BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rıza Akdemir: Caanım Efendim -2-

Rıza Akdemir: Caanım Efendim -2-

Fakülte yıllarımızda, Rıza Akdemir’in bizden üstün özellikleri vardı. Evvela, kendi gayretiyle, bin yıllık eski alfabemizi öğrenmişti. Bizim, bön bön baktığımız eski Türkçe yazılmış kitaplarımızı, belgelerimizi, şiirlerimizi...



Fakülte yıllarımızda, Rıza Akdemir’in bizden üstün özellikleri vardı. Evvela, kendi gayretiyle, bin yıllık eski alfabemizi öğrenmişti. Bizim, bön bön baktığımız eski Türkçe yazılmış kitaplarımızı, belgelerimizi, şiirlerimizi... rahatlıkla okuyup anlatıyordu. Sonra, yabancı dil olarak Almanca’yı iyi biliyordu. Nitekim daha sonraki yıllarda Alman edebiyatının bâzı kitaplarını tercüme ederek dilimize kazandırmıştı. Edebiyat ve tarih konusunda da bizden ve çevresinden, çok daha zengin bilgilerle yüklüydü. Nasıl olduğunu, nereden çıktığını şimdi hatırlamıyorum. Agâh Oktay Güner, kalmış olduğu Milli Savunma Bakanlığı yurdunda, etrafındakilerle ciddi bir tarih münakaşasına girmişti. İş, kavga derecesine kadar alevlenmişti. Evimizdeki ekmek bıçağını koyun cebime koyup o yurda doğru koşmuştum. Bereket ki, ben gitmeden taraflar ayrılmışlardı. Ondan sonra, adımızın başına bir de “Abdülhamidçi” sıfatı eklenmişti. Dehşetli cehaletleri yüzünden bize horozlanan kimseler vardı. Bana da soruyorlardı: -Sen Abdülhamidçi misin? diyorlardı. Çok ciddi olarak cevap veriyordum: -Elbette! Elbette! -Niçin Abdülhamidçisin? -Çünkü Onu, çok haksız sebeplerle tahtından indirdiler? Ben, Sultan Abdülhamid Hânı, yeniden padişahlık tahtına oturtacağım. -Oğlum o çoktan öldü gitti! -Gerçekten mi? Allah Allah! Ben Sultan Abdülhamid’in öldüğünü bilmiyordum! Şaşırdım kaldım doğrusu! Rıza Akdemir, işi ciddiye alıyordu ve Sultan Abdülhamid Han hakkında büyük cehaletleriyle ve tam bir Ermeni ağzıyla konuşanları eşekten düşmüşe benzetiyordu. Ve işin güzel tarafı belirli bir zaman sonra, Siyasi Tarih derslerimizde, Prof. Coşkun Üçok, Rıza Akdemir’in iddialarını doğrular şekilde açıklamalarda bulunuyordu. -Çocuklar! Hızır gibi yetiştiniz! diyerek sevinmişlerdi. Rıza Akdemir hem fakülte yıllarında, hem de memuriyet hayatlarında, çevrelerindeki insanlardan çok daha zengin bir tarih, edebiyat ve din kültürüyle yüklüydü. Sözlerine “Caanım Efendim!” diye başlayan Rıza Akdemir, çok zarif, çok efendi bir yapıya sahipti. Kaymakamlık yaptığı ilçelerde, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığında, Siirt ve Balıkesir Valiliklerinde hep örnek insan, baba adam, mükemmel vali... olarak gösterildi. Yeri kolay kolay dolmaz, doldurulamaz münevver devlet adamlarımızdandı. Dünkü yazımda onun şahsi kütüphanesinde on beş bin kitabı olduğundan bahsetmiştim. Aşağıdaki kitaplarda da onun güzel ismi gülümsüyor: Bir Gün Gelecek-İnci Taneleri-Masal Çiçekleri-Çocuklarımıza Masallar-Dini Şiirler-Manzum Öğütler-Türk Gençliğine Mektuplar-Adalet (piyes) Çocuk Hikayeleri-İstanbul’dan Orta Asya’ya Seyahat-Güldeste-Dinî ve Millî Şiirler Antolojisi... Çevirileri: Şövalyenin Şatosu-Sevimli Kuzu-Şişedeki Cin-Türkmenler Arasında-İnatçı Kız-Şarkıcı Kanarya-Cesur Kız-Vatansız Adam-Yemin... Benim caanım efendim Rıza Akdemir’e siz de bir Fatiha okumaz mısınız?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT