BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BM Suriye sınavında

BM Suriye sınavında

BM baştan aşağı yenilenmezse, Suriye’de ve dünyada daha çok zulüm ve adaletsizlik olacaktır.



ŞAM VE HUMUS EYLEMDE Beşar Esad taraftarları Şam’da zaman zaman gövde gösterisinde bulunurken, Humus’ta halk her gün ayaklanıyor ve meydanlara iniyor. Humus’ta muhaliflere destek veren askerlere halk sevgi gösterisinde bulunuyor. BAŞTAN AŞAĞI YENİLENMELİ BM’nin baştan aşağı yenilenip, her durumda etkili biçimde çalışan bir yapıya kavuşturulmaması durumunda, Suriye’de de, dünyanın başka yerlerinde de maalesef daha çok zulüm ve adaletsizlikler olacaktır. ZULMÜN ÖNLENMESİ İÇİN... Çözüm Birleşmiş Milletlerin reforma tabi tutulmasıdır. O gün gelene kadar zulmün önlenmesi Birleşmiş Milletlerin aldığı kararlarla değil, aklıselim sahibi devletlerin bir araya gelerek atacakları adımlarla olacaktır. BM İKİYÜZLÜLER TİYATROSU GİBİ Suriye halkına yapılan zulmün bir türlü durdurulamamasının arkasında “büyük güçlerin” Orta Doğu’yla ilgili çıkar çatışması yatıyor. BM ise gözlerini kırpmadan milyonlarca insanın hayatını üç kuruşluk çıkarlar için feda ettikleri “ikiyüzlüler tiyatrosu” olmanın ötesine geçemiyor. Birleşmiş Milletler Örgütü’nü kuran antlaşmanın giriş bölümü şu cümlelerle başlar: “Biz Birleşmiş Milletler halkları; bir insan yaşamı içinde iki defa insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli şartları oluşturmaya ve daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama şartları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya [...] istekli olarak, bu amaçları gerçekleştirmek için çaba harcamaya karar verdik.” HEDEFİNİN GERİSİNDE Arka arkaya gerçekleşen iki dünya savaşından sonra, bir daha benzer acılar yaşanmasını engellemek için kurulan Birleşmiş Milletler, varlığını sürdürdüğü 67 yıl boyunca bu hedefinin çok gerisinde kaldı. Ne devletlerin pek çok defa birbirleriyle savaşması engellenebildi ne de temel insan haklarının dünyanın her yerinde teminat altına alınması mümkün oldu. Dahası, kuruluş anından itibaren örgütün içinde var olan iki temel çelişki, uluslararası barış ve güvenliğin tesis edilmesine yönelik çok önemli adımların geciktirmeden atılmasını engelledi. VETO KULLANMA HAKKI Birinci çelişki, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ikinci maddesinde yer alan “Örgüt bütün üyelerin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur” ifadesinin, Örgütün en önemli organı olan Güvenlik Konseyi’nin işleyişi için anlamlı olmamasıdır. Güya küçük-büyük bütün devletlerin eşit olduğu bu sistemde, 67 yıldır bazı devletler “daha eşit” durumdalar. Sırf İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri arasında yer aldıkları için ABD, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere ve Rusya Federasyonu’nun Güvenlik Konseyi’nde yapılacak oylamalarda veto kullanma hakları var. ENGEL OLABİLİR Güvenlik Konseyi’nde, mesela geçmişte defalarca olduğu gibi, İsrail’in Filistin’deki eylemleri dolayısıyla kınanmasının öngörüldüğü bir karar tasarısının oylamasında 14 devlet “evet” oyu verse, tek başına ABD “hayır” dese, o kararın alınmasına imkân olmuyor. Keza kısa süre önce çok tartıştığımız gibi, Filistin’in BM’ye üye olarak kabul edilmesini Birleşmiş Milletler üyelerinin tamamına yakını desteklerken, ABD Güvenlik Konseyi’ndeki tutumuyla bu üyeliğin gerçekleşmesini tek başına engelleyebiliyor. Geçmişte daimi üyelerin engellemeleri yüzünden alınamayan kararlar sebebiyle birçok çatışma ve kriz zamanında müdahale edilerek durdurulamadı. Bosna’da 250.000 insanın katledilmesi zamanında alınacak yaptırım kararlarıyla önlenebilirdi. Ruanda’da bir milyon kişi, Birleşmiş Milletlerin kararsızlığı ve etkisizliği yüzünden göz göre göre soykırıma uğradı. Bu mu “egemen devletlerin eşitliği”? ÇELİŞKİLER YUMAĞI İkinci temel çelişki, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. Maddesinin 7. Fıkrasından kaynaklanıyor. Söz konusu düzenleme şöyle: “İşbu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler’e herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi, üyeleri de bu türden konuları işbu Antlaşma uyarınca bir çözüme bağlamaya zorlayamaz; ancak bu ilke, VII. Bölüm’de öngörülmüş olan zorlayıcı önlemlerin uygulanmasını hiçbir biçimde engellemez.” Bu düzenlemeye göre, eğer bir hükümetin kendi halkına zulmetmesi, kentlerini uçaklar ve tanklarla bombalayarak binlerce vatandaşını öldürmesi iç yetki alanına giren bir konu gibi değerlendirilirse, bu durumda Birleşmiş Milletlerin o devlete müdahale imkânı ortadan kalkıyor. Bu mu “temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine” inanmak? DAHA BÜYÜK KATLİAM Suriye’de, babasından daha zalim olma hedefine ulaşmayı kafasına koymuş Beşar Esad ve yardakçıları, demokratik ve insan haklarına saygılı bir ülkede yaşamaktan başka hiçbir istekleri olmayan Suriye halkını kitleler halinde yok ederken, bu konunun Suriye’nin iç meselesi olduğunu savunan Rusya ve Çin’in Güvenlik Konseyi’ndeki engelleyici tutumları sebebiyle hiçbir yaptırım kararı alınamıyor. Babası Hafız Esad’ın Hama ve Humus’ta yaptığı katliam uzun süre gizli kalmış, 40.000 kişinin katledildiği bu kentlerde olup bitenlere dair haber ve görüntüler dünya kamuoyuna neredeyse hiç ulaşmamıştı. Bugün ise Mevlid gecesinde Humus’ta Beşar’ın yaptığı katliam başta olmak üzere, Suriye’nin bütün şehirlerinde yaşananların görüntüleri an be an uluslararası medyada yer alıyor. Başta Türkiye ve İslam âleminin diğer ülkeleri olmak üzere, bütün dünyada tepkiyle ve nefretle karşılanan bu görüntüler, daha fazla geç kalınması durumunda gözü dönmüş Baas eşkıyası tarafından gerçekleştirilecek daha büyük katliamlar için bir karine teşkil ediyor. RUSYA VE ÇİN’İN PLANI Rusya ve Çin, Suriye’de gerçekleşenlerin bu ülkenin iç işi olduğuna yürekten inandıklarından değil, Orta Doğu’ya yönelik stratejik planlarının bir uzantısı olarak bu şekilde davranıyorlar. ABD’nin Irak’taki birliklerini tamamen çektiği, geçen hafta açıklanan orduda yeniden yapılanma programı çerçevesinde, bütçe problemlerini azaltmak için silahlı kuvvetlerinde indirim yapmaya başladığı bir ortamda, Rusya ve Çin dünya ispatlanmış petrol rezervlerinin %65’ini barındıran Orta Doğu’daki etkilerini artırmak istiyor. Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleriyle kurduğu stratejik iş birliği sayesinde bölgedeki üstünlüğünü her şeye rağmen devam ettiren ABD’ye karşı, İran ve Suriye’yle sıkı ilişkiler geliştirmek, Rusya ve Çin’in öncelikli politikaları arasında. Üstelik Libya’ya yapılan askerî müdahalenin, tamamen kendi kontrolleri dışında gerçekleşmesinin bu ülkedeki çıkarlarına zarar verdiğini düşünerek, Suriye konusunda ipleri elden bırakmak istemiyorlar. Uzun lafın kısası, Suriye halkına yapılan zulmün bir türlü durdurulamamasının arkasında “büyük güçlerin” Orta Doğu’yla ilgili çıkar çatışması yatıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ise kurulduğu günden itibaren, beş daimi üyenin dünyanın çeşitli yerlerindeki hâkimiyetlerini korumak için manevralar yaptığı, yeri geldikçe birbirleriyle pazarlıklara oturduğu ve hiç gözlerini kırpmadan milyonlarca insanın hayatını üç kuruşluk çıkarlar için feda ettikleri “ikiyüzlüler tiyatrosu” olmanın ötesine geçemiyor. REFORMA TABİ TUTULMALI Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi kendi aralarında anlaşabilirlerse Esad rejimine karşı önlem alacaklar. Ama yarın bir başka ülkede benzer bir durum ortaya çıktığında, aynı pazarlıklar yeniden başlayacak. Masum insanlar, sırf 67 yıl önceki bir savaşı kazandıkları için dünya hakkında söz söyleme hakkını ellerinde bulunduran beş ülkenin insafına muhtaç kalmaya devam edecekler. Bu böyle devam edemez. Birleşmiş Milletler sistemi anlamını kaybetmiş, kuruluş hedeflerinden uzaklaşmış, ne işe yaradığı belli olmayan saçma sapan bir platforma dönüşmüştür. Birleşmiş Milletlerin baştan aşağı yenilenip, her durumda etkili biçimde çalışan bir yapıya kavuşturulmaması durumunda, Suriye’de de, dünyanın başka yerlerinde de maalesef daha çok zulüm ve adaletsizlikler olacaktır. Rusya ve Çin’in bugünkü davranış tarzını, ileride diğer daimi üyeler de hiç düşünmeden, başka olaylar karşısında sergileyeceklerdir. Çözüm Birleşmiş Milletlerin reforma tabi tutulmasıdır. O gün gelene kadar zulmün önlenmesi Birleşmiş Milletlerin aldığı kararlarla değil, aklıselim sahibi devletlerin bir araya gelerek atacakları adımlarla olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT