtaya yerleşen İngilizler, evcil köpekleri aç bırakıp yabanileştirdiler, başlarına “dingo” diye bir dert aldılar. Hararlılar ise amansız yırtıcıları beslediler kedi gibi uysallaştırdılar. Medeniyet bu işte... Kalite farkı... Bilal-i Habeşi’nin, Melik Necaşi’nin (Radıyallahü anh) hemşehrilerine de bu yakışıyor. TÜRBESİNE GELİYOR Habeşistan’ın Harar kentinde vaktiyle Ensar Ahmed isimli bir gönül ehli sırtlanların öldürülmemesini istemiş ve kendi eliyle doyurmuş. O gün bugündür Habeşliler bu vahşi hayvanları kedi gibi besliyor. SIRTLANLARIN ÖZELLİKLERİ Bir elin nesi iki elin sesi > Sırtlanlar (eğer timsahları saymazsanız) çeneleri en güçlü hayvanlardan biridir. Leş, kemik, buldukları her şeyi öğütür yutarlar. Grup halinde çalışır aslan, çıta, leopar gibi hızlı avcıların avlarını ellerinden alırlar. Bir sırtlan tek öğünde 30 kilo et yiyebilir, kokmuş çürümüş olması fark etmez, bulmuşken karnını doyurmaya bakar. > Toplu halde yaşarlar klanın başında bir ana kraliçe olur. Onun yönetiminde avlarını tuzağa düşürür, sahalarını emniyete alırlar. Emir komuta zinciri kusursuz işler, nadiren ihtilal yapar, lider değiştirme ihtiyacı duyarlar. > En büyük düşmanları aslanlardır, yeri geldikçe onlar da aslanları sıkıştırır, toplu hücum eder, ürkütmeye çalışırlar. Elbette bir sırtlanın bir aslana gücü yetmez ancak şebeke halinde çalışır ve çoğu kez muvaffak olurlar. > Bir sırtlan için avlanacak en basit hayvan insanların beslediği koyun ve keçilerdir. Geceleri köylere girer, çığlıklar atarak ahırlara saldırırlar. Bu yüzden Afrikalılar sırtlandan pek hoşlanmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT