BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Muhammed Hüseyin Sâhib

Muhammed Hüseyin Sâhib

“Namazın hakîkatini anlamış olan bir kâmil, namaza durunca, sanki bu dünyadan çıkıp âhıret hayatına girer ve âhırete mahsûs olan nîmetlerden bir şeylere kavuşur.”



Muhammed Hüseyin Sâhib hazretleri, Hindistan’da yetişmiş büyüklerdendir. Müceddidî Dergâhında kırk sekiz sene şeyhlik yapmıştır. 1902’de vefât etmiş olup kabri Delhi’deki dergâhındadır. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: “Büyük mürşidimiz İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî hazretleri buyuruyorlar ki: Bilmelisin ki, namaz, İslâmın beş şartından, dînin beş esasından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına, Müslümanlık demek olmuştur. İnsanı Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin efendisi ve Peygamberlerin en üstünü olana Mîrac gecesi, Cennette nasip olan rü’yet şerefi, dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki, (Namaz müminlerin mîracıdır) buyurmuştur. Bir hadis-i şerifte, (İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır) buyurmuştur. Onun yolunda, tâm izinde giden büyüklere, o rü’yet devletinden, bu dünyada büyük pay, namazda olmaktadır. Evet, bu dünyada Allahü teâlâyı görmek mümkün değildir. Dünya buna elverişli değildir. Fakat, Ona tâbi olan büyüklere, namaz kılarken rü’yetten bir şeyler nasip olmaktadır. Namaz kılmayı emir buyurmasaydı, maksadın, gayenin güzel yüzünden perdeyi kim kaldırırdı? Âşıklar, mâşuku nasıl bulurdu? Namaz, üzüntülü ruhlara lezzet vericidir. Namaz, hastaların, rahat vericisidir. Ruhun gıdâsı namazdır. Kalbin şifâsı namazdır. (Ey Bilâl, beni ferahlandır!) [diye ezan okumasını emr buyuran] hadis-i şerif, bunu göstermekte, (Namaz, kalbimin neşesi, gözümün bebeğidir) hadis-i şerifi, bu arzuya işaret etmektedir... BU ÜMMETE MAHSUS NİMET Namazın hakîkatini anlamış olan bir kâmil, namaza durunca, sanki, bu dünyadan çıkıp âhıret hayatına girer ve âhırete mahsûs olan nîmetlerden bir şeylere kavuşur. Araya akis, hayâl karışmaksızın, asıldan haz ve pay alır. Dünyada asıldan alabilmek için, mîrac lâzımdır. Bu mîrac, müminin namazıdır. Bu nîmet, yalnız bu ümmete mahsûstur. Peygamberlerine tâbi olmak sâyesinde, buna kavuşurlar. Çünkü, bunların Peygamberi Mîrac gecesi dünyadan çıkıp âhırete gitti. Cennete girdi ve rü’yet devleti ile şereflendi...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT