BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Değerler eğitiminin değeri bilinmeli

Değerler eğitiminin değeri bilinmeli

Milli Eğitim Bakanlığının geçen yıl başlattığı değerler eğitimi, aslında hayatın kendisidir ve birkaç güne, birkaç etkinliğe sığmayacak kadar kapsamlı bir programdır. Gerek eğitimciler gerekse de anne babalar bu önemli gerçeğin farkında olmalıdır.



DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 İlköğretimde resmî bir okulda öğretmen olarak çalışıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı geçen yıl okullarda değerler eğitimi ile ilgili bir pilot çalışma başlattı. Bu senenin başında ise okula, her ay işlenecek kavramlarla ilgili bir resmî yazı gönderdi. Açık söylemek gerekirse okulumuzda değerler eğitimi konusunda tamamen yüzeysel işler yapılıyor. Bir öğretmen olarak öğrencilerime bu kavramları kazandırma konusunda daha fazla faydalı olmak istiyorum. Bu konuda bizlere neler tavsiye edersiniz? (Bursa’dan bir okurumuz) Son yıllarda hızla yok olmaya doğru giden değerlerimizi korumak, çocuklarımıza daha yaşanabilir bir dünya bırakmak eğitimciler olarak bizim en başta gelen görevlerimizden biridir. Çocuklarımıza temel ahlaki değerleri kazandırmak, başka bir ifadeyle karakter eğitimini vermek, onlara matematik ve Türkçe derslerini öğretmek kadar önemlidir. Her geçen gün gençlerimiz arasında uyuşturucu, alkol, intihar ve suç oranları yükseliyor. Çağdaş hayatın gerilimlerinin birikimi ile dağılan aileler ve yitirilen çocuklarla toplum yeni bir ürkütücü olayla karşı karşıya kalıyor. Şiddet eylemlerinin, akıl almaz davranışların hem ülkemizi hem bütün dünyayı kasıp kavurduğu günümüzde “Değerler Eğitimi” çalışmaları ülkemizin geleceği için bir zorunluluktur. NASİHATTE BULUNUN Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığının değerler eğitimi konusunda yaptığı çalışmaları gönülden destekliyorum. Çünkü değerler eğitimi; çocuklara dürüstlük, samimiyet, yardımseverlik, sorumluluk, güven, saygı, doğruluk gibi temel değerleri öğreterek onların daha duyarlı bir birey olmalarına yardım etmesi açısından kritik öneme sahiptir. Dolayısıyla her öğretmenin, yeri ve zamanı geldiğinde ibret dolu hikâyeler anlatması ve milli değerlerimiz üzerine konuşmalar yapması gerekir. Çocuklara, yaratılan her canlının özel olduğunu ve yaratılan her canlıya saygılı davranılması gerektiğini öğretmeliyiz. Öğrencilerle olduğumuz zamanlarda elimizden geldiği ölçüde onlara nasihatlerde bulunmalıyız. Problem çıktıktan sonra verilen nasihetler çocuklarda direnç oluşturur fakat çocuklarla kurulan olumlu bir iletişim yoluyla normal zamanlarda verilen nasihatler çocukların hayatı öğrenebilmeleri adına son derece faydalıdır. Öğrencilerimize nasihatlerimizde, erdemli ve faziletli davranmanın ehemmiyetini anlatarak, iyilikten ve doğruluktan uzaklaşmanın olumsuz sonuçlarını da aktarmalıyız. Sonuç olarak şu önemli gerçeği tekrar vurgulamalıyız ki değerler eğitimi aslında hayatın kendisidir ve birkaç güne, birkaç etkinliğe sığmayacak kadar kapsamlı bir programdır. Gerek eğitimciler gerekse de anne babalar bu önemli gerçeğin farkında olmalıdır. Sakince mi dinlemeliyim, kızıp bağırarak mı? Eşim ve ben bir ilaç firmasında çalışıyoruz. 4 yaşında bir çocuğumuz var. Çocuğumuza karşı davranışlarımızda bizi zorlayan ve tereddüde düştüğümüz zamanlar oluyor. Elimizden geldiği kadar çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz. Belki çok genel olacak ama çocuk eğitimi konusunda sizin tavsiyelerinizi öğrenmek istiyoruz. (İstanbul’dan bir okurumuz) Anne-baba olarak bizleri diğer canlı türlerinden ayıran en önemli farklılıklardan biri, çocuğumuzu hayatın sürekli değişen şartlarına hazırlama; ona iyiyi, doğruyu ve güzeli öğretme yani çocuğu eğitme gayretimizdir. Dünyaya yeni gelen bir bebek; soğuktan, sıcaktan, ani sesten, ışıktan, açlıktan kısacası varlığını tehlikeye sokacak tüm tehlikelerden kendini koruyacak becerilere sahip olmadan doğar. Çocuk, bu sebeple hayatının ilk yıllarında anneye bağımlıdır. İnsanlar arası ilk ilişkiyi anneyle kurar. Baba ile olan ilişkisi ise çocuğun “Ben tek başına bir bireyim!” fikrini kazanmaya başladığı dört yaşından itibaren önem kazanır. Çocuk bu dönemde cinsiyet rolleri arasındaki farklılıkları daha net bir şekilde anlamaya başlar. Kendi cinsiyetine göre anne ya da babadan birini model alır ve onun hareketlerini taklit eder. Örneğin “Söylenenleri sakince mi dinlemeliyim, kızıp bağırarak mı?” Bunun gibi daha nice tepkileri karakterine işler. Bunlara ek olarak anne ve baba; arasındaki ilişkide duyarlılığa, ilgiye, sevgiye, ortaklaşa karar verilip verilmemesine dikkat eder. İleride başkalarına sergileyeceği davranışların temelleri de bu şekilde atılmış olur. ONU DESTEKLEYİN Beş yaşından sonra çocuğun hayal dünyasını yazıya ve çizime aktarma hevesi şiddetlenir. Üstelik bunu gitgide artan bir beceriklilikle yapar ve ortaya çıkan ürün onun için çok kıymetlidir. Çocuğun resim yaparken düşündüklerini kâğıda kopyalaması değil, hayal gücünü konuşturarak ürünler çıkartması daha önemlidir. Anne-babalara tavsiyemiz çocuğun bu gibi bireyselleşme çabalarını, müdahale etmeden desteklemeleridir. Özet olarak sizler kendi hayat kaliteniz, amacınız ve vizyonunuz doğrultusunda iş, evlilik, maddi kazançlar ve sosyal statü gibi konularda belli yerlere gelmiş yetişkinlersiniz. Bunlara eklediğiniz ebeveynlik görevi ise yaparken haz aldığınız, umutlar beslediğiniz, başarılı olursanız sonunda bağlılık, gururlanma, mutluluk olarak size geri dönecek bir uğraşınızdır. Bu uğraşıyı keyifli bir birlikteliğe dönüştürmek sizlerin elinde. İhtiyacınız olan malzemeler; sabır, anlayış, sevgi ve sağlıklı iletişimdir. PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: -MICHAEL jeffrey JORDAN- YÜZYILIN EN İYİ SPORCUSU Basketbolun gelmiş geçmiş ve belki de gelebilecek en iyi oyuncusu olarak gösterilen, başarısız bir beysbolcu olan, sudan korkan ve garip alışkanlıkları-inançları olan Michael (Jeffrey) Jordan hakkında bilmediğiniz 3 şey... 1. 20. YÜZYILIN EN İYİ SPORCUSU: Uluslarası bir Amerikan TV kanalı olan ESPN, 1991’de Michael Jordan’ı 20. yüzyılın en iyi sporcusu seçti. 21. yüzyıl için de dünya onu hâl⠓en iyi” olarak görüyor, en azından basketbolda. Çünkü basketbolu bıraktıktan sonra beysbol sporuna adım attı Jordan, fakat basketbolda “havada yürüyen” adamın attığı adımlara pek benzemiyordu bu adım. 2. GARİPLİKLERİ: Jordan, oynadığı tüm maçlarda, takım şortunun altına üniversite takımında giydiği şortu giymiş şans getireceğine inanarak. Yine tüm maçlarından takriben 4 saat önce, hep aynı yemeği yemiş: forma numarası olan 23 onsluk (650 gramlık) kızarmış biftek, bir dilim patates ve zencefilli gazoz. Evini veya otelde kaldığı zaman odasını ise aşırı sıcak tutarmış çünkü sıcağın hastalığı defettiğine inanıyormuş. 3. SUDAN KORKUYOR: Jordan küçük bir çocukken çok sevdiği bir arkadaşının boğularak hayatını kaybetmesine şahit olmuş. 11 yaşındayken de kendisi boğulma tehlikesi geçirmiş ve sudan korkmaya başlamış. KARMA SÖZLÜK “ARKA SOKAKLAR” KLİŞELERİ > Olay İstanbul’un neresinde olursa olsun yolda olan ekibimiz kesinlikle yakınındadır olayın. (The hangover) > Suçlu ya da şüpheliye karşı asla tek yüklemde kalmamak. Geç şuraya geç, çık şurdan çık, gel buraya gel vs. vs. (Panpalar birligi) > +Mesut: “Garip naber?” -Garip: “Hav hav” +Mesut: “Vayy aslanım benim.” (açıkbüfe) > Adreslerin kısa ve özdür. Öyle mahalle, semt, ilçe filan yok. Örnek: Beykoz yolunda bir depoda silahlı çatışma. Hangi yol, hangi depo, teeey... (posterity) > +Rıza baba: “Otopsi sonuçları geldi mi Aylin?” -Aylin: “Hayır Rıza baba hâlâ bekliyoruz.” +Rıza baba: “Hemen git selamımı söyle, onlar ne demek istediğimi anlar!” (journey) > Yer: Sorgu odası. +Rıza baba: “Ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz çocuklar...” -Mesut: “Memnuniyetle baba...” =Sorgulanan adam: “ahh...uhhh...ahhh” ve ekran kararır. (brewer) > Bir doktor var adını bilmiyorum, Şevket Çoruh’un yani Mesut karakterinin oğlunun kanser tedavisini de o yaptı. Kurşun yiyen onda, boğaz ağrısı olan onda, başı ağrıyan onda... (stanzo) > +Telsiz: Suçlu karakaşlı kara gözlü bir adam. -Devriye: Anlaşıldı tamam. (trixx) > Klişe mi? Adamlar zaten tek bir bölüm yapmış, diğer bölümler onun sağından solundan değiştirilmiş ve yeniden yayınlanmış hâlleri. Yani ikinci bölümden itibaren her bölüm kendi başına klişelerden ibaret. “kritikim” LÜGATİ’T UYDURUKÇA ANLAŞILAMAMAK > Bir kişiyi doğum gününde, bayramda veyahut bir şey kazandığında, kısacası “kutlanacak” bir durumda tebrik ederseniz, onun sizi anlamaması ya da garip karşılaması oldukça muhtemeldir. Çünkü biz tebrik etmeyi artık kutlamak olarak biliyoruz. Misal olarak, kişinin doğum gününü, yeni yılını tebrik edemezsiniz, “kutlu olsun” diyebilirsiniz, çünkü o kişi aynı zamanda “Kurban Bayramı’nızı tebrik ederim” ile değil, “bayramınız kutlu olsun” ile kutlamaktadır bayramı. Hâlbuki hiç dedesi, anneannesi “kutlamış mıdır” bir şeylerini acaba bu kişinin, yoksa tebrik mi etmiştir? TWEETÇİ Ahmet Rasim Akdağ ahmetrasim.akdag@ihlaskoleji.com Orhan Gunes Bi’ öğrencinin başına gelebilecek en kötü şey sömestır tatilinde yağan kara “Tatil yağıyor!” diye sevinirken tatilde olduğunu hatırlamaktır. Tahir Şevik Kimisi karda yürüyüp iz bırakmaz. Bense karda yürüyemeyen, üstüne bir de diz, bel, kafa, dirsek ve el izi bırakan bir adamım. Linkoln Apple elmayı yerken, diğer şirketler ayvayı yiyor sanki. hoffmann Altını üstüne getirebileceğiniz yerlere kuyumcu denir. Melis Çelebi Yanlız kalmak çok kötü, çünkü hem yalnızsın hem de imla hatası yapmışsın. Erdem “Tek bildiğim ne giyeceğimi bilmediğimdir” - Sokrates’in karısı Alexander Bekirow Dersin bitimine 5dk kala hoca unutmuşken parmak kaldırıp “Hocam ödev vermiştiniz.” diyen o ilkokuldaki çocuk şu an nerede acaba ? İstiklal Akarsu iPhone 5’in haziranda çıkacağını öğrenen binlerce iPhone 4S sahibi isyan etti: ”Bari taksiti bitseydi!” popilimadam İsviçreli bilim adamları! Otobüste uyuyakalarak ineceği durağa gelmeden bir durak önce uyanan Türk milletini inceleyiniz. Mustafa Bakan -Pardon, bi’ arsa işi için rahatsız etmiştim sizi. +Mütayit değilim şu an, daha sonra görüşelim. etkiliyorum Salih UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com twitter.com/etkiliyorum 100’ümüzün akıyla Tam sekiz mevsim geçmiş sizinle bu sayfada ilk defa buluşalı. Yaz olmuş, kış olmuş, bahar olmuş, güz olmuş... Biz heyecanla çalışmaya devam ederken bir de baktık yüz olmuş. Bu yüzden bugün kurşunkalem ekibi olarak yüzümüzde güller açıyor. Yaptığımız ilk toplantıyı hatırlıyoruz. “Biz insanlara faydalı olmak için çalışalım, gerisi kolay” demiştik. Yazımızın başlığını da “Kurşunkalem” koymuştuk. Çünkü kurşunkalem mütevazıdır. Hep doğruyu yazma gayreti içindedir ama iddiasında değildir. Silgiyle olan yakın ilişkisinden dolayı her daim geri adım atmaya hazırdır. Yazısı bozulduğu zaman yontulmaya ses çıkarmaz. Yazdıklarını kendinden bilmez. Kendisini tutan bir el olmasa hiçbir işe yaramayacağının farkındadır. Biz de Kurşunkalem ekibi olarak yazdığımız hiçbir şeyi kendimizden bilmedik. Kendimizden bilirsek ne kendimize ne başkasına faydamız olmayacağından emindik. Çocuğunuzu size anlatmak gibi bir gayemiz de yoktu. Çocuğunuzu dünyada en iyi tanıyan, en çok seven sizlersiniz, biliyorduk. Ama eğitimci olarak bakış açımız farklıydı. Bir sınıf günü düşünün. Yüzlerce öğrenci sahnede sıralanmış. Sahnenin kenarında da ellerinde kamerayla sıralanmış veliler... Yani sizler... Yapılan çekimler incelense herkesin kamerasında kendi çocuğunun yakın plan çekimleri çıkar. Ama çekimi bir öğretmen yapmışsa sahneyi genel açıdan görürsünüz muhtemelen. Biz de genel çekimler sunduk size sayfada. Kendi çocuğunuzu o kalabalığın içinde arayıp bulun istedik. Yeni bir şey söylemedik. Zaten bilinen şeyleri yazdık. Sadece bakışımız ve kalemimiz farklıydı. İki yılda elde ettiğimiz başarı, Kurşunkalem farkıydı. Bugün Kurşunkalem ekibi olarak yüzümüzde güller açıyor. Çünkü tek haneydik, üç hane olduk. Bir taneydik, yüz tane olduk. Rakamlar değişti belki ama biz hâlâ aynıyız. Sağımıza iki sıfır aldığımıza bakmayın siz... İlk yayınlandığımız gün kaç numaraysak hâlâ o numarayız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT