BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bugün gösterge? Bunalım mı, istikrar mı?

Bugün gösterge? Bunalım mı, istikrar mı?

Bu yazıyı yazdığım sırada Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılıp uzatılmayacağını da tayin edecek üç maddelik Anayasa değişikliği paketi, TBMM Genel Kurulu’nda henüz oylanmamıştı.



Bu yazıyı yazdığım sırada Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılıp uzatılmayacağını da tayin edecek üç maddelik Anayasa değişikliği paketi, TBMM Genel Kurulu’nda henüz oylanmamıştı. Siz, bu yazıyı okurken, Türkiye’yi aylardan beri meşgul eden bir konu, şöyle veya böyle, noktalanmış olacak. Bu satırların yazarı, bu sorunun yani Cumhurbaşkanlığı ve görev süresi gibi, ülke için çok temel bir konunun ve bu arada partilerin kapatılıp kapatılmaması gibi gene çok hayati bir konunun, sağlam ve geleneksel ilkelere bağlı olmayıp, siyasi kolaylık ve imkanlara, şahıslara ve ülkede o sırada esen rüzgarlara göre, kararlaştırılmasının, temelinden yanlış olduğunu hep söylemiş ve yazmıştır. Bu konular, sağlam ilkelere bağlanmazsa ilerde de çok sıkıntı çekeriz. Ne var ki ve gelin görün ki, şu bağlamda, ülkenin gerçek -reel- yüksek çıkarları, ister istemez, “Siyasetin mümkün olanı yapmak sanatı” olduğu tarifine mahkûm olmuş durumda...ve de bu durumda, Türkiye’yi çok çetin bir dönemde, çok muhtemel siyasi buhran ve kargaşalara düşürmemek için, istikrar için tek alternatif, kim ve ne olduğunu bildiğimiz, vatanperverliği, milliyetçiliği ve sağduyusu kanıtlanmış olan Süleyman Demirel’in göreve devam etmesi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, şu sırada parti çıkarlarını ve kendi küçük hesaplarını bir tarafa bırakabilenler de aynı kanıdadırlar ve umulur ki milletvekilleri de, aynı düşüncelerle oylarını kullanacaklardır. Bakalım pazar günkü yazımda, hiç olmazsa bir süre için rahat bir nefes mi alacağım, yoksa çok muhtemel yeni bunalım senaryolarını mı ele alacağım? Hidayete mi erdiler? Eski Aydınlıkçı, Mao’cu, Atatürk konusundaki düşünceleri en azından muğlak ve son yıllarda, özellikle, 2000 dergisinde Öcalan’a bölücülüğe kucak açan, hatta Öcalan’ı ininde ziyaret ederek filmler, fotoğraflar çektiren -ve benim de ağır tarizlerime muhatap olan- Doğu Perinçek, ne oldu ise oldu. Son zamanlarda birden Atatürkçü ve Kemalist, oldu. TSK taraftarı oldu. PKK’ya ve bölücülüğe şiddetle karşı çıkmaya başladı. Hataları kabul edip, değişmek, düşünceleri değiştirmek büyük fazilet; Perinçek, eğer bu yeni fikirlerinde samimi ise kendisini kutlarım! Bir de şu var: Ünlü ‘68 kuşağının diğer Perinçek yandaş veya yoldaşları, mesela Şahin Alpay, Cengiz Çandar vb. de değiştiler ama, hiç de olumlu yönde değil; bunlar ve o eski yılların diğer azılı Avrupa, Amerika ve kapitalizm düşmanları, şimdi, Avrupa Birliği’nin, Amerika’nın, eskiden hep kötüledikleri “finans kapitalin” silahşörleri veya kalemşörleri oldular.. Ne demeli? Acaba ben mi yazdım? Ama şimdi önümde Perinçek’in İşçi Partisi lideri olarak “Ya Avrupa’nın egemenliği ya da ulusal devlet!” konulu bir açıklaması var... Kuzey Irak’ta sinsi sinsi yürütülen “Kürt Devleti” çalışmalarını ortaya koyuyor. Türkiye’nin sinsice bölünmesi tertiplerine parmak basıyor. “Türkiye AB kapısında parçalanmaktadır” diye feryat ediyor...ve “Türkiye AB üyeliğinden vazgeçtiğini ilan etmeli, Kemalist devrimle kurduğu ulusal devlet projesini tamamlamak için, Kürt-Türk tekmil milleti birleştirmeli, seferber etmelidir” diyor... Bu tebliğin hemen hemen tümü benim yıllarca söylediklerim, yazdıklarım, benim de uyarılarım. Altına rahatlıkla imza atarım...ve bir aralık, bir toplantıda bazı sözlerine kızıp üzerine yürüdüğüm Doğu Perinçek’i şimdi görsem, sarılıp öperim! Tabii samimiyetine inanmak için bu doğru yolda devam etmesi şart. Perinçek, niçin bu kadar değişti? Gerçekleri gördüğü ve hidayete ertiği için mi? Eski Demokrat ve Adalet Partili merhum Sadi Perinçek’in oğlunun nasıl olup da o istikametten saptığı beni hep düşündürmüş ve şaşırtmıştı. Geçenlerde Milliyet yazarı Necati Doğru, TSK için alınacak helikopterler konusunu ele almış ve bu diğer silahları, gerek olmadığı halde, silah lobisinin dürtüleri ile, adeta oyuncak gibi aldığımızı ifade etmiş. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de Ankara’daki silah lobisinin esiri haline geldiğini ima etmişti. Ben de onun bu dolaylı fakat çirkin imalarına gereken cevabı vermiştim. Herhalde benim yazım yüzünden fikirlerini değiştirmemiş veya değiştirmiş görünmemiştir. Ama anlaşılan, diğer gazetecilerle birlikte bu konuda aydınlatılmak üzere askerler tarafından Ankara’ya davet edilmiş ve bunun üzerine, şimdi de “Silahları almaya mecburuz” diye yazıyor. Bu kanaatinde samimi mi? O da mı hidayete erdi? Hiç sanmıyorum, başına bir yerden taş mı düştü diye sormak daha uygun. Siz söyleyene değil söyletene bakın!. Son yazısını dikkatle okursanız, görürsünüz ki “sivillerin düşünceleri” diye, hâlâ bu silahların şu ortamda gerekli olduğuna pek inanmıyor. “Babam öyle diyo!” üslubuyla, “Askerler öyle diyo” diyerek, o düşünceleri, pek inanmadan ve kerhen tekrarlıyor... Kısacası ben, Perinçek’in değiştiğine inanırım da Necati Doğru’nun bu konudaki fikri sabitlerinden vazgeçtiğine inanamam. Huy canın altındadır! Hani adamın birinin başı, boyuna “makas” diye tutturduğu için belaya girmiş.. Kurtulmak için, tutmuşlar herifi denize atmışlar da, boğulurken, o hâlâ elleri ile, makas işareti yapıp dururmuş! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Politikada yanlış olan bir şey vardır; diğerlerini ikna etmeye çalışırken kendimiz ikna oluruz veya ikna olmuş gözükürüz!” Junius-18. yüzyıl yazarı “Değişim, kötüden iyiye doğru da olsa, her zaman kolay ve mahzursuz olmaz!” Samuel Johnson (1709-1884)
Reklamı Geç
KAPAT