BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Karanlıktaki güzellik: Mağara

Karanlıktaki güzellik: Mağara

Medeniyetin başladığı yer olan mağaralar, insanlık tarihinin ilk izlerinin yanında doğal güzellikleriyle de kendisine hayran bırakıyor.



Sevgili okuyucularımız, turizm sezonunun başladığı şu günlerde tatil programlarınızı yaparken gezeceğiniz yerlerde bulunan mağaraları da not etmenizi tavsiye ederim. Zira milyonlarca yıllık insanlık tarihinin ilk medeniyeti mağaralarda başlamıştır. Yine doğa olayları sonucu birbirinden ilginç ve bir o kadar da güzellik barındıran bu yer altı hazinelerini yakından keşfetmek size ayrı bir huzur verecektir. Bu hafta sizlerle Ankara Haber Merkezimizden Oğuzhan Şahin kardeşimizin Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın mağaralarla ilgili çalışmalarını anlatan yazısını paylaşmak istiyorum. TURİZME AÇIK MAĞARALARIMIZ Damlataş Mağarası (Alanya) Dim Mağarası (Alanya) Zeytintaşı Mağarası (Antalya) Gürcüoluk Mağarası (Bartın) İnsuyu Mağarası (Burdur) Kaklık Mağarası (Denizli) Dodurgalar Mağarası (Denizli) Karaca Mağarası (Gümüşhane) Zindan Mağarası (Isparta) Mencilis Mağarası (Karabük) Dupnisa Mağarası (Kırklareli) Tınaztepe Mağarası (Konya) Ballıca Mağarası (Tokat) Gökgöl Mağarası (Zonguldak) KORUMA ALTINA ALINACAKLAR Türkiye’nin yaklaşık yüzde 35’ini kaplayan jeolojik yapısının mağara oluşumuna elverişli olduğu vurgulanırken, bu yapı üzerindeki potansiyel ortaya çıkarılacak. “Türkiye Ulusal Veritabanı”nı oluşturmak, acil ve mutlak koruma gerektiren mağara ekosistemlerini belirlemek amacıyla başlatılan çalışmalarda, mağaraların turizm, yarasa gübresi alımı gibi çeşitli amaçlarla kullanıma sunulması da öngörülüyor. Sağlıklı verilere sahip mağaralar “Türkiye Ulusal Mağara Envanteri”nde toplanıyor. Yaklaşık 35 bin mağaranın olduğu tahmin edilen Türkiye’de bugüne kadar ulusal envantere giren mağara sayısının 1500 civarında bulunduğu kaydedildi. Çalışmalar çerçevesinde Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde bulunan tahminen 2 bin metre derinliğindeki Keş Dağı Düdeni’nde yerin 950 metre altına kadar inildiği bildirildi. Geçen yıl başlayan çalışmada, mağaranın ekosistemi de araştırılıyor. Isparta yakınlarında bulunan ve Türkiye’nin en uzun mağarası olarak bilinen Pınargözü Mağarası’nda yürütülen çalışmalarda da önemli ilerlemeler kaydedildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Karst ve Mağara Araştırma Grubu ile ortaklaşa gerçekleştirilen çalışma kapsamında 16 km. uzunluğu bulunan mağarada hidrojeolojik yapı araştırılıyor. Mağaranın bulunduğu Kızıldağ Milli Parkı içinde 13 yeni mağara da envantere girdi. İNSUYU, KÜRESEL MARKA OLACAK Burdur’daki İnsuyu Mağarası’nda 2011’de başlatılan ve Obruk Mağara Grubu ile ortaklaşa yürütülen çalışma kapsamında kuruyan göl probleminin de çözülmesi hedefleniyor. Turizme açılmış olmasına rağmen tamamı henüz araştırılmayan İnsuyu Mağarası’nın küresel ölçekte bir markaya dönüşebileceğini belirten yetkililer, ilk yıl çalışmalarında mağaranın 4 bin metrelik galerisinin haritalandığını bildirdi. Antalya’da bulunan Zeytintaşı Mağarası da mercek altına alınan yerlerden biri. 2010 yılından bu yana yürütülen çalışmalar sonucu envanter verilerinin oluşturulduğu ve mağaranın “Zeytintaşı Mağarası Tabiat Parkı” adıyla tescil çalışmasının yapılacağı belirtildi. Geçen yıldan bu yana, Bursa Ayvaini ve Oylat Mağaraları, Ankara Akin Mağarası, Isparta Zindan ve İnönü Mağaraları da araştırılıyor. Kırklareli’nde 24, Kastamonu ve Bartın bölgesinde 77, Eskişehir’de 9 mağarada çalışmalar tamamlanırken, etütler çıkarıldı ve envanter verileri oluşturuldu. Diğer mağaralar da peyderpey incelenecek. BİLİMSEL TİTİZLİK GEREKTİRİYOR Değerli okurlar, Mağaracılık; mağaraların araştırılması, incelenmesi, haritalanması amacı ile yapılan bilimdir. Bu bilim dalının adına ise “Speleoloji” (mağarabilim) denmektedir. Ülkemiz hakikaten mağaralar bakımından çok zengindir. Ancak bu yeraltı formasyonlarının insanların ziyaretlerine açılmadan çok titizlikle ve bilimsel yöntemlerle hazırlanması gerekmektedir. Size yaz aylarının başlangıcında sağlıklı ve neşeli günler diliyorum, sevgiyle kalın. TOROSLAR VE BATI KARADENİZ Türkiye, mağaralar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. 35 bin tane olduğu tahmin edilen mağaralarımızın çoğunluğu Orta ve Doğu Toroslar ile Batı Karadeniz Bölgesinde yer almaktadır. Mağaraların müdavimleri YARASALAR Mağaralarda yaşayan az sayıdaki canlılardan en önemlisi ‘Yarasalar’dır. Bu kuş gibi uçan memeli hayvanların ülkemizde bulunan cinslerinin boyu serçe parmağımızı geçmeyecek kadar küçüktür. Binlercesi mağaranın uygun kuytu tavanlarına tersten asılmış vaziyette gündüz vaktini uyuyarak geçirirler. Son derece ürkek, ışığa ve gürültüye çok hassastırlar. Gece olunca mağaranın belirli yerlerinden ve çatlaklarından doğaya besin aramaya çıkarlar. Kanatları zar gibi ince olup çok süratli ve sessiz uçarlar. Havada karşılarına çıkan uçan böcekleri, tatarcıkları, gece kelebeklerini ve özellikle sivrisinekleri avlarlar. Görme duyusu çok iyi gelişmemiş yarasalar, uçarken çıkardıkları yüksek frekanstaki seslerin herhangi bir yüzeye çarpıp geri dönmesiyle (ekolokasyon) aradaki mesafeyi hesaplamakta ve bu yetenekleriyle karanlıkta rahatlıkla uçarak avlarını kolaylıkla yakalayabilmektedirler. Yarasa, ses-yankı sistemiyle bezenmiş canlı bir radardır. 200 bin frekanslı sesleri rahatlıkla duyarlar. İnsan ise frekansı azami 20 bin olan titresimleri ses olarak algılayabiliyor. Tespit ettikleri avın kaçabilmesi imkansızdır. Bu sahip oldukları yeteneklerle faydalı hayvan sınıfına girerler ve tarım alanlarında uçuşan zararlıları ve insanları taciz eden sivrisinekleri, sıtma sineği dahil olmak üzere avlarlar. Bu özel hayvanların tek yaşam alanı mağaralardır. Bu bilgiyi sizlere korunması gereken hayvanların başında geldikleri için sunmak istedim. Dünyada yaşayan her canlı çeşidinin bir hikmeti vardır. Birbirleriyle olan ilişki ve etkileşim milyonlarca yıldır devam eden “Doğal Denge”yi sağlar. GDO’LU PAMUK tartışması Dünyada pamuk ihtiyacı sürekli artış gösterirken, Batılı şirketlerin kârlarını artırmak için genetiği değiştirilmiş pamuk tohumları geliştirmeleri büyük tartışmalara yol açtı Her yıl 25 milyon ton pamuk tekstil fabrikalarının yolunu tutuyor. Sürekli artan hammadde talebini karşılamak için 1996 yılından bu yana genleri değiştirilmiş tohumlar kullanılıyor. Araştırmacılar bitkinin genetik şifresine kısa adı Bt olan “Bacillus thuringiensis” adlı bakterinin genlerini enjekte etti. Dolayısıyla yeni geliştirilen ürüne de “Bt-pamuk” adı verildi. Yerleştirilen genler, bitkinin zararlı organizmaları öldüren pestisit yani zehir üretmesini sağlıyor. GDO’lu tohum üreten firmalar arasında ABD’den Monsanto, İsviçre’den Syngenta ve Almanya’dan Bayer gibi şirketler var. Müşterileri ise gelişmekte olan ülkeler. Örneğin Bayer, dünyanın önde gelen pamuk üreticilerinden biri olan Hindistan’a tohum satıyor. “Kırmızı Benekli”yi kurtarma operasyonu Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, 2005 yılında bilinçsiz ve aşırı avlanma sonucu nesilleri tehlike altına giren Kırmızı Benekli Alabalıkların (Salmo trutto macrostigma) çoğaltılması için, 2012’de Munzur Çayı’na 40 bin alabalık bırakıyor. 2006-2007 yıllarında Munzur ve bağlı kollarından Maçka Altındere Alabalık Üretme ve Yetiştirme İstasyonu’na getirilen 80 adet anaç (damızlık) alabalıktan, 2012 yılı dahil olmak üzere 49 bin adet yavru alabalık üretildi. 2013’te ise 200 bin yavrunun Munzur’a bırakılması planlanıyor. Fotoğrafçılar doğa için ava çıkıyor! Doğa Araştırmaları, Sporları ve Kurtarma Derneği (DASK) tarafından bu yıl 16’ncısı düzenlenecek olan “Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması” 16-19 Mayıs 2012 tarihleri arasında Samsun’un Vezirköprü ilçesinde düzenlenecek. Çocukların da katılacağı ödüllü yarışmada Vezirköprü’nün yaylaları, geyikleri, Hitit, Roma ve Osmanlı yapıları, evleri ve insanları görüntülenecek. Yarışmaya Hollanda, Yunanistan, Ürdün, KKTC, ve İran’dan da fotoğrafçılar katılıyor. Atlar ilk nerede evcilleştirildi? Cambridge Üniversitesi’nden bilim adamları, atların bundan yaklaşık 6 bin yıl önce Avrasya Bozkırları’nda (Ukrayna, güneybatı Rusya ve batı Kazakistan) evcilleştirildiğini ileri sürdüler. Araştırmaya göre, evcilleştirilmiş atlar yol boyunca kısraklarla çiftleşerek Avrupa ve Asya’ya yayıldılar. Uzmanlara göre, bu dönemde atlar binmek, et ve sütünden yararlanmak amacıyla kullanıldı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT