BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni yıla girerken Türk dış politikası

Yeni yıla girerken Türk dış politikası

Başta Ermeni meselesi olmak üzere, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, Suriye ile yaşanan sıkıntılı dönem, İran’a müdahale olursa Türkiye’nin ne yapacağı, İsrail bilmecesi ve AB üyeliği bu yıl olduğu gibi 2012’de de en önemli konular olacak



PROTESTO EDİLDİ AK Parti Çankaya İlçe Başkanlığı, Fransa parlamentosunun kabul ettiği teklif sebebiyle Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği önünde kınama eylemi yaptı. “Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu”nun tekrar canlandırılması, önümüzdeki yıl daha da alevlenecek Ermeni meselesinde Türkiye’nin daha etkili bir politika takip etmesine yardımcı olur Yeni bir yıla girerken geride bırakılan yılın muhasebesini yapmak âdettendir. Dış politika bu muhasebenin en önemli parçalarından birini oluşturur. Bilhassa halen devam etmekte olan ve gelecek yılda da Türkiye’yi ilgilendirmeye devam edecek konuların nasıl geliştiği hakkında yapılacak sağlıklı bir değerlendirme ileriki dönemde beklenmeyen bazı gelişmelerin yaşanması riskini en aza indirir. Bu çerçevede Türkiye’nin yurt dışında görev yapan tüm büyükelçilerinin yıl biterken bir araya gelerek, dış politikadaki konu başlıklarını ele almaları ve buradan hareketle geleceğe dönük politika alternatifleri oluşturmaları son derece yerinde bir adımdır. Biz de bugün 2011 boyunca çeşitli vesilelerle öne çıkan bazı dış politika konularını hem hatırlayalım hem de meselelerin çözümünde neler yapılabileceğine kafa yoralım. ERMENİ İDDİALARI Yıl sona ererken Türkiye’yi yoğun şekilde meşgul etmeye başlayan Ermeni iddiaları konusu belli ki, 2012’de de gündemdeki yerini koruyacak. Bir yandan Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye’nin “iç siyasete alet edilmesi” diğer yandan 2015 yaklaşırken Ermeni lobilerinin atağa geçmeleri sebepleriyle önümüzdeki yıl da bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz. Güçlü bir Ermeni lobisinin var olduğu ABD’de de 2012’de başkanlık seçimleri yapılacağını ve söz konusu lobinin bu ülkede de başkan adayları üzerinde yoğun bir baskı kurmaya çalışacağını da unutmamamız gerekir. Ermeni iddialarının Türkiye’ye verdiği zararı azaltmanın yolu evvela kendimize güvenmekten geçer. 1915 olaylarının ve tarihimizde tartışmalı birçok konunun bilim adamlarınca araştırılarak gerçeklerin tüm dünyaya aktarılması kendimize güvenimizi de artıracaktır. Arşivleri büyük ölçüde kapalı olan bir ülkenin tarihsel konularda ileri sürdüğü tezler -ne kadar doğru olursa olsun- maalesef dış âlemde yeterli destek bulmuyor. Ermeni iddialarıyla mücadele için 2000’lerin başında kurulan ama sonra her nedense etkisizleştirilen “Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu”nun güncel ihtiyaçlar çerçevesinde tekrar canlandırılması, önümüzdeki yıl daha da alevlenecek olan bu konuda Türkiye’nin daha etkili bir politika takip etmesine yardımcı olabilir. Devletin tüm kurumlarının, üniversitelerin, iş dünyasının, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve yurt dışındaki Türklerin temsilcilerinin birbirleriyle koordineli biçimde hareket edecekleri güçlü bir strateji oluşturulmadığı takdirde, korkarım önümüzdeki yıllarda birçok başkentten daha büyükelçilerimizi istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmak durumunda kalabiliriz. SURİYE İLE İLİŞKİLERİMİZ Geçtiğimiz yaz aylarından itibaren iyice gerilen Türkiye-Suriye ilişkilerinin, Esad ailesi işbaşında olduğu müddetçe, tekrar eski seviyesine çıkması zor gözükmektedir. Arap Birliği ile anlaşma yoluna giren, Rusya ve Çin’in desteğini alan, İran’la da yakın temas içinde bulunan Suriye ülkede meydana gelenleri “terör olayları” olarak nitelemeyi sürdürmektedir. Şam yönetiminin kendi halkına uyguladığı zulüm karşısında en sert tepkilerden birini veren Türkiye’nin, aynı tutum dünyada başka ülkelerce de benimsenmediği sürece 2012’de Suriye karşısında yalnız kalma tehlikesi ortaya çıkabilir. Birleşmiş Milletler’in ağır yaptırım kararı alamadığı, NATO’nun kesinlikle askerî müdahale seçeneğini düşünmediği, Arap Birliği’nin ise “ikili oynadığı” bir konuda Türkiye ya mevcut politikasını gözden geçirmek zorunda kalacak, ya da kimseden destek almasa da Esad rejiminin yıkılması için sarf ettiği adımlara devam edecektir. Şüphesiz Suriye’deki istikrarsızlık ortadan kalkmadıkça, dış ticaretimiz de zarar görmeye devam edecektir. İRAN’A MÜDAHALE OLURSA! Türkiye, İran’a yapılacak bir müdahalenin hiçbir şekilde içinde olmayacağını 2011 sonunda bir kez daha açıklayarak bu ülkeyle ilişkilerini dostane biçimde devam ettirmek istediğini dile getirmiştir. Bununla birlikte, İran’ın sürdürmekte olduğu nükleer program sebebiyle 2012’de de Türkiye’nin Batılı müttefiklerinin eleştiri oklarına maruz kalacağını, bu durumun da Türkiye-İran ilişkilerini zaman zaman gerginleştirebileceğini akıldan çıkartmamalıyız. Malatya’ya yerleştirilecek NATO radarını kendi güvenliği için tehdit gören İran’ın Türkiye’ye ne ölçüde güveneceği ayrı bir sorudur. Yine de, Irak’ın geleceğinin büyük ölçüde Türkiye ve İran arasındaki ilişkilere bağlı olarak şekilleneceği düşünüldüğünde, Ankara’nın Tahran’la bir sürtüşme içine girmekten mümkün mertebe uzak duracağı değerlendirilebilir. IRAK’IN GELECEĞİ Yıl sonunda son ABD askerinin de Irak’tan çekilmesinden sonra, bu ülkenin geleceğiyle ilgili tartışmalar bir defa daha alevlendi. 2003’ten beri dile getirilen Irak’ın bölünmesi senaryolarının 2012’de evvelce hiç olmadığı kadar yoğunluk kazanabileceğini söyleyebiliriz. Türkiye Irak’ın bölünmesini istemiyorsa, bir süredir gerçekleştirilmeyen Irak’a Komşu Ülkeler Toplantılarına yeniden öncülük etmeli, Irak’ın toprak bütünlüğünün komşu ülkeler tarafından garanti edileceği bir mekanizmayı oluşturmalıdır. Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri bozukken ve Irak Başbakanı’nın Washington ziyareti sırasında söylediği “Türkiye içişlerimize karışmasın” sözleri ortadayken bu mekanizmanın sağlıklı işlemesi zordur. Yok eğer Türkiye’nin önceliği Irak’ın bölünüp bölünmemesi değil de, terör sorununu tamamen ortadan kaldırmak ise, bu durumda Irak’ta gevşek bir konfederasyon yapısının oluşturulmasında Ankara’nın daha aktif rol almasını bekleyebiliriz. Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinin daha fazla özerkleşmesinde ve Bağdat’a karşı korunmasında 2012’de eğer Türkiye öne çıkarsa, bu kimseyi şaşırtmamalıdır. İSRAİL BİLMECESİ Türkiye’nin İsrail’e karşı açıkladığı beş maddelik tedbir paketinde yer alan en önemli başlıklar olan, Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestîsinin sağlanması ve Mavi Marmara olayının BM Uluslararası Adalet Divanı’na taşınması konularında somut adımlar atmamış oluşu, bu ülkeyle ilişkilerini daha da kötüleştirmek istememesi olarak yorumlanabilir. Dahası, Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken TBMM’ye sunulan bilgi notunda ilişkilerin normalleşmesi için özür ve tazminat şartları sayılmış ama daha önce defalarca dile getirilen “Gazze ablukasının kaldırılması” şartı yer almamıştır. Bu da Ankara’nın İsrail’le gerginliği aşmak için diyalog kapısını açık tutma isteğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Önümüzdeki yıl Türk ve İsrailli diplomatlar arasında, muhtemelen bir Avrupa ülkesinde yürütülecek “gizli görüşmeler” sonucunda, yavaş yavaş bir “normalleşme” süreci başlayabilir. Bunu ABD teşvik etmektedir. ÖNÜMÜZDEKİ YIL DA AB’YE ÜYE OLMAYACAĞIZ Temmuz 2010’dan bu yana hiçbir müzakere faslı açmadığımız müzakerelerin 2012’de de pek parlak geçeceğini söylemek mümkün değildir. Temmuz ayından itibaren dönem başkanlığını GKRY’nin alacağı AB ile siyasi ilişkilerimiz muhtemelen son 10 yılın en problemli dönemini yaşayacaktır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği Bakanlığı’nın büyük bir tutarlılıkla başlattığı, “hiçbir müzakere faslı açılmamış olsa bile, Türkiye sanki tüm fasıllar açıkmış gibi çalışmalarını sürdürecektir” yaklaşımı 2011’de olduğu gibi 2012’de de, AB müktesebatına uyum çalışmalarının hız kesmemesi sonucunu doğuracaktır. ‘Arap Baharı’nın güneyimizi, ekonomik sorunların batımızı kasıp kavurduğu dış politikada çok yoğun bir yılı geride bırakıyoruz. 2012 yılının Türkiyemiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Doğu Akdeniz enerji kaynakları 2011’de başlayıp, gelecek yıllarda da gündemimizi işgal edecek bir diğer konu Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinin Türkiye’nin menfaatlerine aykırı biçimde çıkartılmasıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs adasının güneydoğusunda yürüttüğü sondaj faaliyetlerine, 2012’den itibaren Yunanistan’ın da dâhil olacağı belirginleşmiştir. Borç batağından kurtuluş çareleri arayan Atina’nın Girit ile Kıbrıs arasında kalan ve bir bölümü Türkiye’nin kıta sahanlığı içinde yer alan geniş bir alanda doğalgaz çıkartmak için yabancı şirketlere ruhsat verme hazırlığında olduğu bilinmektedir. 1986’da Karadeniz’de 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge ilan eden Türkiye’nin, aynı alanı Akdeniz’de de bir an önce ilan etmemesi durumunda, çok önemli enerji rezervlerinin başka ülkeler tarafından “yağmalanması” engellenemeyebilir. 2011 sonbaharında Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıta Sahanlığı Paylaşım Antlaşması 2012’nin ilk haftalarında TBMM’de onaylanmalı ve hiç olmazsa bu antlaşmada öngörülen sınırlar içinde arama faaliyetlerine derhal başlanmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT