BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Hicret” ve “Feth-i mübîn” hakkında -1-

“Hicret” ve “Feth-i mübîn” hakkında -1-

İslâm târihinde, Peygamber Efendimiz ve Eshâb-ı kirâmın “Hicret”leri, hem İslâm târihinin, hem de cihân târihinin en mühim hâdiselerinin başlarında gelir...



Târihte; mâhiyet, sebep ve netîceleri îtibâriyle en mühim “hicret [göç]”, Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın, İslâm dînine inananlar[Eshâb-ı Kirâm]la beraber, Mekke-i mükerreme’den Medîne-i münevvere’ye yaptıkları “hicret”tir. Lügatte göç etmek, bir memleketten başka bir memlekete gitmek mânâsına gelen bu büyük hâdiseye “Hicret” denir ve hicrî takvîmin başlangıcıdır. İslâm târihinde, Peygamber Efendimiz ve Eshâb-ı kirâmın bu “Hicret”leri, hem İslâm târihinin, hem de cihân târihinin en mühim hâdiselerinin başlarında gelir. Allahü teâlâ, Mekke’de sıkıntıda olan Müslümânların Medîne’ye hicret etmelerine izin verdi. Sayıca az olan ilk Müslümânlar, müşriklerin hücûmları karşısında, îmânlarını korumak ve yaymak maksadıyla, Mekke’de mallarını-mülklerini bırakarak, Medîne’ye hicret etmişlerdir. Ama sekiz yıl sonra, 12.000 kişilik çok güçlü ve kalabalık bir ordu hâlinde geri dönüp orayı fethetmişlerdir. Bilindiği gibi, hemen hemen bütün Peygamberler, dînin emirlerini yerine getirmek ve yaymak için hicret etmişlerdir. Bunlardan Lût, Mûsâ, İbrâhim ve Îsâ (aleyhimüsselâm)ın hicretleri meşhûrdur. “Eshâb-ı kirâm”dan bir kısmı, Medîne’ye hicretten önce, iki defâ Habeşistân’a hicret etmişlerdir. Ayrıca “Eshâb-ı Kehf”in de Allah yolunda yaptıkları hicret, Kur’ân-ı kerîmde bildirilmektedir. En mühim “fetih” de, Kur’ân-ı kerîmde Feth sûresinde, “Feth-i mübîn” diye zikredilen Mekke’nin fethidir. “Nasr sûresi” de Mekke fethine dâirdir. Muharrem ayının birinci gecesi [bu sene, takvîmlere göre, 25 Kasım 2011/29 Zilhicce 1432 Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece], Müslümânların hicrî-kamerî yılbaşı gecesi idi. Muharrem ayının 1. günü [26 Kasım 2011 Cumartesi günü] de, Müslümânların yeni yılının, ya’nî 1433 hicrî-kamerî yılının ilk günü idi. [Muharrem ayının birinci günü olan ilk Hicrî-kamerî senebaşı, milâdî 622 yılının Temmuz ayının, 16’sına rastlayan Cum’a günü idi.] MEDİNE’DEN GELENLER... 620 senesinin hac mevsiminde, Medîne’den gelenlerden 6 kişi Müslümân oldu. Bir sene sonra 12 kişi olarak geldiler ve “Akabe” denilen yerde Peygamberimize bîat ettiler. 622 yılının hac mevsiminde ise, 73’ü erkek 2’si kadın olmak üzere 75 kişi, “2. Akabe Bîatı”nı yaptılar. Peygamber Efendimizin uğrunda seve seve cânlarını fedâ edeceklerine dâir söz verdi ve Medîne’ye döndüler. Peygamber Efendimizi de Medîne’ye da’vet ettiler. Bundan sonra İslâmiyet, Medîne’de sür’atle yayıldı. “İkinci Akabe Bîatı”nı duyan Mekkeli müşriklerin tutumları, çok şiddetli ve pek tehlikeli bir hâl aldı. Bir gün Sevgili Peygamberimiz, sevinçli bir hâlde Eshâb-ı kirâmın (radıyallahü anhüm) yanına gelip; “Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Yesrib (Medîne)’dir. Oraya hicret ediniz” ve “Orada Müslümân kardeşlerinizle birleşin. Allahü teâlâ, onları size kardeş yaptı. Yesrib’i (Medîne’yi) size emniyet ve huzûr bulacağınız bir yurt kıldı” buyurdu. Resûlullah Efendimizin izni ve tavsiyesi üzerine müslümânlar, Medîne’ye birbiri ardınca bölük bölük hicret etmeye başladılar. Yukarıda da işâret ettiğimiz gibi “Hicret”, hem İslâm târihinin, hem de dünyâ târihinin çok önemli dönüm noktalarındandır; bu hâdiseden sonra dünyânın seyri değişmiştir. “Mekke’nin Fethi” hâdisesi de İslâm târihinin çok önemli kilometre taşlarındandır. Cenâb-ı Hak, bu konuda, Fetih sûresinin 1-4. âyet-i kerîmelerinde şöyle buyurmaktadır: 1- “Doğrusu Biz, sana ‘feth-i mübîn’ [apaçık bir fetih], zafer ihsân ettik.” 2- “Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günâhını, kusûrlarını bağışlar (bütün tasalarını giderir). Sana olan ni’metini tamâmlar ve seni doğru bir yola iletir, eriştirir.” 3- “Ve sana kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde, eşsiz bir şanlı zaferle yardım eder.” 4- “Îmânlarını bir kat daha arttırsınlar [îmânlarına îmân katsınlar] diye mü’minlerin kalplerine huzûr, güven indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları, askerleri Allah’ındır. Allah bilendir, hakîm olandır [hüküm ve hikmet sâhibidir, her şeyi hikmetle yapandır].”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT