BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk ordusunun gücü daimîlikten geliyordu

Türk ordusunun gücü daimîlikten geliyordu

Cihanın sayılı birliklerinden Türk ordusu, Osmanlı Devletinin elinde bambaşka bir süper güç oldu. Üst üste gelen zaferlerin en büyük sebebi devletin daimî ordu oluşturmasıdır. Avrupa, düzenli orduya 17. asırda geçebilmişti.



DÜNYANIN SÜPER GÜCÜ Cihanın sayılı birliklerinden Türk ordusu, Osmanlı Devletinin elinde bambaşka bir süper güç oldu. Üst üste gelen zaferlerin en büyük sebebi devletin daimî ordu oluşturmasıdır. Avrupa, düzenli orduya 17. asırda geçebilmişti. Fetihlerin sebeplerinden biri, kuruluşundan itibaren Osmanlı devletinin daimî ordu oluşturmasıdır. Avrupa’nın büyük zaafı ise, daimî meslek ordusunun bulunmayışı idi. Yalnız hükümdarların hassa kuvvetleri vardı. Bunun dışında savaş zamanında çok ilkel usullerle asker toplarlardı. Türk ordusu ise daimî idi. Bir defa asker olan şahıs, askerliği meslek seçmiş demekti. Ve itiraf etmelidir, Devlet’in en çok prim verdiği meslekti. ERLER BİLE MAAŞ ALIRDI Rütbesi ne olursa olsun bir kişi askere girince, şehid oluncaya veya sakatlanıncaya yahut ihtiyarlayıp emekliye ayrılıncaya kadar kalıyordu. En basit er bile bu sistem içinde maaşlı idi. Ve usul böyle olunca, tabiatiyle askerin talim ve terbiyesi, hele tecrübesi, Avrupa’nın savaş çıkınca derme çatma topladığı askere benzemiyordu. Onun için, aşağıda nakledeceğim Avrupalıların yazdıklarını mübalağa saymamalıdır. Mali yetersizlikler ve iktisadi güçlükler dolayısıyla Avrupa, daimî meslek ordusunu, Osmanlı’dan çok geç kurdu. İlk Avrupalı, daimî meslek ordusunu İsveç XVII. Asır ortalarında oluşturdu. Onu az sonra Fransa ve Prusya takip etti. XVIII. asra girerken bütün Avrupa devletleri daimî ordularını kurmuş bulunuyorlardı. > İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi olan ve çeyrek asır Türkiye’de kalıp Osmanlı devleti üzerinde çok önemli kitaplar yazan Lord Ricault, XVII. Asrın 3. çeyreği gibi geç bir devirde bile, Türk askerinin yalnız seferde değil, hazarda da maaş almasını hayretle kaydediyor; bu usulün Türkiye’den başka hiçbir devlette uygulanamadığını, zira çok masraflı olduğunu söylüyor. DEMİR DİSİPLİNİ HAKİMDİ > XVI. asır Avrupa tarihinin büyük mütehassısı Henri Hauser şöyle diyor (Les Débuts de l’Âge , Paris Üniversitesi, 1929. s. 394): “Avrupa’nın en iyi askerî birlikleri olan İspanyol taburları, İsviçre mızraklı piyadesi, dünyanın birinci ordusu olan Türk ordusu karşısında şaşırıyorlardı. Türk ordusu, savaş ve yalnız savaş için yaşıyordu. Şâhâne şekilde silahlandırılmıştı. Fevkalâde cesurdu. Muntazam maaş alıyor ve çok iyi besleniyordu. Demir disiplini, Avrupa ordularında tasavvur edilemeyecek dereceydi. Sultan Süleyman, 30.000 askeriyle Rodos şehrine girdiği zaman, bütün Hıristiyan müşahitlerin birleştikleri üzere, bir tek ses, bir tek söz işitilmiyordu. Böylesine bir disiplindi. Bu harikulade, âdeta mutlak sessizlik, Batı ordularının gürültülerine karşılık, Türk disiplininin erişilmez seviyesini gösteriyordu. Kudretli bir topçunun desteklediği Türk ordusu, bir tek emirle, tek vücud ve iyi kurulmuş bir makine halinde harekete geçiyordu...” BATI’DAN 4 ASIR ÖNDE > Asrımız Fransız tarihçelerinden Benoist-Méchin de şöyle yazıyor (s.66-7): “Kendisinden önceki padişahların gayretleri sayesinde Sultan Süleyman (1520-1566) öyle bir orduyu emri altında bulunduruyor ki, kuruluş düzeni ve silahları bakımından, dünyanın bütün diğer ordularından dört asır ilerideydi. Almanya İmparatorluğu, İtalya, Fransa, İspanya gibi Batı ülkelerinin her birinin Türk ordusu karşısında durumu bu idi. Her Türk askeri, fevkalade bir şekilde ve yalnız asker olarak yetiştirilmişti, tek görevi savaşmaktı...” > Almanya (Avusturya) İmparatorluğunda daimî ordunun kurucusu olan Mareşal Kont Montecucculi (1609-1680), Avrupa devletlerinin daimî meslek ordusu kurmadıkça Türkleri asla yenemeyeceklerini, kurdukları takdirde yenmemeleri için hiçbir sebeb olmadığını açıkça belirtiyor (Mémories, I, 222-3). > Kanûnî devrinde yıllarca İstanbul’da kalan ve eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı olan İkinci Felipe için yazan İspanyol Cristobal de Villalon ise şöyle diyor: “Dünyada hiçbir devletin; Türk topu, topçusu, top nakliyesi ile mukayese edebilecek topçusu yoktur. İstanbul’da eski model olduğu için kullanılmayıp süs diye surlara konan topları inceledim. Bunlar bile İspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi. Tophane sırtlarına çaptan düşmüş diye yığılan 400 kadar topu hayretle seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum...” > Asrımız Fransa tarihçisi Fernand Grenard de şöyle diyor (s.97): “Türk topçusu, kalite bakımından olsun, sayı bakımından olsun, dünyada birinci idi.” ( L’Artillerie Turque remise en quantite au premier rang dans le monde). AVRUPALI’DAN 3 KAT HIZLI > Kanûnî devrinde Türk ordugahını gören Fransız gezgini Postel eserinde “Dünyanın en ilahî düzeni” (le plus divin ordre monde) şeklinde tavsif ediyor. > İkinci Murad devrinde, İstanbul’un Fethi’nde önce Fransız elçisi Bertrandon de la Brocquière‘in müşâhedesi de aynı şekildedir: “Bizim 10 askerimizin yaptığı gürültüyü 1.000 Türk askeri bir araya geldiği zaman duymadım.” > XVII. asrın son yarısı için Thévenot ise şöyle yazıyor: “Türk askeri, bir şeyi eksik olduğu zaman sadece sabreder. Giyimi ve donanımı hafiftir. Yorgunluğa dayanıklıdır. Piyadesinin yürüyüşündeki süvarisinin at sürüşündeki sür’at harikulâdedir. Bir Avrupalı askerden yaklaşık üç misli sür’atle yol alırlar...” “ÇIT” SESİ BİLE ÇIKMAZDI Sultan Süleyman, 30.000 askeriyle Rodos’a girdiği zaman, bütün Hristiyan müşahitlerin birleştikleri üzere, bir tek ses, bir tek söz işitilmiyordu. Böylesine bir disiplindi, Batı ordularının gürültülerine karşılık...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT