BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yıllardır hâlâ yanarım!..

Yıllardır hâlâ yanarım!..

Bulgarca adı Cherno olan Yeni Pazar’dan sağa sapıp önce annemlerin köyü Mındırağaç’a geldik. Burada ninemleri tanıyan kimseye rastlayamadık.



Bulgarca adı Cherno olan Yeni Pazar’dan sağa sapıp önce annemlerin köyü Mındırağaç’a geldik. Burada ninemleri tanıyan kimseye rastlayamadık. Sofya’dan beri bizimle birlikte olup bize rehberlik yapan Mestanlı kasabasından bir soydaşımız bizi babamların köyü olan Himmet Köye götürdü. Babam ise orayı “Ümmet Köy” diye anlatırdı. Öğrendik ki asıl ismi “Himmet Köy” imiş. Köye geldik. Merakla sağa sola bakıyorum. Bir yamaçta geniş bir bahçe içine kurulmuş iki katlı bir evin yanında durduk. Bahçe kapısından içeri girdim. Anlatılmaz bir heyecan içindeydim. Rehberimiz bizi, bir dut ağacının altında abdestini almış da peşkir ile yani havlu ile kurulanan birinin yanına götürdü. Altmış beş-yetmiş yaşlarında biriydi: “Şevki Amca, sana bak kimleri getirdim. Bak bakalım tanıyacak mısın?” dedi. Yanımdaki Selami Durmuş’a baktı. Bakışları onda fazla eğlenmedi. Sonra bana baktı. Baktıkça gözlerini kırpıştırdı. Alt çenesinin ucu titremeğe başladı. “Bundan amcamın kokusu geliyor” diyerek gözyaşları içinde bana sarıldı. Müthiş bir an... 63 yıl sonra iki aile arasındaki ilk görüşme. Yıllar sonra hâlâ yanarım “Amca kokusu” nasıl bir şey diye soramadığıma. Şevki Amca ile ben, iki ailenin 63 yıl sonra görüşen ilk fertleriydik. Ağlaştıktan sonra avlu ile çevrilmiş bahçeye girdik. Kocaman bir ceviz ağacı... Babamın, dedemin çocukluğuna şahit olan ulu ağaç... Şevki Amca, iki katlı bu evi gösterdi: “Baban işte bu evde doğdu” dedi. Anlatılmaz duygular. Üst kata dışarıdan merdivenlerle çıkılıyor, evin alt katı ahır ve bir bakıma kışın tabii soba, kalorifer. Üst kata çıktık. Şevki Amcanın hanımıyla tanıştık. Karı-koca yalnız yaşıyorlar. Çoluk-çocuk hepsi kendi yoluna devam etmiş. Biraz sonra önümüze birçok mektup ve fotoğraf çıkardılar. Aklım başımdan gide yazmıştı. Daha önce görmediğim, çocukluk fotoğraflarım karşımdaydı. 1960’lı yıllarda ‘istida’ çok meşhurdu. “İstida” dilekçe demek... Türkiye’ye gelenler Bulgaristan’daki yakınlarını yanlarına almak için dilekçe veriyormuş. İki devlet, parçalanan aileleri birleştirmek için iki taraftan gelen dilekçeleri inceleyip uygun görülenlerin göç etmesine izin veriliyormuş. İşte bu istidalar zamanında babam da bizim fotoğraflarımızı çekip Bulgaristan-Kırcaali’deki Şevket Amcalara göndermiş. O yıllarda çekinerek geldiğim Bulgaristan’da ecdat yadigârı köyümüzü, akrabaları ve daha önce hiç görmediğim çocukluk fotoğraflarımı gör-müştüm. Anlatılmaz bir duyguydu... Halil Delice-İstanbul > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT