BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ahmet Haşim’e bir türbe!

Ahmet Haşim’e bir türbe!

Edebiyatımızın son büyük şairlerinden Ahmet Haşim (1885-1933) 1921’de yayımlanan Ölmek adlı şiirinde, şâhâne bir belâgatle bunalımlarını söylüyor:



Edebiyatımızın son büyük şairlerinden Ahmet Haşim (1885-1933) 1921’de yayımlanan Ölmek adlı şiirinde, şâhâne bir belâgatle bunalımlarını söylüyor: “Firâz-ı zirve-i Sinâ-yı kahra yükselerek Oradan Oradan düşmek ölmek istiyorum Cevf-i ye’s âşinâ-yı hüsrâna... ... Kanlı bir gömlek Gibi hârâ-yı şemsi arkamdan Alıp sürükleyerek ... O dem ki kollar açar cism-i nâ-ümide adem Bir derin sesle “haydi!” der uçurum ... Oradan Savt-ı ümmid-i kalbi dinlemeden, Cevf-i Hüsrâna düşmek istiyorum. Yabancı terkipler ve sözcüklerin sık kullanılması modası yüzünden, ne yazık ki anlaşılamaz hale gelen bu şiir, Ahmet Haşim’in 80 yıl önce de (derinliği ve yeniliği yüzünden) anlaşılamayan derin ıstıraplarını söylüyor: (Kahır Sinâ’sının tepesinin en üstüne yükselerek/Oradan/Her şeyin boş olduğu acısını çok iyi bilen yokluğa düşmek, ölmek istiyorum. Kanlı bir gömlek/gibi/güneş ışıklarının dalgalanan rengârenk kumaşını arkamdan sürükleyerek/O dem ki yokluk (adem) cismin (vücudun) ümitsiz “yok oluşuna” kollar açar... Ve uçurum, bir derin sesle: Haydi! der/İşte o dem/Ümidimi yeşertmek isteyen kalbin güzel sesini dahi dinlemeden hüsrana düşmek/Ölmek istiyorum.) Hakkı verildiği zaman muhteşem olan bu devimsi ümitsizlik, karamsarlık dolu ölüm ve felaket arzulu şiiri niçin naklettik? Biz, kültürüne, şiirine, sanatının en büyüklerine öylesine kayıtsız bir toplumuz ki: Onların zirvelerinden olan Ahmet Haşim’e dahi ölünceye kadar acı çektirmekle yetinmiyoruz. Hattâ ona ayrılan mezarı bile çok görmüşüz. İstersek mezarını da kaybeder ve mezar sahasını dahi parselleyip simsarlarına satarız. Ve dahi mezarındaki cesedi üstüne başka bir merhumu gömüp saygımızı öylece beyan ederiz, demek için... Ne diyor Haşim? Şimdi üstün şiir lisânını muhterem ruhunun avuntusuna bırakalım da ne demek istediğini alelâde özetleyelim: (Çektiğim bu kahırlar zirvesinin en üstüne çıkarak oradan, hüsranın ve herşeyden el etek çekmiş ümitsizliğin boşluğuna düşmek istiyorum. Keder artırıcı bu uçurumdan boşluğa atılarak düşüp ölmek istiyorum. Hattâ benim ümitsiz vücudum, kalbimin müjdelediği ümit sesine bile kulak asmıyor.) Biz ise: Sen misin zirvelere çıkarak ölmek isteyen? Evet, uçuruma düşüp ölmene, yok olmana, hem ıstıraplar içinde kıvrılıp bitmene izin veriyoruz. Fakat o kadar da değil, biz seni, nutuklar ve kasidelerle, tumturaklı biçimde gömmüş olsak da... Birkaç yıl içinde unutmuş bulunuyoruz. Kimsesiz, yalnız ve hiçbir sevgi göstermeden yaşattık seni. Ama yağma yok! Öldükten sonra da senin çilen bitmeyecek.. Bizim pazarlarımızda, şiir sanat ve meziyetlerin beş para etmediğini sağlığında gerçi öğrenmedin... Öldükten sonra da bu gerçeği kavrayamadığın görüldü. İşte, seni bilinmezlik ve meçhullük uçurumlarına onun için büsbütün yuvarlıyoruz. Haşim’in mezarı ve fikir gibi şiirini de kaybedeceğiz. Bize şeref olan daha nice sanat ustalarına bunu yapmadık mı? Yakında ise tam anlamıyla edebiyatsız, töresiz, sevgisiz, selâmsız kalacağız: Mimarîsiz; mûsıkîsiz ve üslubu olmayan bir çağdaşlık şanına çıkacağız. Şu dünyaya daha ne barbarlık numuneleri göstereceğiz biz... NOT: “Kültür-Sanat” sayfamızın sevgili mensuplarından ve dost Mehmet Nuri Yardım’ın değerli kaleminden öğreniyoruz ki: Rüyalarımızın şairi Ahmet Haşim’in ve bize çok daha çağdaş olan ev bark, huzur şairi Ziya Osman Saba’nın mezarları kayıptır. Aynı sayfada yazar ve fikir adamı arkadaşlarım bu konudaki hayret ve üzüntülerini dile getirdiler. Benim kalemim ise yukarıdaki gibi üzüntü ve keder kabarcıkları ve etkisi olmayacak şikâyet cümlelerini böyle üst üste sıraladı. Ama siz okuyucularımızdan kiminiz, bize Ahmet Haşim ve Ziya Osman’ın mezarları veya o mezarların yeri hakkında, bir haber bahşederse, elbet çok seviniriz. Hem ola ki: “Altın kulelerinden, yine kuşların bize taze ömürler bağışladığını” ilân eden Ahmet Haşimler’e minnettarlık sebebiyle bu şehrin ve bu yurdun sahip ve yöneticileri, Haşim ve Saba gibi şairlerine, hiç olmazsa timsalî (sembolik) birer türbe inşa ederler... Belki bunu gelecek kuşaklardan, belki de Avrupa’laşmak lâfını kimseye bırakmayan Türkiye’den utanarak yaparlar.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT