BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Muhâcir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir

Muhâcir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir

Hicret etmek şartıyla bîat etmek, sonra da âilesini, mâlını, mülkünü terk ederek tek başına Medîne’ye hicret etmek fevkalâde kıymetli bir amel olmuştur...



Bundan önceki üç makâlemizde, “Müslümân, elinden ve dilinden, diğer Müslümânların zarar görmedikleri kimsedir. Muhâcir de, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir” hadîs-i şerîfinin baş tarafı üzerinde durmaya çalışmıştık... Hadîs-i şerîfin ikinci bölümü olan “Muhâcir de, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir” cümlesine gelince: Sevgili Peygamberimizin Medîne-i münevvere’ye hicretinden Mekke’nin fethine kadar, her tarafta Müslümânlar zayıf idi. Medîne’de ilk zamanlarda, Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm) siyâsî güçten uzaktı. Çünkü Müslümânların sayısı o sıralar orada azdı. Bunun için, hem Medîne’deki Müslümân sayısının artıp siyâsî ağırlık kazanılması, hem de taşrada Müslümân olanların İslâm’ı daha râhat yaşabilmeleri için âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i şerîflerde Müslümânlar ısrârla hicrete da’vet ediliyordu. Hattâ îmân nedir? diye soranlara, Peygamberimizin (aleyhis-selâm) “Hicret etmektir” şeklinde cevap verdikleri bilinmektedir. Bu ısrârlı teşvîkler sonunda, hicret etmek şartıyla bîat etmek, sonra da âilesini, mâlını, mülkünü, kurulmuş hayât düzenini terk ederek tek başına Medîne’ye hicret etmek fevkalâde kıymetli bir amel olmuştur. MEKKE’NİN FETHİNDEN SONRA Mekke’nin fethinden sonra vaziyet değiştiğinden, Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm) “Fetihten sonra, artık hicret yoktur” buyurmuştur. Ama Resûlullah (aleyhis-salâtü ves-selâm) hicret sevâbını aynen kazandıracak, başka amelleri de göstermiştir. Meselâ hicreti “...kötülüğü terk etmendir”, “...Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir” veya “Hâlbuki muhâcir Allah’ın harâm kıldığı şeyleri terk edendir” şeklinde değişik ifâdelerle îzâh buyurmuşlardır. Bu hadîs-i şerîfte de, Mekke’nin fethinden sonra, Müslümânlar için hicretin, hicret sevâbına ermenin yolunun, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk etmek olduğu ifâde edilmiştir. Bildiğiniz gibi, Allah’tan korkmaya, harâmlardan sakınmaya “takv┠denir. Seyyid, allâme İbn-i Âbidin hazretleri, kendi ismi ile meşhûr kitâbında “Harâmlardan sakınmaya ‘Takv⒠denir” buyuruyor. Takvâ, harâmlardan nefret etmek, harâm işlemeyi hâtırına bile getirmemektir. Allahü teâlâya yaklaşmak, Onun rızâsına ve sevgisine kavuşmak demektir. İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri, “Takv┠hakkında, bir kimseye yazdığı bir mektûbunda şöyle buyuruyor: “Allahü teâlâya hamd, sevdiği kullarına selâm olsun. Kıymetli dostlarımın dünyânın yaldızlı, süslü günâhlarına aldanmış olmasından korkuyorum. Bunların güzel ve tatlı görünüşlerine çocuklar gibi kapılacaklarını düşünerek çok üzülüyorum. İnsan ve cin şeytânlarının teşvîkıyle harâmlara kaymalarından ve böylece Allahü teâlâya karşı mahcûp olmalarından, utanacak hâle düşmelerinden çok sıkılıyorum. Tövbe ve istiğfâr etmeli, harâm ve günâhları öldürücü zehir bilmelidir. Allahü teâlâ lutfederek, acıyarak, kullarına çok şeyleri helâl kılmış, kullanılmalarına izin vermiştir. Rûhu hasta, kalbi bozuk olduğu için bunlarla doymayıp, bu bitmez-tükenmez helâlleri bırakarak İslâmın hudûdundan dışarı taşanlar, günâh ve harâmlara uzananlar ne kadar bedbaht ve zavallıdır. Dînimizin hudûdunu gözetmeli, buradan dışarı taşmamak lâzımdır. Âdet üzere, alışkanlık ile namaz kılan ve oruç tutan çoktur. Fakat İslâmiyyetin hudûdunu gözeten, harâm ve günâhlara düşmemeye dikkat eden pek azdır. Hâlbuki sevgili Peygamberimiz bir hadîs-i şerîfte: “Dînimizin direği, temeli vera’dır”, bir hadîs-i şerîfte de, “Hiçbir şey vera’ gibi olamaz” buyurdular.” VERA VE TAKVÂ... Yine İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Hindistân vâlîlerinden Hân-ı Hânân’a yazdığı mektûbunda özetle buyuruyor ki: “Mektûbuma Besmele ile (ya’nî Allahü teâlânın ismi ile) başlıyorum. Her hamd, şükür O’nun hakkıdır. Kıymetli ömrümüz günâh işlemekle, kusûr-kabâhat yapmakla, fâidesiz-lüzûmsuz konuşmakla geçip gidiyor. Bunun için tövbeden, Allahü teâlâya karşı boyun bükmekten söyleşmemiz, vera’ ve takvâdan konuşmamız hoş olur...” [Mektûb devâm ediyor, ama bizim yerimiz kalmadığı için bu kadarını nakledebildik.]
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT